Sanat eserlerine saygı

Sanat eserlerine saygı

0
PAYLAŞ

artık kaybolmaya yüz tutmuş tiftik keçilerinin heykelleri vardır. Testisi elinde bir Anadolu kadını, çoban köpeği tiftik keçilerinden oluşan heykellerin olduğunu görürsünüz. İşte bu heykellerin, heykel düşmanı magandalar tarafından boynuzları, kulakları kırılmış.


Yine gençlerin en çok gezip eğlendiği Yüksel Caddesinde de, bir insan heykeli vardır. Resimde görüldüğü gibi, heykelin sol ayağı ve cebi kırılmış. Bu olaylar, halkımızın içinden çıkan magandaların heykele karşı düşmanlını gösterir.


Yurdumuzun birçok ilinde, son yıllarda, özellikle yontu sanatına karşı saldırılar olduğunu, yontuların resimlerdeki gibi, şurasını burasını kıranları, ne ki yontuları alıp götürenleri görüyoruz. Oysa bu tür sanat eserleri çağdaş bir şehirlerin süsüdür. Avrupa’nın bütün şehirlerinde birbirinden güzel yontu sanat eserleri meydanları, parkları, caddeleri süsler.
Ayrıca, bazı sanatçıların NÜ resimlerinin ya boya ile, ya da bıçak gibi nesnelerle çizilip bozulduğunu resim sergilerinden görüyoruz. Ne yazık ki, bazı şartlanmış kafalar, heykel sanatı ile, kafasındaki dinsel kökenli bağnaz “put” la bağıntı kurarak, sanatçıların yontularına saldırmakta zarar vermekteler.


Geçmiş yıllarda, Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, beğenmediği böyle sanat eserlerini görünce, “içine tüküreyim ben böyle sanatın” diyerek, böyle olumsuz bir tavır sergilemişti.


“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu konuda neler söylüyor:


“-Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin gerektirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur”.


Mustafa Kemal’in Muhsin Ertuğrul’la ilgili olayı da yazılmaya değer. Özellikle bu günlerde, sanat kurumlarında yönetici konumunda olanların kulağına küpe olacak önemli bir dersi de içermektedir çünkü.


Muhsin Ertuğrul, bugünkü adıyla İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Genel sanat yönetmenidir.
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk de Dolmabahçe’de kalmaktadır o günlerde…
Bir gece Gazi’nin oyun izlemeye geleceği duyurulur Muhsin Ertuğrul’a…


Herkes telaş içindedir… Çünkü oyunun başlama saati gelmiştir ancak Mustafa Kemal gecikmiştir…


Ne olacaktır şimdi?


Muhsin Ertuğrul tam saatinde başlatır oyunu…


Bir süre sonra Gazi gelir…


Yanındakiler korkarak oyunun başlatıldığını haber verirler Gazi’ye…


“Ya, öyle mi? Bitimde görüşürüz Muhsin Ertuğrul’la..”  der ve locaya girip oyunu izler…


Oyunun bitiminde beğeniyle alkışlamaktadır aktörleri…


Muhsin Ertuğrul girer Gazi’nin yanına.


Gazi ayağa kalkar:


“Sizi kutlarım..” der. “İşinizle ilgili ciddiyetiniz, ülkenin gelişimini ciddiye aldığınızı da gösterir. Biz geç geldik… Oysa böyle bir kurum perdesini zamanında açmak zorundadır. Görevinizi yaptığınız için özellikle kutlarım sizi..”


Muhsin Ertuğrul’a böyle söylediği için kimse şaşırmamalı…


Çünkü daha ileriki yıllarda yanındaki yönetici takımını “Efendiler! Bakan, Başbakan hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz…  Ancak sanatçı olamazsınız!” diye uyaracak kadar yanında olacaktır sanatçının ve sanatın…


Güzel sanatların, sanat yapıtlarının kültürel gelişmeyi sağlayan en önemli bir unsur olduğunu pek az lider görmüştür. Atatürk, “Sanatçı cemiyetle uzun ceht ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hissedendir” diyerek bir sanatçıdan toplum için ne beklediğini de ortaya koymuştur. Bir başka konuşmasında, heykel yapmanın önemine dikkat çekerek, heykeltıraşlığın gelişmesini teşvik eder. 


Kendi sağlığında birçok heykeli dikilen Atatürk’ün, bu konuda bir isteği bulunmadığı, ancak sırf bu sanatın gelişip ilerlemesi için kendi heykelinin yapılmasına ve dikilmesine razı olduğu anlaşılmaktadır. Cumhuriyetin 10. yıldönümünde ise, Anadolu ya `Yurt Gezileri’ adı altında ressamlar göndermiştir. Bu ressamlarımızın yaptığı eserler Ulus’ta 1947 yılında yanan Eski Maarif Vekâleti binasının çatı katında “Türk İnkılâp Sergisi” adı altında sergilenmiş ve açılışı da bizzat Atatürk tarafından yapılmıştır.


Atatürk sanatın, özellikle de güzel sanatların gelişmesinde ve ilerlemesinde ufuk açıcı ve yol gösterici olmuş, sanatın her cephede gelişmesini sağlamıştır
                 
OSMANLIDA HEYKELE BAKIŞ


İlk bahriye müzemiz II. Abdülhamit’in emri ve zamanın şehzadesi Osman Cemalettin Efendi’nin ilgisiyle açılmış. Müzede bulunan palabıyıklı leventlerin mankenlerini, heykellerini Bediî Usta adlı bir hevesli sanatçı yaparmış. Bediî Usta o denli güzel harikulâde manken heykeller yaparmış ki, görenler hayranlıkla izler, canlı zannedermiş.


Bediî Usta yaptığı birbirinden güzel mankenlerde malzeme olarak, ağaç, alçı, balmumu, ceylan ve koyun derisi, insan saçı ve sakalı kullanırmış. Yaptığı heykeller öylesine güzelmiş ki, görenler hayran kalırlarmış. Heykelin Osmanlıda, “putla” benzetme yapılarak, dinsel baskı nedeni ile yasak olduğu ülkede, Bediî Usta oğlu ile birlikte gizlice yaptığı birbirinden güzel heykelleri el altından satar, nafakasını çıkarırmış.


Bu ocağın en iyi heykeltıraşının yaptığı heykelleri görenlerin hayran kaldığı mankenleri, şeyhülislâm görünce öfkeye kapılmış: ”Allahın yarattıklarını bu kadar mükemmel taklit etmek Allah’la bir çeşit boy ölçüşmek olarak” görüldüğünden, mankenler müzeden kaldırılmış; müzedeki kadırgalar arasına, yerlerine iğreti korkuluklar yerleştirilmiş.


Böylece Bediî Usta (bu ilk hevesli, becerikli, heykeltıraşımız) heykel ve mankenlerini baskı ve yasaklar yüzünden satamaz. Bir sanatçının yaratma, sanat ve beceri gücü, bağnazca görüş yüzünden yok edilirken, Bediî Usta sefil, perişan olur. (Kaynak: Mağaradakiler Cemil Meriç Sf:32)


Biz de çağdaş dünyada yerimiz gururla yer almak istiyorsak, sanata ve sanatçılara saygılı olalım, sanatı ve sanatçıları sevelim. (Kaynak:http://www.derki.com/joomla/index.php?option=com_content&task=view&id=168&Itemid=27)


ckulaksizster@gmail.com.tr

BİR CEVAP BIRAK

15 + four =