Salda Gölü ve Köprüçay’ı tamamen kaybedebiliriz!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Dünya Su Günü’nde Türkiye’nin 50 ilinde toplam 100 su varlığının kuruma ya da kirlilik riskiyle karşı karşıya olduğu ortaya çıktı. TEMA’nın hazırladığı risk haritasında, Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Salda Gölü ile kanyonlarıyla ünlü Köprüçay da yer alıyor…
 
Her yıl 22 Mart’ta kutlanan ‘Dünya Su Günü’nde Türkiye’nin su kaynaklarının kuraklık ve kirlilik tehdidi uyarısı geldi. TEMA Vakfı’nın hazırladığı Türkiye’nin Su Varlıklarına Yönelik Tehditler Haritası’nda 50 ilde toplam 100 su varlığının kuruma ve kirlilik tehdidi altında olduğu uyarısına yer verildi. Barajlar, HES’ler, tarımsal ve endüstriyel kirlilik su varlıkları için en büyük tehdidi oluşturuyor. TEMA gönüllülerince hazırlanan risk haritasında, Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Burdur’daki Salda Gölü ile Isparta ve Antalya sınırlarından geçen kanyonlarıyla ünlü Köprüçay da yer alıyor. Risk altında bulunan ancak henüz üzerinde çalışılmamış bir çok su varlığı bulunduğuna işaret eden TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç, “Tehdit altında olan başka su varlıklarının tespit edilmesi ve haritanın güncellenmesi için herkesi katılımcı olmaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
 
Her yıl 22 Mart’ta kutlanan ve su kaynaklarının verimli kullanılmasına yönelik bilinç oluşturmayı amaçlayan ‘Dünya Su Günü’ dolayısıyla bir açıklama yapan TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç, “Hiçbir karşılık beklemeden canlılara hizmet sunan ormanlar, erişilebilir tatlı suların yaklaşık yüzde 75’inin sağlanmasında rol üstleniyor. Ekolojik işlevleri ile birlikte ormanlar dünya nüfusunun yüzde 20’sine geçim olanakları sunuyor. Orman varlıklarını iklim değişikliği, yangınlar ve ormansızlaşma gibi etkenler olumsuz etkiliyor. Bu açıdan ele alındığında orman varlıklarının korunması için yüksek düzeyde hassasiyet gösterilmesi gerekliliği öne çıkıyor” diye konuştu.
TEMA50 İLDEKİ SU VARLIKLARININ RİSK HARİTASINI HAZIRLADI
İklim değişikliğinin sadece dünyayı değil, Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bir konu olduğunu vurgulayan TEMA Vakfı Başkanı Ataç, “Geçen yıl yaz aylarında yaşanan aşırı iklim olayları ile iklim değişikliğinin etkisini Türkiye’de de hissetmeye başladık. Bunun gibi sayılabilecek farklı etkiler de mevcut. Bugün iklim değişikliği ile birlikte ortaya çıkan suyla ilişkili krizleri görüyoruz. Bitki örtüsünün, toprağın, nehirlerin ve göllerin bozulması sellerin, kuraklığın, su kirliliğinin şiddetini ve etkisini daha da artırıyor. Ekosistemlerimizi ihmal ettiğimizde, hayatta kalmak ve gelişmek için ihtiyacımız olan suya erişimimizi zorlaştırıyoruz. Doğa temelli çözümler birçok su sorununu çözme potansiyeline sahiptir. Bu kapsamda yeni ormanlar oluşturulması, nehirlerin taşkın yataklarına yeniden bağlanması ve sulak alanların iyileştirilmesi su döngüsünü yeniden dengeleyecek ve hayatı olumlu etkileyecektir. Bununla birlikte 2016 yılında Türkiye’deki su sorunlarını tespit edebilmek için vatandaş bilimi yöntemi ve gönüllülerimizin kıymetli destekleri ile Türkiye Su Varlıklarına Yönelik Tehditler Haritası’nı hayata geçirdik. Gönüllülerimiz bugüne kadar 50 ilde 100 vaka tespit etti. Ancak maalesef tehditlerle karşı karşıya olan ve henüz bu çalışma ile belgelenmemiş birçok farklı su varlığı var. Tehdit altında olan başka su varlıklarının tespit edilmesi ve haritanın güncellenmesi için herkesi katılımcı olmaya davet ediyoruz. Haritaya katkı sağlayan temsilcilerimize ve gönüllülerimize teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı.
BM RAPORU: ‘DÜNYANIN SUYUNUN YÜZDE 1’İ İÇMEK İÇİN KULLANILIYOR’
Birleşmiş Milletler ise Dünya Su Günü için çarpıcı veriler içeren bir rapor derledi. Rapora göre 2,1 milyar insan güvenli bir şekilde yönetilen içme suyu hizmetlerine erişemiyor. 2050’ye kadar dünya nüfusunun 2 milyar artması ile birlikte su talebinin bugüne göre yüzde 30 oranında artacağı tahmin ediliyor. Dünyada su tüketiminin yüzde 70’i sulama amaçlı tarımda kullanılıyor. Yüksek su stresi ve nüfus yoğunluğu olan bölgelerde bu rakam yükseliyor. Sanayi, enerji ve üretim suyun yüzde 20’sini kullanıyor. Kalan yüzde 10’luk kısım evsel kullanıma giriyor. İçme suyu için kullanılan oran ise yüzde 1’den daha az.

