SAĞLIK MI ÖNEMLİDİR, EKONOMİ Mİ?

Bu soru doğru değildir; ama öncelikli olma açısından bazı durumlarda alternatifler arasında tercih önem kazanır. Açıktır ki, günümüzdeki gibi aşırı saldırgan salgın hallerinde sağlık önlemlerinin kesin önceliği vardır. Bugün sağlık önlemlerinin önceliği, hatta aciliyeti vardır. 

Dikkat edersek, bugün sağlık önlemlerinin aciliyeti de aslında örtülü olarak ekonomi mantığına oturmaktadır. Mesele şudur ki, bugün ekonomiden fedakârlık ederek sağlık alanında alabileceğimiz her önlem ileriye ne denli az can kaybı ve düşük maliyet yıkarsa ekonomiden o denli tasarruf etmiş oluruz. Özellikle de bulaşıcılığı çok yüksek olan hastalıklarda bu durum daha da katlanarak karşımıza çıkar.

Bulaşıcılıktan söz ederken doğrudan ekonominin alanına girmiş oluyoruz. Şöyle ki, bir kişideki hastalığın, özensiz davranışlarla başka kişi ya da kişilere sıçraması iktisat alanında “dışsallık” kavramı ile açıklanabilir. Anlatım şöyledir; doğal olarak herkesin kendi çıkarı doğrultusunda kendi çevresindeki davranışı o kişiyi ilgilendirir ve birey kendi refahı açısından hiçbir kısıtlamaya maruz kalmak durumunda olamaz. Bu koşulda bireyin davranışına getirilen herhangi bir kısıtlama onun özgürlüğünü tehdit olarak engellenir ve bireysel hakların ihlali olarak görülür. Buraya kadar bir sorun yoktur. Ancak, eğer böylesi izole sandığımız koşullarda sürdürülen davranışlar diğer şahıslar üzerinde de etki oluşturuyorsa durum karmaşıklaşır ve kamu otoritesinin müdahalesini gerektirir. Zire ilk kişinin davranışının sonucu salt kendisi ile sınırlı kalmamaktadır. İşte bugün böyle bir koşulla karşı karşıyayız. Bir salgın var ve davranışta gözeteceğimiz özen salt kendimizi değil, diğer bireyleri de aynı derecede etkilemektedir. Benzer durum çocukları kızamık vb gibi bazı salgınlardan koruyan aşılarda da geçerlidir. Bir ailenin çocuğu üzerinde, çocuğa zarar vermeyecek tüm haklara sahiptir, ancak aşı meselesinde bugünkü salgına benzer bir durum söz konusudur. Aşısız çocuk ileriki dönemlerinde rahatsız olabileceği gibi, bu rahatsızlık yakın çevre üzerinde de etkili olacağından aşı kararının ebeveynlere bırakılması doğru bir davranış olarak görülemez. Aşı tartışmalarının yaşandığı dönemde çok hazin bir manzara şu idi; önemli siyasi liderlerin ailenin çocuğuna aşı yaptırma kararında özgür olabileceği gibi akla ve bilime aykırı görüşlerde bulunmuşlardı. Bu lidere sormak gerekir: ileride bu çocuklar hasta olup, hastalığı çevreye yaydıklarında oluşacak ıstırap ve ekonomik maliyeti siz mi karşılayacaksınız? Çünkü böyle bir kanaat sahibi lider kanaatini ulu orta serdettiğinde işin maliyetine de, kamu bütçesinden değil, kendi kesesinden karşılamak durumunda kalmalıdır.

