SANATTAN… Tarihin dönüşü

Tate Modern Galerisi (TM) iç düzenlemesini değiştirerek, geleneksel “izm”lere geri döndü. Eserler artık, Kübizm, Minimalizm, Sürrealizm, Soyut Ekspresyonizm kavramları altında sergileniyor.

TM müzesi açıldığı 2001 yılından beri, kronolojik ya da sanat akımlarını temel alan geleneksel düzenleme yerine, manzara/madde/çevre, nü/eylem/beden, natürmort/gerçek yaşam/nesne, ve tarih/bellek/toplum başlıkları altında düzenlenmişti. İngiltere’nin ilk ve tek modern sanat müzesi, modern sanat tarihinin ‘geleneksel’, ‘muhafazakar’ ve ‘hiyerarşik’ anlatımını daha baştan reddediyordu.

Varolan gelenekleri yıkması, içinde bulunduğu toplumun düşünce yapısı dışına çıkması sanattan beklenen olgulardır. Ancak, yıkılan, eskimiş yapıların yerine yeninin kurulması da beklentiler arasındadır. TM bu düzenlemesiyle eskiyi kaldırmış fakat yerine yeni bir konsept de getirememişti. Ardarda yerleştirilen temalar altında, kaotik bir görsellik içinde sergilenen eserler bir anlam karmaşası yaratmıştı. Jonathan Jones, Guardian’da TM’nin bu yaklaşımını, Nazilerin 1937 yılında düzenledikleri “Dejenere Sanat” sergisinden beri modern sanata yapılmış en büyük saldırı olarak nitelendiriyordu.

TM’nin bu yaklaşımına karşı böylesine ağır bir suçlama, Tate küratörlerini bu düzenlemeye yönelten amacın, Nazilerin ideolojik niyetleriyle bir paralellik göstermediği noktasında haksız görülebilir. Yinede, TM’nin tarih karşıtı, popülist düzenlemesinde, 20’inci yy’ın ilk yarısında İngiltere’nin ‘Modernist proje’ye olan geleneksel düşmanlığının izlerini görmemek elde değil. Zaten bu nedenle İngiltere’nin müzeleri modernizme ait eserler açısından yetersizdir. İngiltere o zamanlar, sadece modernizmin toplumsal dönüşümlerle ilgili düşüncelerini değil, bu perspektiften üretilen sanatı da sınırları dışında tutmaya özen göstermişti.

TM’nin kurulduktan 6 yıl sonra tarihe geri dönüşünü nasıl açıklamalı? Buna verilecek tek bir yanıt olmasada en kısa yanıt markettir. Kar, her şeyin üzerindedir. Bazen ideolojiden bile önce gelir. Çözemediği çelişkilerden biri de budur kapitalizmin. Eğer bir ürün satmıyorsa yenisi üretilir.

Estetik açıdan bakıldığında ise, TM’nin daha ilk açıldığı günden karşılaştığı sorun, bugünün sanatıyla, modernizmin ustalarını yanyana nasıl sergileyeceğiydi. O zaman Modernizme ait eserlerin büyük bölümünü depolara kaldırmakla sorunun bir kısmı çözülmüştü.

Sergilenmeye “layık” görülenler de, kronolojik bağlamları dışında ve sanatçılar arasındaki yüzeysel benzerlikler temelinde “çiftleştirilmiş”ti. Richard Long Monet’yle esinlerini doğadan almalarından, Cezanne ve Carl Andre de, karelerle uğraşmalarından olsa gerek karşı karşıya sergilenmişti. Doğal olarak bu evlilikten doğan ürün uzun ömürlü olmadı. Bu nedenle şimdi tarih tekrar keşfedildi. 20.yy’ın en temel akımları etrafında kümelendirilen sergide, Modernizmin ustaları yanında, Luc Tuymans, Marlene Dumas gibi günümüz sanatçıları biraraya getirilirken tarihsel olaylara çağdaş bir bakış açısı getirildi. Bunların yanında Mark Rothko gibi bazı sanatçılar ayrı odalarda ağırlanmış. İlk açıldığında, sanat dünyasında kimsenin “imtiyazlı” olmadığı görüşü temelinde TM salonlarına  getirilen sözde  “demokrasi” anlayışı, Rothko’nun eserlerini ruhuna tamamen aykırı, iki salon arasında bir geçiş yerine yerleştirmişti. Rothko’nun ‘şapel’ine sonunda hakkettiği bir yer verilmiş. 1970 yılında Rothko resimleri Tate Galeriye verirken nasıl asılması gerektiğini gösteren bir maketle teslim etmişti. Karşılıklı ve yere yakın asılmak üzere yaptığı 9 tablosu onun  istediği gibi bir “dini atmosfere” kavuşmuş.

Büyük bir salonda dört ayrı projeksiyonla sunduğu video enstelasyonuyla çağdaş sanatçı Christian Marclay de kendine ait odayı hakedenler arasında. Duchamp’ın “ready-made” fikrinden yola çıkan Marclay, yüzlerce film arasından bulup çıkardığı müzik parçalarını görüntüleriyle birlikte kurgulayarak nefis bir senfoni yaratmış. TM’de sergilenen her şeyi bir 
ziyarette özümsemek imkansız. Ama Marclay’ın işi için bile tekrar gelmeye değer.

Modernizm, tek bir üslup değil, estetik olarak sürekli değişen bir hareket, toplumsal anlamda bir ‘eylem kılavuzu’ idi. TM, farklı bedenlerden alınmış organlardan yaratılan bir zombiyi andıran ilk düzenlemeyi terkedip tarihe geri dönerken, modernizme ait eserleri yerli yerine koymakla kalmamış, çağdaş sanatın örnekleriyle ördüğü dokuyla daha sağlıklı bir beden de yaratmış. İronik olan ise, bütün bu çabaların “izm”lerin yokolduğu bir dünyada yapılması.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen + 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.