100 YILDA SULAK ALANLARIN ÜÇTE İKİSİ İNSAN ELİYLE YOK EDİLDİ
Bugün potansiyel olarak şiddetli su kıtlığı olan bölgelerde yaklaşık 1,9 milyar insan yaşıyor. 2050 yılına gelindiğinde bu yaklaşık 3 milyar insana yükselebilir. Yaklaşık 1,8 milyar insan kirli bir içme suyu kaynağı kullanıyor. Küresel olarak toplum tarafından üretilen atık suyun yüzde 80’inden fazlası, arıtılmadan veya tekrar kullanılmadan çevreye geri akıtılıyor. Sel baskını riskine maruz kalan insanların sayısının 2050’de 1.6 milyara çıkacağı tahmin ediliyor. Bugün yaklaşık 1,8 milyar insan arazi bozulumu ve çölleşmeden etkileniyor. Ormanlık arazinin en az yüzde 65’i bozulmuş durumda. 1900 yılından beri insan faaliyetinin bir sonucu olarak doğal sulak alanların tahmini yüzde 64-71’i kaybedildi. Her yıl 25 ila 40 milyar ton toprak tarım kaynaklı toprak erozyonuna uğruyor. Bu durum ürün verimini ve toprağın su, karbon ve besin maddelerini düzenleme kabiliyetini önemli ölçüde azaltıyor.
TÜRKİYE’NİN SUYU KORUYAN KANUNA İHTİYACI VAR
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün (DSİ) 2009’da yayımladığı Türkiye Su Raporu’na göre Türkiye kişi başına düşen 1400 m3 su varlığı ile su stresi yaşayan ülkeler arasında yer alıyor. İklim değişikliğinin etkisi ile ülkemize düşen yağışın yüzde 40’a varan oranlarda azalacağı ön görülüyor. Türkiye artan nüfusu ile su kıtlığı çeken ülke haline gelebilir. Aşırı kullanım nedeniyle kurak günlerin sigortası olan yer altı suları azalıyor. Bu bakımdan suyun korunması gereken bir varlık olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Su varlığını korumak için mevcut kanun ve yönetmeliklerin geliştirilmesi gerekiyor. Öncelikle suyu korumayı ve geliştirmeyi hedefleyen bir su kanununun yasalaşması gerekiyor. Bu sebeple, TEMA Vakfı 2010-2011 yıllarında akademisyenler, danışmanlar, hukukçular ve uzmanların katkısıyla su kanunu tasarısı için bir öneri hazırladı. 2012 yılında karar vericiler ve kamuoyu ile paylaşılan TEMA Vakfı Su Kanunu Tasarısı önerisi, su varlığının korunmasında hukuksal, yönetimsel ve etik yeni ilke ve kurallar getiriyor. TEMA, tasarı önerisi ile karar vericileri ekosistemlerin su hakkını ve toplumun kaliteli ve yeterli suya erişim hakkını temel alan önerilerinin dikkate alınması çağrısında bulundu.
RİSK HARİTASINDA YER ALAN SU VARLIKLARI: EĞİRDİR GÖLÜ
Türkiye’nin ikinci büyük tatlı su gölü olan Eğirdir Gölü’nün kirlilik tehdidiyle karşı karşıya olduğu belirtilen TEMA’nın su varlıklarını tehdit eden risklerle ilgili çalışmasında, kirlilik nedenleri arasında plansız yapılaşma ve hatalı tarım uygulamaları olduğu belirtilerek, tehdidin ciddi noktaya doğru ilerlediği kaydedildi. 1990 yılından bu yana süren Eğirdir Gölü’ndeki kirlilik tehdidinin ortadan kaldırılması için henüz çok geç olmadığının altın çizilen çalışmada, bu amaçla ilgili kurum ve kuruluşların bir arada çalışması gerektiği vurgulandı.
Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Burdur’un Yeşilova ilçesindeki Salda Gölü
Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Burdur’un Yeşilova ilçesindeki Salda Gölü