Görülüyor ki, salgınlar ya da bulaşıcılar durumunda kişisel özgürlükler ikinci plana atılır ve kamusal otorite öne çıkar. Kamusal otorite dendiğinde hemen merkezi devlet anlaşılmamalıdır. Bilinçli bir inansın salgını ya da bulaşıcılığı önlemeye çalışan davranış modeli o insanın vicdanında kamusal otoriteyi temsil eder; yani o kişinin çevrenin de çıkarını ya da aksi halde uğrayabileceği maliyeti dikkate alarak kararını verip, davranışını ona göre ayarlamasıdır. Böylesi bilinç aşamasının oluşmadığı koşullarda doğal olarak kamusal yasaklar veya engellemeler devreye girer. Kamusal yasak ya da engellemelere yol açan davranışlar sergileyen basiretsiz topluluklar üzerinde açılan bu kanaldan despotik yönetim kurmaya çalışan idareleri de böylesi halk topluluğu hak ediyor demektir! O nedenle, demokratik ve özgürlükçü toplum seçişimiz derecesinde toplumsal bilinci yüksek şuurlulukla içimizde hissetmeli ve davranışımızı ona göre ayarlamalıyız. 

Salgın, bulaşıcılık ya da herhangi bir hastalıkla mücadele kaynak kullanarak üretilen çok değerli bir hizmettir. Bu hizmetin bireye sağladığı yarar çok yüksek olduğu için piyasada değişim değeri de yüksektir. Ondan dolayı olağan koşullarda da sağlık hizmetine olan talep yüksek olduğundan, hizmete olan arz da daima kârlı faaliyet alanında üretilir. İşte ekonominin insanları ve toplumları yanılttıkları nokta tam da burasıdır. Şöyle ki, akıllı ekonomi ve sosyal programlamalarla olağan sağlık sorunları hafifletilebileceği gibi, aniden çıkan salgınlar karşısında da ekonominin koşullara aynı hızla uyum sağlaması da sağlanabilir. Bunun yolu da sağlığın özelleştirilmeyip, kamusal alanda ve koruyucu sağlık önceliğinde sunulmasıdır.  Koruyucu sağlık hizmetleri olası hastalıkları önleyeceği için tedavi edici sağlık alanına fazla iş bırakmaz. Ne var ki, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinin dayatılması sermayeye ve profesyonel sağlıkçılara kârlı piyasa açma olanağı yarattığı için halk nezdinde de sakıncalı görülmemiştir. Hatta işler o denli ilerletilmiştir ki, lüks otel kavramı ile geniş alanlara inşa edilmiş özel hastaneler bakımsız kamu hastanelerini geri plana itmiş ve kalabalıklara karışmadan lüks hizmet alan hastalar da bu durumdan memnun olmuşlardır. Hastaların tedavi ve bakımı için makul boyutlarda kullanılması gereken alanların, varsıl ailelere doğum için sunulan çift odalara ya da çeşitli estetik ameliyatları sonrasındaki konforlu odalara dönüştürülmesi, hasta ve yakınlarının cebini boşaltması tedavinin verdiği coşku ile perdelenmiştir. Oysa böylesi süreçler ekonominin sağlık için ayırabileceği kaynakların anlamsız israfı ve toplumda haksız kaynak dağılımı anlamına gelir. 

Sağlıkta özelleştirmeler öyle bir yere gelir ki, günümüzde görüldüğü üzere yaşanan salgınlarda hizmet düzeyi ve kalitesi aniden yükseltilemez, kaynaklar aniden gerekli alanlara mobilize edilemez. Sonuçta yaşanan sıkışıklık aceleyle yanlış kaynak düzenlemesine ve cana mal olur. Bugün ülkemizde yaşanan durum böyle bir manzara sergilemektedir. Sağlığın özelleştirildiği hemen her ülkede yaşananlar ortadadır. O kadar ortadadır ki, plansızlık ve önlem eksikliği nedeniyle hızla yayılan salgın, gözlerimizi sağlığın özelleştirilmesi yanlışlığından, salgının şiddetine çevrilmesine neden olmaktadır. Evet, salgın çok şiddetlidir, ama görece bilinçli ve hizmetin kamusal alanda verildiği ülkeler ile tam tersi ülkeler karşılaştırıldığında ekonominin ve kapitalizmin insanları sürüklediği para ve şaşaa hırsının ürettiği patolojiler açıkça görülecektir. 

Umalım bu salgını olabildiğince az can kaybı ile atlatalım. Umalım, bu felaket bittikten sonra politikalarımızı düşünüp, daha kalıcı, daha sağduyulu ve aklıselim alanlarda yolumuza devam etmeyi yeğleriz.       

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.