Samimiyet…

Samimiyet…

0
PAYLAŞ

Siyaset samimi olmayı yanında taşımaz, siyasette önemli olan çıkarlardır ve çıkara uygun davranış değişiklikleri olur…

Siyasette önemli olan gündem belirlemektir, gündemin akıntısına kapılmadan yol almaktır… Gündemin akıntısı peşinde takılıp gidene siyaset yapıyor denmez, olsa olsa yedek güç olarak işlev görürler… Gündem belirleyenlerin yedek gücü…

Siyaset içinde solun ortadan kalkması 12 Eylül ile bizde olmuştur, üzerine gelen ‘galsnost’ (açıklık) politikası ile evrensel boyuta dönüşmüştür. Evrensel anlamda solun gündem dışına düşmesi ile birlikte, liberal politikaların yedek gücü konumuna dönüşmüştür. Liberal politikalar dediğime bakmayın, global firmaların ihtiyaçları yönünde politik söylem geliştiren bir konuma gelmiştir. Bunun en çıplak olarak yaşandığı ülke Almanya ve İngiltere olmuştur. İşçi sınıfının yüzyılda gerçekleştirdiği birikimini, iki sosyal demokrat hükümet sırasında sorunsuz şekilde erimiş, yok olmuştur. Global çapta söylenen krize çare olarak, işçi sınıfının kazanımları harcanmıştır. Bizde ise, durum daha vahimdir, çünkü sosyal demokrat politika dahi üretmeyen sol, ırkçı söylemlerin yedek gücü konumuna gelmiş ve oluşturulan söylemlerin tartışmacı konumundan öteye gidememiştir.

İsrail yönüne doğru çıkan gemilerin oluşturmuş olduğu ‘tek vücut’ politikası içine, sol istisnasız şekilde katılmış olması ve sokaklarda ‘Katil İsrail’ diye bağırmaları, ‘tekbir’ getirenlerin kuyruğuna takıldıklarını gizleyememiştir. Planlı bir şekilde kurgulandığı çok açık olarak görülen bir olayda, sol kuyruk olmuş, üstelik Hamas gibi bir örgütü Filistin halkının temsilcisi olarak görmüştür. Hamas örgütünün yaptıklarını bir anda temize çıkarmışlardır. Temize çıkarırken, geçmişe doğruda selam göndermeyi unutmamışlar ama tarih bilincinin olmaması yüzünden selam gönderdikleri Filistin temsilcisini karıştırmışlardır. Filistin Halk Kurtuluş Örgütü yerini Hamas alıvermiş! Bu kadar hata kadı kızında da olur! Bu karıştırma sol için önemli değildir, sokaklarda en azından özgürce bağırmışlardır.

Halk ayağa kalkmış, sol onları yalnız mı bırakması gerekliydi… Siyaset, samimi olmayı getirmediği için, çıkara uygun davranılması gerekliydi… Bu olayı yobazlara mı bırakacaklardı, elbette gerçek İsrail düşmanları kendileriydi ve bu düşmanlığı tüm çıplaklığı ile göstermeleri gerekliydi. El altında tuttukları Filistin bayrakları ile sokaklar ‘Katil İsrail’ sesi ile doldurulmalıydı ama tekbir sesleri onları bastırmıştı. Önemli değildi, bağırıyorlardı, yeterliydi… Sol, 12 Eylül’den beri yaptığını yapmıştı, gündemin arkasına düşmüştü yine…

Dinci örgütler ve liberal yapılanmalar; iktidar partisinin yedek gücü olarak sivil toplum örgütleri kurmuşlardır. Bu örgütler sol söylemleri kendi amaçlarına uygun olarak kullanmayı seçmişlerdir, çünkü kendi dilleri ile seslendiklerinde gelecek kesim yoktu, çünkü zaten yanlarındaydı, yanlarında olmayanları yanlarına çekmek için başka söylem gerekliydi, bu söylemde sol söylem olmak zorundaydı. İnsan hakları, kardeşlik, bir arada yaşam, bilmem kimin arkadaşları falan filan gibi uzayacak söylemleri en iyi şekilde kullanırken, sembolleri de kullanmayı ihmal etmediler. Bu sembollerin ve söylemlerin yaratıcıları yaptıkları şeye o kadar inandılar ki, kime hizmet ettiklerini sorgulamadan her yerde kendilerini gösterdiler. Her şey özgürlük içindi… Sol özgürlük demekti… Ailesini dahi solcu yapamayanlar, sol adına ahkam kesmeyi sevmişler ve hatta adam yerine bile konulur olmuşlardır. Gazetelerde köşe yazarlığı bile hediye edilmiştir! Hatta gazete hediyesi bile yapılmıştır… Özgürce ve hiç sansüre uğramadan yazma hürriyeti! Kişiye sansür uygulanmasına gerek yoktur, çünkü onun kapı kulluğu gerektiği gibi otosansürü yaratacaktır… Bu kapı kulluğu içinde; diğer dine inançta olanlar, ırka sahip olanlarında olması şaşırtıcı gelmesin, çünkü Osmanlı geleneğinde, kapı kulları genelde dönmelerden oluşur, dönene de geçmişin nedir diye sorulmaz!