KÖPRÜÇAY BARAJ VE HES’LER YÜZÜNDEN TAMAMEN KURUYABİLİR
Akdeniz Bölgesinin en önemli akarsularından biri olan Köprüçay’ın da baraj ve HES’ler yüzünden kuruma tehdidi altında olduğu kaydedilen TEMA’nın risk haritasında, “Toros Dağlarından doğarak doğa harikası kanyonlardan geçen Köprüçay, Serik’in güneyinden Akdeniz’e dökülür. İki tarafı dik, çıkılması hemen hemen imkansız olan kanyonlardaski yer altı suları ile beslenen Köprüçay, Türkiye’nin en güzel tabii rekreasyon alanlarından birini teşkil eder. Kasımlar Barajı sebebiyle doğal ve tarihi sit alanı olan Köprülü Kanyon’un suyu tamamen kuruma riskiyle karşı karşıyadır” ifadelerine yer verilirken kuruma riskinin geri dönüşü olmayan bir noktada olduğuna dikkat çekiliyor.
SALDA GÖLÜ CİDDİ KURUMA RİSKİ ALTINDA
TEMA’nın risk haritasında yer alan su kaynaklarından biri de Burdur’daki Salda Gölü. Bembeyaz kumsalları ve turkuvaz sularıyla Türkiye’nin Maldivleri olarak anılan Salda Gölü’nün de 2015 yılından bu yana kuruma tehdidiyle karşı karşıya olduğu vurgulanarak, “Göl oldukça iyi kalitede, berrak, temiz ve turkuaz mavisi suya sahiptir. Doğal güzellikleri turizm açısından önemlidir. Görüntü kirliliği, tarımsal atıkların gübre ve pestisit, ahır, besihane yüzey akışı ile sulara taşınmaktadır. Gölün su seviyesinde meydana gelen azalma sonucu yüzey alanının daralması, habitat kaybı ve göldeki endemik türlerin geleceği konusunda endişe yaratmaktadır. Salda Gölü’nü besleyen Düden Çayı üzerinde gölet yapılmak istenmesine yönelik tepkiler sürmektedir.Tehdit ciddi bir noktaya doğru ilerlemekte ama geri döndürmek zor da olsa hala mümkün” uyarısına yer verildi. 
SU KAYNAĞI ÜZERİNE YAPILAN GÖLETLER BURDUR GÖLÜNÜ KURUTUYOR
Gölü besleyen dereler üzerine yapılan göletlerin tehdidi altındaki bir başka göl olan Burdur Gölü’de TEMA’nın risk haritasında yer aldı. 1990 yılından bu yana kuruma tehdidi ile karşı karşıya olan Burdur Gölü’ndeki tehdidin ciddi boyutlarda olduğu kaydedilen TEMA’nın çalışmasında, “Dışarıdan akış almadığından barajlar ve HES’ler sebebiyle su döngüsünün tahrip edilmesi Burdur Gölü’nü tehdit etmektedir” denildi.
BEYŞEHİR GÖLÜ KİRLİLİK TEHDİDİ ALTINDA
Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölünün sularının Konya Ovası’nın sulanmasında kullanıldığına dikkat çekilen risk haritasında, havzalar arası su transferi, endüstriyel faaliyetler ve yanlış tarım uygulamaları yüzünden gölün 2000 yılından bu yana kirlilik tehdidi altında olduğu kaydedildi.
İZNİK, EBER, SEYFE, SAPANCA VE ULUABAT GÖLLERİ RİSK HARİTASINDA
Afyonkarahisar Eber Gölü, Kırşehir Seyfe Gölü, Bursa Uluabat ve İznik gölleri ile Sapanca ve Tuz Gölü’nün kirlilik ve kuruma tehdidi altında olduğu uyarısına yer verilen TEMA’nın risk haritasında ayrıca Türkiye’nin yaklaşık 50 ilinde 100 su kaynağının tehdit altında olduğuna dikkat çekildi.
 
 
Önceki haberMacaristan’a Türkiye’den yatırım 
Sonraki haberAKP’li belediye FETÖ’cü şirketin belgesiyle taş ocağı işletecek!
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

six − 2 =