SANATTAN… Sanat talanı

Japon sanatçı Tomoko Takahashi’nin Londra’nın elit galerilerinden Serpentine Galerisinde açtığı serginin kapanışı daha çok ses getirdi.

3 yıl öncesinin ‘Turner Prize’ ödülü adaylarından olan sanatçı, ikinci el dükkanlardan, çöp bidonlarından ve kullanılmış eşya bulunabilecek her yerden, topladığı oyuncak ağırlıklı, eski dikiş makenlerinden, elektrik süpürgelerine, tenis raketinden, bisiklete kadar bir evde bulunabilecek her türlü evşyayı galeride düzenlemiştir. Sanatçının, ‘düzen ve Kaos’ un bir irdelenmesi olarak açıkladığı yerleştirme, mutfak, yatakodası gibi bir evin bölümlerine göre sınıflandırılan eşyaların  yerlerde yığınlar halinde toplanmasından oluşmaktadır. İlk bakışta galeri, bir bitpazarı görüntüsünü andırır. Serginin son günün de ise  sergilenen her “şey” halka dağıtılmıştır.

Düzen ve kaos dikotomisi (dichotomy-birbirleriyle ilintili olan ancak keskin bir şekilde ikiye ayrılan olgular) eski Yunan’dan beri insanlığın sorguladığı bir olgudur. Ancak bu sergide sanatçının bu  olguya hangi açıdan yaklaştığı, nasıl bir perspektif getirdiği ya da -en azından- bu konu hakkında ne düşündüğü hakkında bir ipucu elde etmek olanaksızdır. Bu, düzen-kaos ikileminin karmaşıklığı, yerleştirmenin kompleks bir yapıda olmasından ya da kullanılan nesnelerin, “şey”lerin, günlük, basit (her gün gözümüzün önünde olması nedeniyle) banal olmasından da değildir. Sorun, sergilenen nesnelerin, düzen-kaos ilişkisi temelinde konumlandırılması konusunda bir yaklaşım eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Serginin,  düzen ve kaosun irdelenme perspektifinden yola çıkılarak hazırlandığı ya da izlenen yönteme bu kavramların temel alındığı konusunda bir delil yoktur. Daha çok, sanatçının, kendisine cazip gelen “şey”leri topladıktan sonra, nesneleri ortalığa yayıp, aklına  ilk gelen bir olguyla sergiyi açıklamak isteğinden yola çıktığı izlenimi vardır. Takahashi’nin nesneleri topladıktan sonra, bir ay boyunca galeriye kapanarak -hatta geceleri de orada kalarak- nesneleri yerleştirip, onlara, kendi işlevleri dışında, yeni  anlamlar vermeğe çalışması noktasından düşünelim. Yine de bu düzenlemeyi, hiç bir ön düşünce, taslak, desen yapmadan, eline fırçaları, boyaları alıp, bir tuvalin önüne oturmuş bir sanatçının çalışma sistemiyle açıklamak güçtür.

Kavramsal sanatın genellikle, sunu öncesi yapılan açıklamalara  ihtiyacı olduğu bilinir. Ki bu çoğu zaman, işin kompleks olmasından çok zayıflığından ya da işin, düşüncel açıklamanın bir ilüstrasyonu haline gelmesindendir. Kavramsal sanatın kendini açıklama endişesi, anlaşılmamak ya da izleyicinin sanat eserini algılama noktasının, sanatçının düşüncelerine paralel olmayacağı temelinde değildir. Zaten böyle bir amaç da olamaz. Kavramsal sanat, izleyiciyi düşünceye zorladığı bağlamda başarılı olur.

Bu perspektiften Takahashi’nin işine baktığımızda, görülebilen sadece ‘kaos’ tur. Yani, düşünsel ve sunu anlamında, düzen ve kaos kavramlarının arasında gerçekte varolan yakın ilişki yoktur.

Belkide serginin en ilginç yeri, sonunda nesnelerin halka dağıtılması bölümüdür. Kaosun düzene yaptığı anıştırma, gerçekten bu dikotominin birbirlerine değerek sorgulandığı tek nokta aslında burasıdır.

Satın alınan eşyalar sahipleri tarafından  kullanılmış, artık ihtiyaç olmadığı, bıktırdığı için satılmış ya da atılmış ve bunlar tekrar Takahashi tarafından toplanarak,  kendi işlevleri dışında yeni bir anlamla yüklemlenmişlerdir. Sergilenen nesneler daha sonra da yine halka ‘geri’ dağıtılmışlardır. Bu anlamda, kapitalist toplumundaki aşırı, anlamsız  tüketime bir anıştırma yapılarak, nesnelerin üretim-satın alınma-kullanılma-atılma çevreninde süregiden sirkülasyonuna müdehale edilmiştir.

