SANATTAN… Modern sanatın ‘Prometheus ‘u

Florasan lambası, sınırlı sayıda renk, şekil ve boyutlarda seri olarak üretilen, ucuz, kişisel olmayan, değiştirile bilinir, işlevsel bir  madde olması nedeniyle sanata oldukça uzak bir madde gibi görülebilir. Amerikalı sanatçı Dan Flavin’i (1933-96) çeken, florasanların belkide bu özellikleridir. Onun, ışığın içinde bulunduğu mekanı değiştirebilme yetisini fark etmesi ve ilk defa 1957’de tekrenkli tuvallerinin üzerine lambalar yerleştirmesiyle ışık, bir “hammadde” olarak sanatın diline girmiştir.

Londra’da, Hayward Galeri’de açılan retrospektif sergisi, Dan Flavin’in 1960’lardan 1990’lara kadar sadece ışıklarla yarattığı işlerin önemli bir kesitini veriyor.

İşlerinde, ready-made başlangıç noktası olmasına rağmen Flavin, bu noktanın bir adım ötesindedir. Dükkandan alınan florasanlar aynen, hiçbir değişiklik yapılmadan sergilenir. Flavin’in deyimiyle “neyse odur”. Ancak, özellikle de, bugünkü sanat yapıtlarında sık sık görülen ‘ready-made’ anlayışını aştığı nokta, örneğin Duchamp’ın Pisuvarı’nın aksine, florasanların aydınlatma işlevinin, sergilendikten sonra, yani bir sanat objesine dönüştükten sonra da sürmesidir. (Galeride sergilenen işlerin yaydığı ışık dışında başka bir ışık kaynağı yoktur) Işık burada, hem sanatın bir ham maddesi hem de retinal gerçekliğin kaynağı olarak neredeyse mutlaklaştırılmıştır. Işık her şeydir Flavin’in işlerinde. Işıkların sönmesiyle sanat da, yaşam da  kaybolur onun dünyasından. Bu özelliğiyle tinsel bir boyutu da vardır. İlk insan için ateş neyse, Flavin için ışık odur. Prometheus’un tanrılardan ateşi çalıp insanlara verdiği gibi o da, ışığı estetiğe kazandırmıştır.

Estetiğin sorunları olan, renk, çizgi ve formun florasan ışığıyla çözülmesine de tanık oluyoruz Flavin’in işlerinde. Florasan lambalarını kullanan Flavin’in “paleti” sınırlıdır; kırmızı, yeşil, sarı, beyaz ve mor. Ancak o yinede, yan yana yerleştirilen florasanlardan yayılan ışıkların karışarak ara renkleri, açık-koyu tonal farklılıkları oluşturması ya da  florasanların yere, duvara, yatay-dikey asılarak yapılan yapısal düzenlemelerle oluşturulan kompozisyon, bir sanat eserinde karşılaşılan sorunların ışıkla nasıl çözülebileceğini gösterir.

Flavin, minimalist bir sanatçı olarak bilinir ancak bu özelliği minimalizmin onun  kendi seçtiği bir estetik dili olmasından öte, malzemenin ona sunduğu bir olanaktır. Florasan lambası ve ışık onun kullandığı tek malzeme olması açısından, işleri minimalisttir. Fakat yarattığı sonuçlar minimalizmi aşar. Diğer bir deyişle Flavin’in işlerinde minimalizm, örneğin, Carl Andre’de olduğu gibi bir “izm” halinde değildir, minimal anlatı adeta kaçınılmazdır onda.

Önceden bilinen bir nesne, görülmese dahi dokunularak ya da görme dışında duyular sayesinde tanımlanabilir. Görme duyusuyla tanımlama açısından ışığa bağımlılık, aslında sanatın “varlık” nedenidir. Işık olmayan bir yerde bir sanat eseri, bir nesne olarak varlığını sürdürmesine rağmen bir güzellik nesnesi olarak ortadan “kaybolur”. Sanatın ışığa olan bu bağımlılığı Flavin’in işlerinde bir üst boyuttadır. Karanlıkta, bir nesne olarak florasan boruları varolabilmesine rağmen, ona estetik değerlerini yükleyen “elektrik”tir. Bu yönüyle, ışıklar söndürülünce işlevsiz bir nesneye dönüşen bir tuval resmiyle  aynı özellikleri taşısa da, sanatın antropolojik kökeninden uzaklaşıp, teknolojinin, insanın doğasında ve toplumsal yapıda getirdiği değişimlere işaret eder. Sanattan dürtüsel öğenin yok olma sürecini, yalın bir dille estetik değerlerin altını çizerek veren ender bir ifade yeteneğine sahiptir Flavin.

