Sarah Chang ve S. Barber, CSO ile…

CSO’nun geçen haftaki konuğu, ABD’de yaşayan, son yirmi yıla adeta damgasını vuran, uluslararası üne sahip, bir dünya vatandaşı diyebileceğimiz, keman virtiözü Sarah Chang, CSO salonunu adeta dalgalandırdı.

Orkestra’nın şefi, bu hafta Rengim Gökmen’di. Konzertmeister olarak Jülide Yalçın Dittgen’in sahneye girmesi ve orkestra’nın yer almasıyla, salonda ki izleyiciler de, Sarah Chang’ı Ankara’da canlı olarak dinleyecek olmalarından, kemanının tınıları ile buluşmanın heyecanı vardı.

CSO, bu konsere ev sahipliği yaparken, bir Türk bestecisinin eserini de programa alarak, uluslararası tınılara, türk ezgilerini de eklemişti. Orkestra’nın keman sanatçısı olan, müzisyen bir aileden gelen, Hasan Niyazi TURA’nın, “Türk Dansları” programın başında seslendirildi.

Hasan Niyazi TURA, daha otuzlu yaşlarda, müzisyen bir aileden gelen, genç bir keman sanatçısı. 2006 yılında, Cemal Reşit Rey’in Keman Konçertosu’nun ilk kez seslendirilmesini gerçekleştirdi. Ayrıca bir çok besteye de imza atmıştır. Emekli Orgeneral Aytaç Yalman’ın derlediği libretto üzerine, “Şehitler Oratoryosu”nu besteledi ve seslendirildi. “Klarnet Konçerto”su ise yurt dışında seslendirildi. Daha bir çok besteye imza atan TURA, orkestra da keman sanatçılığının yanı sıra, Türkiye’de ve yurt dışında değişik orkestraları da yönetmiştir.

Geçtiğimiz yıl gerçekleşen 20.Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali’n de, “Aspendos: Yüzyılların Aşkı” balesi, Antalya Opera ve Balesi tarafından ilk kez sahnelenmiştir.

Değerli dostumuz Şefik Kahramankaptan’ın, librettosu üzerine Nugzar Magalashvili’nin Kareografisi ile sahneye taşınan, “Aspendos: Yüzyılların Aşkı” balesinden seçilen üç dansdan oluşan “Türk Dansları”, programın ilk seslendirilen eseri olmuştur. İzleyicilerin ve orkestra elemenları arkadaşlarının, bu eserin icrası sonrasında ki alkışlarına TUNA, izleyicileri ve içinde yer aldığı orkestra arkadaşlarını, selamlayarak yanıt vermiştir.

Bu eserden sonra ise sahnede, SARAH CHANG yerini almıştır. Samuel Barber’ın “Keman ve Orkestra için Konçerto”sunu orkestra eşliğinde seslendirmiştir. Biraz kilo almış gibi görünse de, eserin özlellikle üçüncü bölümünün seslendirilmesi sürecinde, müziğin de gerekliliği olarak, dinamizmi ve dinamizmini sahneden seyirciye taşımıştır.

Sipariş üzerine, İkinci Dünya Savaşı yılların da, Avrupa ve Amerika’da yazılan bu eserin izleyicileri ile buluşması süreci de, biraz sancılı geçmiştir. Ancak il kez 1941 yılında Philadelphia Orkestrası eşliğinde seslendirilen bu eser, giderek beğeni kazanmış ve 20.Yüzyılın en çok çalınan eserleri arasında yer almıştır.

Eserin ilk iki bölümünde ki şiirsel dil, üçüncü bölümde farklı bir sese dönüşmektedir. Sürekli bir devinim ve canlılık, ritmik tını zenginliği, soliste kendini gösterme olanağı da tanımaktadır. CHANG’ın, vücut dilini de ekleyerek bu bölümü seslendirme de ki özeni ve virtiözlüğü, seyirciyi etkilemiştir.

