Sarıkeçililer’den davet var

Sarıkeçililer’den davet var

0
PAYLAŞ

Yazın Karaman, kış aylarında da Mersin’in Bozyazı, Aydıncık, Anamur, Gülnar, Silifke, Kızkalesi gibi kıyı şeridinde varlıklarını sürdürebilme mücadelesi veren Sarıkeçililer’in bugünkü yaşama koşullarının fotoğrafını yansıtan ifadeleri barındıran bu çarpıcı okuntuyu, “Bu Göç Durmasın, Bu Ormanlar Yanmasın” temennileriyle biz de okuyucularımızla paylaşıyoruz.


Sarkeçililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Çoban Savran

Türk kültür kökenlerine, Yörük kültürüne, gelenek- göreneklerine, doğaya, çevreye ilgi saygı, sevgi duyan tüm insanlara çağrımızdır.

Biz Yörükler; Orta Asya Stepleri’nden sökün edip, Anadolu’nun koynuna sığınalı, resmi tarihe göre bin yıl, bazı araştırmacılara göre daha uzun zaman oluyor. İlk karşılaştığımızda, öz yurdumuz dediğimiz Anadolu’muzu, yayladan – sahile, sahilden-yaylaya bulutlar gibi akan koyun, keçi sürülerimizle, öğrek öğrek atlarımızla, develerimiz sığırlarımızla, kah; kale kale, burç burç, dövüşerek, kah sevgi sevgi, nakış nakış bilişip söyleşerek Türkiye yaptık. Bizden evvel bu topraklarda yaşayan, tüm adet örf geleneklerle kardeş, tüm inançlarla da, engin hoşgörülü inançlarımız sayesinde barışık yurttaş olduk… Göç yollarımız üzerindeki her inancı geleneği töreyi… iyi güzel ne bildikse, aldık bir sonraki konalgada yaşayanlara anlattık, tanıttık. Ülkemiz dev bir gövdeydi. Biz onun damarlarında akan kan idik. Ülkemizin organları olan yerleşimler arasında kültür gelenek, gelişim dönüşüm ne varsa bir sonraki yerleşime taşıdık. Her ağaçtan, taştan, kurttan kuştan öğrendik. Öğrendiklerimizi bölüştük.

Gün oldu her çadır kurduğumuz her yerde bir tuğ çekip devlet kurduğumuz da oldu. Her çadırdan bir tuğ kapıp merkezi devletimizin imdadına koştuğumuzda oldu. Adımızın eşkıya yazıldığı da oldu, Evlad-ı fatihan yazıldığı da oldu.

Bir birinin yanında uzanan mezarlarımız olmadığı da oldu, koca köyler kentler kurup yerleşip kaldığımızda oldu. Kimimiz yorulup yollarda kaldı. Kimimiz dayanıp yaylalara sahillere sarındı acısını sancısını. Çünkü göçmek kendimiz olmaktı. Göçmek özgür olmaktı.

Ormanların arasında, sel gibi akan bir başka ormandık. Biz çoktuk. Orman da çoktu. İnsanların arasında, töre ırmağıydık erdem akardık. Biz çoktuk, kültürümüz baskındı, insanlarımız boyun eğmeyi bilmezdi. Hırsızlık, rüşvet, irtikap, yalan, dolan azdı. Biz azaldıkça onlar çoğaldı. Bir tek ormanlar bizimle birlikte azaldı.

Tarihin bu akışı içinde, neredeyse tüm Yörük obaları yerleşik ya da, yarı yerleşik hayata geçti. Bir grup Sarıkeçili Yörüğü kaldı, son göçen Yörükler olarak.

Tarihin ve uygarlığın akışına karşı direnmeyi aklımıza bile getirmedik. Zaten böyle bir şey aptallık olurdu.

Gezici hayvan tarımına karşı güçlenen, yerleşik hayvancılık ve toprak tarımı daha da azalttı bizi.

Bizler de yerleşik tarımı seçmek istiyoruz. Ama görüyoruz ki, köylerin kentlerin kenarında yerleşip, zaten yanlış politikalarla yok edilmekte olan, bizim yapabileceğimiz tarımın sonu karartılmakta.

Bu bakışla, yerleşikliğimizin bir sonraki aşaması açlık, muhtaçlık olmaya mahkum.

Gençlerimize meslek, çocuklarımıza eğitim-öğretim altyapıları hazırlanmadan, birer ikişer yerleşmeye zorlanmamızı, avlanmakla eş değer görüyoruz.