Ancak bu müdehalede altı çizilmesi gereken nokta, sanatçının  toplum içindeki konumudur. Sanatçının bit pazarında aynı nesneleri toplayan ve satan herhangi bir kişiden farklı bir statüsü vardır. İşte bu statü, ona nesneleri “vaftiz” etme yetkisi verir. Nesnelerin kutsanması sadece, sanatçının onları toplaması, galeride düzenlemesi ve izleyiciye sunmasıyla gerçekleşmez.

Vaftiz eyleminin asıl bileşenleri, sanatçıyı tanıyan otoriteler (ana görüşün temsilcileri, bunu ‘papalık‘a benzetebiliriz) Serpentine galerisinin (bu yapı içinde, çağdaş sanatın önemli kiliselerinden birisidir) mekan olarak seçilmesi ve izleyicilerin de (inananlar) bu kurumlara sorgusuz boyun eğmesi olgularıdır. Bu üçgen içinde yaratılan ‘dini’ atmosfer, her şeyin yapılabilmesi ve herkesin ikna edilebilmesi için gerekli koşulları yaratmıştır. Serginin sonunda, sergilenen tüm nesnelerin halka dağıtılması ritüeli olaya daha da mistik bir atmosfer katmıştır.

Bu dağıtım ritüeli sırasında, Serpentine Galerisinin müdürü (‘piskopos‘) tüm olayın ululuğuna yakışır bir şekilde ve görevinin vakurluğuyla, dağıtılan “şey”lerle birlikte yazılı bir açıklama yapar. Bu açıklamada, “bu nesneler bir sanat eseri değildir. Onlar sanatçının sizlere bir hediyesi, gerçekleştirdiği projenin bir hatırası” olduğunu hatırlatmakla aslında, sergilenen nesnelerin ‘eBay’ gibi internet sitelerinde, (başka inananlara) açık artırmada satılmalarını önlemeye çalışmaktadır.

Nesnelerin bir ‘mucize’ sonucu dönüşüme uğrayan kutsanmış cisimlerinin halka, bir rahibin, İsa’nın bedeni ve kanını temsilen şarap ve ekmek dağıtması havasında veren beyaz önlüklü galeri çalışanları, atmosfere  gerçeküstü bir renk de katar. Bütün bunlarla, sabahın erken saaatlerinden beri bir “şey”ler alabilmek için uzun kuyruklar oluşturan kalabalığa, içinde bulundukları olayın sıradan bir deneyim olmadığı, çok önemli bir olayın şahidi, parçası oldukları hatırlatılmak istenir.

Bütün bu ritüel Ortodoksların paskalya ayinlerini andırır.  Kilise çalışanları ve inananlar günlerce çalışarak genellikle tahtadan yaptıkları, ‘epitaf’ı (İsa’nın tabutunu temsil eder. Ancak Tabut şeklinde değil bir tür mahfe ya da tahtırevan biçiminde yapılır) çiçekçilerden aldıkları çiçeklerle süslerler. İsa’nın çarmıha gerildiği günün akşamı her kilisenin kendi yaptırdığı, kendine özgü epitaf halk tarafından omuzlarda kilisenin çevresinde gezdirilir. Törenin sonunda da halk kutsanmış epitaftan bir parça evine götürebilmek için birbirini yer.

Kavramsal olarak ortaya konulanın maddeleşmemesi sonucu, düzen/kaos ikilemi kaba, gülünç bir sahnelenmeye dönüştürülmüştür. Bunun nedeni düzen/Kaos dikotomisinin sanatsal bir çözümlemeyle irdelenmesi yerine, sosyolojik bağlamda, insanların günlük deneyimlerinin ve bunların kolektif sonuçlarının görselleştirilmesi temelinde ele alınmasıdır.

Ortaya çıkan yerleştirme, belli bir düşünsel perspektiften yorumlanarak, bir şair, yazar ya da yoğrum sanatlar sanatçısının ifadesinden uzak, sosyolojik ve içinde bulunduğu çevre (galeri/müze) itibarıyla da ‘antropolojik’ bir düzenlemeye dönüşmüştür. Böylelikle, günlük deneyimin ve bu deneyimlerin araçlarına ‘arkeolojik’ kalıntı rolü verilerek, tarihi, bugünle; politikayı da kültürle değiştirme çabasının banal bir örneği ortaya çıkmıştır. Burada öne sürülen bir komplo teorisi değildir elbette. Sadece, postmodern projenin yaşamın dokularına yerleşmesi ve bunun, sanatta sezgisel dışa vurumunun bir örneğinin altı çizilmek istenmiştir.

_______________

*Sanatçı, Londra’da yaşıyor

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.