Savaş, Devrim ve Uluslaşma…

Bu yolculukta ilk ve orta öğretimimiz boyunca aldığımız siyah ve beyaz kadar net ayrımlı tarih öğreniminin sizi kendi tarihimizin bilgisinden, ilgisinden ne denli uzaklaştırdığını farketmeniz çok mümkün.Ki bu da çok cesaret verici bir başlangıç değil. Bu cesaret kırıcı girişten sonra okuduğum Savaş, Devrim ve Uluslaşma bana farklı bir tarih “okuma”sının mümkün olabileceğini gösterdi. Nedenlerini anlatmaya çalışacağım.

Ulusların inşa ediliş süreçleri travmatik kopuşlarla dolu.Kopuşlar aynı zamanda kesinti demek.Bir şeyin henüz sonuna ermemişken –belki yarıda- kesilmesi. Osmanlı Devleti I.Dünya Savaşı’ndan varlığını bir şekilde devam ettirerek çıkan tek imparatorluk olmasına rağmen her bakımdan tükenmiş bir iktidar olduğu söylenebilir.

Tükenmiş bir imparatorluktan ulus inşa edilmesi, bu sürecin o güne dek Osmanlı adı altında kendine yer bulmuş –Türkler dışında- tüm unsurları için çok sancılı oldu.Zürcher kitabında bu dönemi konu edinen çalışmalarını ve makalelerini bir araya getirmiş.

Ancak ilginç olan, genellikle yapılandan farklı bir dönemselleştirmeye gitmesi.Zürcher Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş sürecini 1908’den başlayan ve 1928’e dek süren bir dönem olarak görüyor.

Bu kanımca çok önemli çünkü böyle bir dönemselleştirme ile milli mücadelenin ve aktörlerinin “eski”den kesin bir kopuşla ayrıldığı, tamamen “yeni” olduğu, “dün”le tüm bağlarını bir anda koparmış olduğu yanılsamasını veren düşüncelerle farkını ortaya koyuyor.

Milli mücadele ve sonrasında ulus inşa sürecini bir geçiş dönemi olarak adlandırmak, siyah beyaz karşıtlığında değil, griler üzerinde konuşabilmeyi mümkün kılıyor diye düşünüyorum.

Kitap ana olarak üç bölümden oluşmakta.I.Bölüm “Kaynaklar” adı altında imparatorluğun çöküş dönemine bakarken hangi kaynakçaları kullandığını ve bu kaynakçaların değerlendirilmesinde bir tarihçi olarak yöntemlerini anlatan makaleleri içeriyor.

”İmparatorluğun Son Yılları” adlı II.Bölüm’de Zürcher I.Dünya Savaşı’nın öncesindeki 25 yılda imparatorluğun modernleşmeyi/laikleşmeyi gündemin almasının sekülerleşen dünyayla bağlarını koparmamak için zorunlu olarak girdiği bir yol olduğunu söylüyor.

Bu bölümdeki bir diğer makale de, bu yolun İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin ortaya çıkışı için gerekli koşulları nasıl hazırladığı üzerine.4. ve sonraki makaleler I.Dünya Savaşı öncesi ve sırasında alınan askeri yenilgiler üzerinde duruyor.

Bu yenilgileri Osmanlı zorunlu askerlik sistemiyle ve etnik azınlıklardan oluşturulan “Amele Taburlar”ıyla ilişkisi bağlamında inceliyor.Kitabın III.Bölüm’ü “Cumhuriyete Doğru” adını taşıyor.İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin son evresinden yola çıkarak cemiyetin Atatürk’ün önderliği ile ilişkileri ve Cumhuriyet’in ilanından sonraki muhalefet hareketlerini konu ediniyor.

Bu bölümde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına yeniden bakarken” makalesi özelikle ufuk açıcı.Bölüm “Türkiye Cumhuriyeti Tarihi:Bir Özet” ile bitiyor.

Tarihi “okuma”ya çalışmanın “taraf”  olmayı beraberinde getirmesi gibi bir yükümlülüğü var.Erik Jan Zürcher ele aldığı tarihsel sürecin farklı aktörlerinin “taraf”ına geçmeyi başararak yapıyor “okuma”sını.

Böylece biz sıradan okurlar için bile sancılı olan bu süreci rahatlatıyor, serinletiyor. Etkilerini halen tüm toplumsal, siyasal ve gündelik yaşantımızda hissettiğimiz gelişmelerin doğumunu incelemesi bir yana, sadece yukarıda saydığım neden için bile okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.

Erik Jan Zürcher / Çevirİ: Ergun Aydınoğlu
İstanbul Bilgi Üni.Yayınları /Tarih İnceleme/331 Sayfa/19 YTL

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.