Aramızda göçmeye devam ederek, tarihten bugüne taşıdığı insan özgürlüğü tutkusunun, Türk gelenek ve göreneklerinin bayrağını yayla-sahil taşımak için, Devletimizden ilgi anlayış bekleyen akrabalarımızın taleplerinin de, bir insani hak olarak değerlendirilip, saygıyla karşılanmasını istiyoruz.

Bu taleplerimizi anlatmaya çalıştığımız dört şenlik düzenledik. Mersin / Aydıncık’taki ilk göç kervanı şenliğimiz sadece otantik bir gösteri olarak algılandı. İkinci şenliğimizin bir eylem olduğunu söyleyerek sesimizi yükseltmek zorunda bırakıldık. Aydıncık Kaymakamlığı ve belediyesinin gerçek dost ve samimi ev sahipliğinde gerçekleşen bu etkinliğimiz, Nereden postalandığını hala öğrenemediğimiz bir kutlama iletisi ve etkinliğe ‘eylem’ dememiz bahane edilerek karartılmak istendi. Göç yaşamını sürdürmek için; muhtaç ve mecbur olduğu kişilerce ayartılan bazı akrabalarımız, basın önüne çıkartılarak, bizlere hakaretler ettirildi. Ama tüm bu saldırılar, devletimizin dertlerimizden haberdar olmasını sağladı. Kültür bakanlığımız, Sarıkeçili Yörüklerinin yaşama biçimlerinin ‘somut kültür mirası olarak korunması projesi’ başlattı.

Üçüncü şenliğimizi Seydişehir / Bostandere – Ufacık yaylasında yaptık. Bu etkinliğimize ev sahipliği yapıp yer gösteren Bostandere Belediye başkanı ve çalışanlarının emeklerini saygı ve minnetle anıyoruz. Ayrıca Aylarca bizimle birlikte yaşayan, Kültür bakanlığımız uzmanlarına ve görevlilerine, Konya valiliği, Seydişehir Kaymakamlığı ve Seydişehir belediyesinin desteklerine teşekkür ediyoruz.

Bütün bu yaşananlardan sonra, Kültür bakanlığımızın ardından Tarım bakanlığımızın da çalışmaları olduğunu, Yörük olduğunu her fırsatta söyleyen Mersin Milletvekili Sayın Ali Er’in bize destek olan konuşmalarıyla birlikte öğrendik.

Dördüncü şenliğimizi, yaylada yapmayı planlamışken, bazı yetkililer Mersin sınırları içinde yapmamızı telkin ettiler. Uygun tarihte, Gülnar ve Mut yakınlarında olabileceğimizden ve de hayvanlarımızın iklime bağlı yaşama alışkınlıklarını dikkate alarak etkinlik için Gülnar ilçesi yakınlarında karar verip, görüşmelere başladık. 6-9 Mayıs uygun tarihti. Gülnar belediyesi 16 Km . uzaklıkta bir köyün yakınında şenliği yapmamızı kabul etti. Seyyar alt yapı ve kürsü kurmayı kabul etti. Mersin İl Kültür Müdürlüğü ve Derneğimizin düzenlediği şenliği Gülnar belediyesini ev sahipliğinde gerçekleştirdik.

Tüm bunlar olurken, bizim şenliğimizin bir buluşma ve eski günleri yad etme şenliği değil, hayati taleplerimizi bir kez daha yineleyeceğimiz bir etkinlik olduğunu bile bile, Sonbahardaki şenliğini ilkbahara, bizimle aynı güne çeken derneklerimiz de oldu, bize bir hayırlı olsun selamı göndermekten kaçan başka şenliklerde şen olan akrabalarımızda oldu. Bizim düzenlediğimiz şenlikle aynı anda, bizim haberdar olduğumuz 3 (üç) Yörük şenliği daha vardı. Yalvaç Yörükler derneği ve Osmaniye Yörükler derneği dışında kalan akraba obaların, söylemlerimizin sertliğinden taleplerimizin ağırlığından bıkarak, kim bilir belki de ‘siyasi ikbal ve istikbal’lerini tehlikeye atıp, bizimle, “BU GÖÇ DURMASIN, BU ORMANLAR YANMASIN” diye haykırmak yerine, eğlenceli şenliklere itibar edip bizi yalnız bırakmaları sonucu; kendi şenliğimizde, bazı siyasi grupların bizim için kurulan kürsüden, kendi siyasi şovlarını yapmalarına seyirci kalıp, orada bizimle birlikte bulunan, o anda görevli olan devlet memuru sıfatı altında kişilerin, işlerini ekmeklerini tehlikeye atmaktan, farklı dünya görüşlerine sahip, dünya görüşlerini şenlik alanının kenarına bırakıp gelmiş, orada sadece bizimle bütünleşip, Sarıkeçili Yörüğü olan konuklarımızın gönlünü kırmaktan son anda kurtulabildik.