İktidar partisinin hedefleri yönünde eylem yapanlar, iktidar partisini çekinerek eleştirmekten de geri durmazlar, bu sayede inandırıcılıklarını pekiştirmek isterler. Bu iktidar döneminde yapılan haksızlıklar genelde görünmez, görünenler ise törpülenerek verilir, aslında o onu yapmak istememiştir ama birilerin zorlaması ile yapmıştır ya da malum örgüt yaptı, bunların üzerine atıyor. Başbakan eleştiriler karşısında ne der, hepsi ideolojiktir!

Bu iktidar döneminde açılım olur, içeriği belli olamayan açılımın savunucuları görevlerini laiki ile getirir. Açılım içinde bir çok kişi tutuklanmış, öldürülmüş göze gözükmez. İktidar hata yapmaz, iktidarı zor duruma düşürmek isteyenler öldürür, malum nedenlerden dolayıdır. İktidar seviciliği o kadar işlemiştir ki, iktidarın organize edilen işlerden de payına düşüne geliri almayı ihmal etmezler. Edebiyat, sanat günlerinin vazgeçilmezi olurlar, bir de devlet ekranında program vermece, oğul baba ne güzel yakışır birbirlerine…

Savaşa hayır, barış için yürüyüş yapalım derler… Genelde eylemler hep bir caddede olur ve hep aynı güzergah seçilir. Akşam saatleri uygundur, iş çıkışı daha kalabalık olur. Bazen öğlen yemek saati de olabilir… Söz ve eylem ilk bakışta ret edilemeyecektir, çünkü ölüme karşı yaşamı savunan her eylem desteklenmelidir, ama eylem yapanların niyetleri öyle değil… Çünkü onlar savundukları kesim emir vermiştir, öldürün diye, ötekide görevini yapıyor. Şimdi görevi yapana karşı geliniyor ama emir verene karşı gelinmiyor. Emir veren masum ve ak pak gibi karşımızdadır. İktidar tarihimizin en demokrat iktidarıdır, onların döneminde zorunlu din dersi mahkeme kararı olmasına rağmen uygulanır önemli değildir. Sivas katliamın yapıldığı yer olduğu gibi durur, müze için bile kılını kıpırdatmaz. Okullardaki sınav sistemi sürekli değişir, çocuklar kobay olmuştur ama önemli değildir. Ölümler ve öldürmeler hızlı bir şekilde devam eder, önemli değildir. Başbakan azarlar, baş tutar, en büyüktür… Onun bilgisi dahilinde insanlar ölüme gönderilir, ölüme gönderen suçlu gözükmez, saldıracağı bilinen devlet saldırdığı için katildir. Sanki ilk defa katil olduğunu bilirmişiz gibi aaa gerçekten mi diyeceğiz! Tekbir sesleri ile birlikte tek vücut olacağız! (Bu sefer 6-7 Eylül olaylarında olduğu gibi dükkan yağması olmadı ama bir papaz öldürüldü.)

Sol haksızın yanındadır, haksızlık kim yapıyorsa karşısında durur! Olaylara bakıyorsunuz, görünene karşı direnenler, emir verenlere ve politika belirleyenlere karşı sesleri çıkmıyor. Sol politik arenada yoktur, yok olduğu gündeme belirleyememesinden bellidir. Bugün sol adına konuşan; partiler, dernekler, vakıflar, evler vb ne halde örgütlenmişlerse örgütlenmişler, yayınladıkları bildiriler, açıklamalara bakın ve altındaki imzayı kapatıp tekrar okuyun kimin yazdığını dahi tespit edemezsiniz… Sol, kuyruktan kurtulmadığı sürece, sol olamayacaktır… Bugün yapılan eylemler ve açıklamalar samimi değildir, samimi olmadığı içinde hayat içinde karşılığını bulamıyorlar…

Bugün sol, AKP ve Amerika’nın belirlediği gündemde piyon rollerini en iyi şekilde oynamaya devam ediyor…

Uluslar arası bir vakfın portakal devrimi içinde de rollerini iyi oynayan sol söylemli bir çok solcuyu görmek şaşırtıcı değildir. Bazı haber portalları ve dernekleri bu vakıf sermayesi ile solculuk yapmaya devam ediyor… Üniversitesi olması şaşırtıcı bile değildir, gerçekten o üniversitede sendika için mücadele edenler vardı değil mi, ne oldu sendikalı olabildiler mi, işten atılma tehditleri yapılıyordu en son okuduğumda! Solun sahip olduğu yerde sendikalı işçi olmaz, çalışanı yoldaştır ve özveri göstermek ile yükümlüdür.

Şimdi burada bahsedilen gerçek sol mu? Elbette değil, gerçek solcular sanırım hala yenilginin sarsıntısını atlatamadığı için gündeme dahi gelemediler… Gündem belirlemedikleri içinde sol yoktur… Tarih bilinci içinde, geçmişten aldığı misyonu küçük çıkarları yönünde değiştirmeden olduğu gibi koruyan bir çok solcu vardır, bu solcuların yan yana gelip gerçek sol politika üretmelerini tarih dayatmaktadır, umarım bu dayatmanın karşılığı olur! Gündemin peşine takılıp, kendi gündemini oluşturamayanlar sol adına konuşmaya ve eylemler yapmaya devam edeceklerdir…


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

BİR CEVAP BIRAK