Eserin seslendirilmesinden sonra CHANG’ın, Rengim Gökmen ve Orkestra ile uyumdan
memnun kaldığı da anlaşılmaktadır. Seyircileri selamla süreci ve alkışlar, bir bis parçası ile sonuçlanmasa da, CHANG’ın tınıları izleyici için, soğuk ve karmaşık bir Ankara gecesinde, güzel bir buluşmayı gerçekleştirmiştir.

Bu güne değin, dünyanın dört bir köşesinde CHANG, değişik orkestra ve şeflerle birlikte sahnelerde yer almıştır. 2011 den bu yana da ABD Kültür Elçisi ünvanını da taşımaktadır. Türkiye’den nasıl bir izlenim ile ayrıldığını bilmemekle birlik de, Ankara izleycisinin memnun kaldığını belirtmeden geçmeyelim.

Program notlarından da yararlanarak, bu konser izlenimlerini sizlerle paylaşırken, bir çok CD’si içinde seçtiğimiz, Vivaldi’nin Dört Mevsim kaydını dinleyerek bu satırlar da, sizlerle buluşmaya çalışıyoruz. Bu CD’yi daha önceden de dinlemiştim. Ancak SARAH CHANG’ı sahnede canlı olarak izledikden sonra, şimdi adeta daha farklı bir tını zenginliği dünyası içine girdim.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın cumartesi günkü programında son eser, konserin ikinci bölümün de, BİZET’nin 1.Senfonisi yer aldı. 17 yaşında kaleme alınan eser, unutulmuş, kaybolmuş ve tesadüfen 1933 de bulununca, seslendirip, izleyicilere ulaşmış.

19. yüzyılda yazılan, izleyiciye ulaşması 20. yüzyıla sarkan eser, 21. yüzyılda da beğeni ile dinleniyor. Son bölümde, Ankara’da ki siyasal gelişmeleri, mikrofonlarda her gün bağıranları, azarlayanları, akşam üzeri Yüksel Caddesi’n de ortalığı kaplayan özel olarak basılmış, protestoda kullanılan Euro’ları, tomaları, tazyikli ilaçlı suları unuttuk, müziğin geniş evreninde adeta hayal dünyasına yöneldik. Dışarıdaki soğuk, karanlık ve sisli hava, konser salonunda, Bizet’nin tınıları ile bahar havasına dönüştü.

Değişik enstrümanlarda yaşam bulan notalar, çiçekleri açtırıyor, kuşları uçurtuyor, bahar havasının esintilerini taşıyor. Bu esintilere kendimizi kaptırıp, adeta bir bahar gezmesine çıkıp, uçurtma uçurturken, kendimiz de havalanıyoruz. Ancak bu mutluluk doğal olara kısa sürüyor. Konser bitiyor. Soğuk hava da eve dönünce, televizyonu açmayalım en iyisi, müzik dinlemeyi sürdürelim.

ABD’den, Fransa’dan geçen yüzyıldan kalan eserler, 21 yüzyılda yaşam bulmaya devam ediyor. Uzak doğu kökenli, SARAH CHANG’ın kemanından çıkan tınılar, Türk Dansları’nın melodisi ile çeştlilik ve renk dünyası içinde geçen süre, bizi biraz dışarısının ağırlığından uzaklaştırıyor.

Yaşam da bu tınılar asırlara meydan okuyarak devam ediyor. İnsanlar bu tınılarla dünyalarını genişletip, sevgilerini büyütüyorlar. Şimdi sürekli bağırıp çağırma ile günü kurtarmaya çalışanlara, üç beş sene sonra, buruk bir gülümseme ile bakıp, bunları da yaşamıştık diyeceğiz ve geleceğe bir şey bırakmadan gidişlerini seyredeceğiz ve de unutulacaklar. Ama müzik bu tınılar devam edecek, engellenmek istense de, olanaklar yaratılmasa da.

Haftaya CSO’da, fagot ve flüt solist olarak yer alacak. Ve de Çaykovski. Müzikli güzel günlere diyelim.

__________________

* Ankara. 3 Mart 2014. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one + sixteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.