Bütün bunları değerlendirmek üzere: Son şenliğimizde bizimle, aynı kaygıları paylaşan, bizim haklılığımızı bize verdikleri destekle ortaya koyan, tüm yaşanan olumsuzluklara karşın bizi terk etmeyen dostlarımızın soluklarının sıcağında harladığımız çoban ateşlerimizin çevresine çongaşıp düşündük.

Biz sesimizi böyle pıtırak gibi çoğalan, çokluğu bizi de sevindirip onurlandıran şenliklerden birini her yıl tekrarlayarak, taleplerimizi hızla ve etkin olarak anlatmakta zorlanacağız.

Artık bu şenliklere Yörüklere yakışır bir görüntü ve çağdaş bir içerik katmanın zamanı geldi.

Bundan sonraki şenliğimiz, yukarıda özetlediğimiz, daha önceki şenlik ve eylemlerimizde anlattığımız taleplerimizi tüm dünyaya haykırmak için yapılacak. Kültür bakanlığımızın bizleri gururlandıracak olan katkılarını da umarak, Tüm dünyanın, dağcılarını Fotoğrafçılarını doğa ve çevre dostlarını Yörük Türkmen kültürüne ilgi ve sevgi duyan herkesi, yalnızlığımızda bizleri kardeş yürekleriyle saran üniversitelerimizi, başta Atlas dergisi ve okurları olmak üzere Doğa derneği, buğday derneği, TEMA vakfı, Adana ve Mersin dağcıları, yine başta destek ve katkıları gözlerimizi yaşartan Yalvaç Yörükler derneği, Osmaniye Yörükler derneği, Sinema sanatının bizim için gülen yüzü Yüksel Aksu, Mehmet Ali Alabora ve adını sayamadığımız diğer emekçileri, Moğollar müzik grubu, kendi başlarına katılan tüm kültür, folklor, fotoğraf sevdalısı kardeşlerimiz, sözümüz size. Arkadaşınız, dostunuz, havasdaşınız olan, Dünya’nın diğer ülkelerinde yaşayan, Türk ya da, diğer uluslardan kardeşlerimizi de alın gelin. Bir gün komşumuz olun…

Birlikte çadır kuralım (24/09/2010 Akşamı). Yıkalım çadırlarımızı birlikte. [(25/09/2010 Sabahı) (Küçük kıyamet derler eskiler göç başlangıcında çadırların yıkılışına ha’) bir gün birlikte sürelim davarlarımızı göçün önü sıra. Bebeğiniz mi var?.. ille de siz alın gelin bebelerinizi, oturtalım ala heybelerin içine, bir gün eşeklerin, atların sırtında seyretsinler dünyayı. Bir gün atların, eşeklerin sırtında göçsünler bir konalgadan, konsunlar bir konalgaya. Dilerseniz kıl kara çadırlar kuralım sizlere. Dilerseniz, kamp çadırlarınızın kara çadırlarımızın kardeş sıcaklığıyla nasıl huzur bulacağını görün. Komşuluğumuzun akşamında, çıraların aydınlığında, genç ustalardan bir senfoni konseri dinleyelim… Dağlarda, bir tek iziniz kalmasın… Senfoni konserine heyecan ve coşkuyla eşlik edecek olan yüreklerinizin sesi de kalsın sevginizle beraber…

Komşumuz olduğunuz sürece,(26/09/2010 akşamına kadar) Çoban köpeklerimizin sizleri tedirgin etmesini engellemek için bağlı tutulacağından emin olabilirsiniz…

Sizleri iki günlük gerçek bir komşuluğa çağırıyoruz…

Düşündüğümüz olası tarih; 24-25-26 Eylül 2010 günleridir. Yer; iklim durumu değerlendirilerek düzenlenecek göç takvimine (Davarların, yaylım su ve ısı alışkanlıklarına) göre, Eylül ayının içinde bildirilecektir.

Evet, yok edilme kaygımızın sesimize yüklediği tüm gücümüzle bir çığlık daha savuracağız Dünya’nın yüzüne… Sesimize katacağınız seslerinizle, tanıklık etmenizi diliyoruz…

Bu okuntumuzun, sesimize güç katacak tüm dünyadaki kardeşlerimize ulaştırılmasını diliyoruz…

Pervin Çoban Savran
Sarkeçililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı
Melike Hatun Çarşısı Kat: 1 No: 137
Karatay Konya

İrtibat Adresi: Oğuzhan Çoban
oguzhan_coban1@hotmail.com


FOTOĞRAF: Özcan Yüksek

BİR CEVAP BIRAK