Flavin’in işlerinin (ışığın doğası gereği) iç mantığı ışığın yayılma özelliği açısından, içinde sergilendiği mimari yapı, renk ve ışık kaynaklarının (florasanlar) yapılandırılması üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda çalışmalar, sergilendiği mekan ve izleyicinin işlere yaklaşma açısına göre de değişebilir. Örneğin, tünel gibi hazırlanmış bir koridorda, florasan lambalarının ortadan dikey olarak yerleştirildiği çalışmaya (Untitled-to Jan and Ron Greenberg-1972-73) bir yönden yaklaşıldığında, yeşil rengin hakim olduğu bir ışık “duvar”ının sağ köşesinde sarı bir açıklık fark edilir. Bu sarı bir şerit halindeki açıklığa, arkadan yaklaşıldığında ise, hakim olan sarı “duvar” içinde, yeşil bir şeride dönüşür. Bu instalasyonda, yan yana yaşayan farklı kültürlerin, biçimsel farklılıklarını koruyarak  benzeşmeye başlaması ve bunun ancak farklı pozisyonlardan ya da yer değiştirerek izlenebileceği gerçeğinin, bir ışık düzenlemesiyle anlatıldığı ileri sürülebilir. Tünel şeklindeki instalasyonun, ortadan florasanlarla bloke edilmesi bu farkları/benzerlikleri aynı anda gözlemlemeyi engeller. Bu yönüyle, bir tarafta durulurken, diğer tarafın görüntüsü ancak bellekteki imgeyle vardır. Bir yandayken, diğer taraftaki gerçekliğin elle tutulur, fiziksel yapısı yoktur. “Öteki” gibi o da, “orada” “uzakta” bir yerdedir. Sanal bir imgenin varlık nedenleri hakimdir burada yaratılan gerçekliğe. Bu yaklaşım, epistemolojik bir gerçeklik olarak Flavin’in tüm işlerinde uygulanmıştır.

Serginin ilk girişinde izleyicileri karşılayan (Untitled-to you, Heiner, with admiration and affection-1973) yeşil florasanlardan oluşturulmuş “bariyer” daha somut fiziksel bir engel, sınır yaratır. Bu düzenlemenin arkası görülür ancak oraya geçmek olası değildir. Oradan bulunulan noktanın nasıl görünebileceği ancak hayal edilebilir. Bu instalasyon “öteki”ne nostaljik bir ağıt gibidir. Sınırlar, bariyerler şiirsel bir anlatımla hatırlatılır izleyicilere . Yeşil florasan lambalarından oluşan ve 10 metreyi bulan uzunluktaki bu “bariyer”in yeşil pırıltılarına bir süre bakarsanız, bariyerin arkası görünmez olur. Büyüleyici bir sınır bölgesi, güç alanı yaratır bu ‘yeşil hat’.

Flavin, yarattığı bu özgün estetik dille resim, heykel ve mimarlığı tek bir formda birleştirmeyi başarmıştır. Kullandığı florasanlarla, resmi çerçevesinden kurtarırken, heykelin kaidesini de ortadan kaldırır. Kullandığı sınırlı malzemeyle, sanatın sınırlarını zorlar. Köşelere yerleştirdiği tek florasanlarla Süprematist yapısalcılığa, yarattığı sade imgelerle Mondrian’ın “arı” diline yaklaşır ve üst üste yerleştirdiği kırmızı ışıklarla Barnett Newman’a atıfta bulunur.

Flavin’in ışıkla anlatımı, çağdaş sanatın önünde başka sorular da bırakmıştır: Özellikle sanat eserinin orijinalliği ve geçiciliği sorunlarında.. Elektrikler kapatılınca ne olur? Lambalar yandığı zaman değiştirilmek zorunda olunduğundan, değiştirilen lambalar –özellikle sanatçının ölümünden sonra- orijinallerinin yerini tutabilir mi? Florasan lambaları artık eskisi kadar yaygın kullanılmadığı için eğer bir gün üretimi durursa ne olacaktır?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × five =