Sandık sayaçları

PAYLAŞ

O zamanlar ne politika sanatı ! vardı, ne de cukka paralar… 


Rakip liseliler salonda kamplaşmış durumda konuşlanır ve kendi ekiplerinin savundukları tez “mutlak doğru“ imiş gibi, tartışmaları bile dinlemeden, kendi ekiplerine güdümlü tezahürat yaparlardı, içerikteki başarı kıstaslarına bakmaksızın… O liselilerden fanatik sağcılar ile dogmatik solcular çıkmıştır 70 lerde ve 80 lerde… İçlerinde karşı tezler hakkında okuyup bilgi edinenler çok azdır…


İşte Kılıçdaroğlu ile Gökçek karşılaşmasında da, ülkemin insanı, kendi oy attığı, kendine yakın veya bireysel çıkarına hizmet eden kanadı, tartışmadan önce başarılı bulmuş ve galip ilan etmiştir çoktan… Zaten anket sonuçlarından bu anlaşılıyor… Gökçek’i Gökçek’e rağmen doğru bulanlar % 43… 


Bu kesimden kimse konsantre bile olmamıştır Gökçek hakkındaki iddialara… Ankara’lılar acaba bu medeniyetten muaf yüzleşmeden birazcık da olsa derin anlamlar çıkartabilmişler midir dersiniz? Hatta “ yürü ya Melih, kim tutar seni? Helal sana, kıstırdın onu, pestirdin müfteriyi “ nidaları bile yükselmiştir Gökçekgillerden… Bu önyargılı galebe çalış, dogmatizmin aklıselime karşı kazandığı sözde Pirus zaferinde, kılıçlara karşı top tüfek bir yana, kimyasal silah kullanmak kadar mübahtır onlar nazarında… Kendinden menkul adalet kavramlarının adil düzen ölçekleri kadardır kalibreleri… Adil düzenleri hoşgörüp, affetmişler, diğer düzenleri şeyetmişlerdir… Kayıp trilyonların rutin fona dönüşüp kömür karası olarak alınlarına çalındığını, oylarının da böyle çalındığını bilmekte ve kendilerine yedirebilmektedirler… İslah olmaz olanları deniz fenerlerine hala kurban bağışlayabilmektedirler… Gökçek’in Kılıçdaroğlu’ndan iki misli fazla konuştuğu, karşısındakini konuşturmadığı bu tartışmanın adilliğini nasıl kıstaslasınlar ki? 


Maçtan önce hakeme gidip, “ bakın, sağ kanatlardan hücum ettirmeyin, sol taraftan ceza sahasına girerse sayılmaz, onlar 11 kişi oynamasınlar, az kişiyle oynasınlar “ demek gibi bir gaflette bulunan, itham eden baskılı hücumlardan gocunmuş nefessiz, güvensiz bir futbolcu gibi idi Gökçek… Kendisi tüm sahayı, hatta sahanın etrafındaki çamurlu pistleri ve de tribünleri bile kızara bozara kullanırken topu elle de kesti, faul de yaptı, hakeme isyan da etti, rakibe tekme de attı, oyuna fazladan eleman da soktu… Kural hatası bile yaptı… Çünkü çok iyi biliyordu ki, kendi taraftarı nasılsa dogmatik olarak kendisini tutacak, karşı taraf ise zaten kendisine gıcık… “ Sonuç alınamayacak bir kör dövüşü yaratırım, zevahiri kurtarırım, hatta seçim propagandası ve rakip antipropagandası yapacağım daha geniş rating zemini bulamam, arada bunu da değerlendireyim bari “  diye katılmış bu münazaraya anlaşılan… Ama terledi…


Daha konuşmanın başında pazarlık yapıp, “ sadece sayaçlar konusu konuşulacak, başka konuda konuşturmam “ dedi ama en iyi savunma hücumdur diyerek, 50 ye yakın başka konuyu kendisi telaffuz etti… Karayalçın zamanında sadece fiyat etüdü yapılmış sayaçları, fahiş fiyata alınmış gibi gösterip, sonra alınmadığını itiraf etti. Bu çok ucuzdu… 15 yıl önceki eski teknoloji zamanı, daha yeni teknoloji gelmediği için, fiyatların henüz düşmemiş ve doğal olarak daha pahalı olacağını iyi bildiği halde, seçimlerdeki rakibine gıyabında bel altından vurdu. Ama elektronik sayaçlardaki kendi pahalılığını bu gerekçeye bağlamaya çalışarak müthiş bir çelişki yarattı kendisiyle… Ama sadece gören gördü bu aldatmacayı…


Konuşma adabında ve düello raconunda rakibi arkadan vurmaya yeltendi… Her zamanki zeytinyağı tavrı ile her yol mübah tarzı bir üste çıkma çabası sarf etmesi oldukça sırıttı ama aslında aynı vitese takılı kalan motorun eskimiş şanzıman yağı gibiydi… Topu dar alanlara sıkıştırmaya çalışıp, o meşhur, tipik kaçak yağlı güreşçi tavrını tescilledi… Düdük çalmadan atış yapmaması için uyaran hakeme rağmen defalarca bunu yaptı sonra da hakemi taraf tutmakla suçladı… Şimdi de kanal kanal dolaşıp, oy tabanına karşı göstermelik cool ve mağdur tavırlar takınıyor… Kendisini seyredince utanmış olmalı diyeceğim ama utanmaz…


Ülkenin başkentini 15 yıl şaibe ile yöneten bu çok yönlü numuneyi, AKP eğer hala aday gösterirse veya bu tartışmanın galibi Gökçek’tir diyebilirse, dün akşam ekranlarda ayyuka çıkan gayri medeni üslubu onaylamış olur, şirretliğe prim vermiş olur, atmacalığı desteklemiş olur. 


Böyle tartışmalardan o an için bir sonuç beklenmemesi bir gerçek ama, Şaban Dişli’den ve Dengir Mir Fırat’dan sonra Kılıçdaroğlu’nun arenaya çekerek üçüncü safdışı ettiği siyasi Melih Bey’dir… İtibar takasıyla kazandıkları ile ömrünün sonuna kadar yaşar, Ahirkent’te ne yapar bilinmez… Parsellenmiş tarlaları, kıyılmış ormanları imara açarlar mı acaba orada?  Ama torunlarının torunları bile, temeli günümüzde atılmış yeni moda üst sınıfı teşkil ederler memlekette… Al sana adil düzen…


Futbol canlı yayınlarında istatistiklerden izleriz, topla en çok oynayan galip bitiremeyebiliyor maçı… Boş boş orta sahalarda top gezdirirken gol yiyiveriyorsun kontra ataklarla… Kılıçdaroğlu çalışılmış pozisyonlarda iyi idi ama yaratıcı ve etkili bir kontratak oyuncusu olamadı… Beyefendiliği ağır bastı… Burada Gökçek kendi kalesine goller atmıştır… AKP puan ve puanlar kaybetmiştir… Ama bunun sandığa zerre kadar yansıyacağına inanmak zor… Değerlendirecek olan AKP , hatta tek adam Tayip Bey’dir akşamki hezimeti… Şeyinin şeyini şey edenler tekaüt babacan politikacı kılığına girdiler… “ Ananı al git “ diyenler ise başta… İmaj sağlığı için iç operasyonlar yapabilen AKP’nin, baştan kokan balıklarına da oksijen vermesi lazım sığ sularda boğulmamak için…


Demogojiyi ve şirretliği ölçen ve sandığa yansıtan doğru bir sayaç olsaydı keşke… İhalesini kim kazanırdı acaba?

CEVAP VER