‘Seçilmiş Hikâyeler’ eğer bulursanız…

‘Seçilmiş Hikâyeler’ eğer bulursanız…

0
PAYLAŞ

Cumhuriyet Döneminin en bereketli hikâyecisi, roman yazarı Memduh Şevket Esendal‘ın tavsiyesiyle yola çıkan, o vakitlerin, 1950’lerin genç edebiyatçılarından Salim Şengil’in yayımladığı aylık Seçilmiş Hikâyeler adlı derleme dergisi, bugün aranırsa ancak sahaflarda bulunur.
Keşke yeni baskıları yapılabilse yahut en azından derlemesi bir yayınevi tarafından göze alınıp tekrar baskısıyla çıkarılsa…

Biz, Seçilmiş Hikâyeler‘de neler okumadık ki?
1947’den itibaren on yıl boyunca, bütün yazarlarımızla orada karşılaşırız.
Yaşar Kemal’le başlayıp Halikarnas Balıkçısı ve Fikret Hakan’ı (Bumin Gaffar) sayıp, ayrıca
Mükerrem Kâmil Su’nun ardından Leyla Erbil’le tamamlarsak, elimizde Türk Edebiyatının âdeta sicili bulunur.
O dönemin yüzden fazla edebiyatçısına sayfalarında yer verir.
Bülent Ecevit’in de yazılarına orada rastgeliriz; daha niceleri…
CHP eski genel sekreterlerinden, birçok dönem milletvekilliği yapmış, büyükelçilik meşrebinde bulunmuş, roman ve hikâye yazarımız Memduh Şevket Bey, talebesi Salim Şengil’e, ¨Sen edebiyatçısın, boşver sanat dergisi yayımlamayı, bunun yerine bir hikâye dergisi çıkart!¨ der; yıl 1946’dır, II.Dünya Savaşı sonrasındaki toparlanma yılları…
‘Ayda Bir Çıkar’, künyesiyle basılmaya başlayan derginin, hikâye seçkisinin demek ki isim babası, Ayaşlı ve Kiracıları isimli romanın yazarı Memduh Beydir.
On yıl boyunca, arada bir aksamalar yaşansa dahi, bıkıp usanmadan dergi çıkartılır; Ankara’daki küçük bir yayınevi bürosunda, Rüzgârlı Sokaktaki Otto Wöber İşhanında, 5 numaralı odada…

113 sayı yayımlanmış bu seçki-dergilerin tamamı biraraya gelse, başlı başına bir külliyat çıkar bundan!
Dergiyi, birkaç özel baskısı hariç, çoğunca elli kuruştan sattırmıştır, Salim Şengil…
Demokrat Parti zamanında baş gösteren enflasyon ile maliyetler artmış, fiyat son zamanlarda 75 kuruşa dayanmıştır; kabaca bugünün 8-10 Lirası…
Derginin genel tavrı Türk Edebiyatına yer vermektir, ancak Dünya Edebiyatına da kapısı hep açık kalmıştır.
Maksim Gorki’nin o yıllarda adı zikredilemezken hikâyelerini basar, Salim Şengil rahmetli… John Steinbeck’ten Henri Troyat’a kadar dünyanın hikâyesini dergi sayfalarında okuruz.
Dergide bazen kitap tanıtım sayfaları, tiyatro ve film üzerine kısa yazılar, ayrıca kültür dünyasının deneme yazıları da yer alır, fakat o tarihlerde çoktan vefat etmiş bulunan Memduh Şevket Beyin tavsiyesi Sadık Şengil’in kulağında çınlıyor olsa gerekir ki, öteki sayılarda yine, sadece hikâyeye ayırır kitap-dergisini…
Salim Şengil, kısa hikâyeyi çok önemsemiştir, yoksa imkânı mı var, on yıl boyunca bir nakış işlemesi gibi sayı sayı bu dergiyi yayımlaması…
Ankara Radyosu’nda dergiyi tanıtmak üzere bir programa çağrılmıştır, orada konuşur * :
¨ Bugün artık insanların eskisi gibi hayâl mahsulü ve muhayyilenin türlü cambazlık hünerlerinden meydana gelmiş cilt cilt eserleri okumaya vakti olmadığını görüyoruz. Evet, hem vakit yoktur hem de binbir hayat gailesi içinde isteği… Bunun yerine gerçek hayatın içinden, düşündüğü veya yaşadığı gibi bir hadiseyi yahut bir anı yakalayıp ona yeni bir şekil, ruh ve renk verebilen sanatçıları tercih etmektedir. Bunun içindir ki, küçük hikâyede teksif edilmiş, komprime hâline getirilmiş bir sanat cevheri bulunmaktadır. Nitekim Garp memleketlerinde ve bilhassa Amerika’da hikâye sanatının öbür edebiyat nevilerinin başında gelmesi bu yüzdendir.¨
Salim Şengil’in bu sözlerine dikkat ediniz; romandan bahsetmiyor, tersine öykünün-hikâyenin daha çabuk okunurluğu nedeniyle günümüz dünyasındaki önemine yer veriyor.
Dergiyi bu inançla çıkartmıştır.

Seçilmiş Hikâyeler, bana göre, o dönemin Varlık Edebiyat dergisi ve yayınları bir yana dursun, en önemli kültür varlıklarımızdan biridir.
Diyeceğim o ki, eğer sahaflara yolunuz düşerse, rafların tozlu köşelerinde kalmış bu eserlere dikkat ediniz. Farketmesi zor değildir, VARLIK yayınlarından çıkan kitaplar boyutunda, cep kitabı benzeridir. Bulunca, paraya acımayınız, alınız!
Bana kalırsa, kısa hikâyecilik romanın alternatifi, karşıtı, rakibi sayılmamalıdır. Kısa yazılı hikâye, meyhanede meze atıştırmaya benzer; arkası daima bir büyük ziyafetle bitecektir.
Kısa hikâye, aslına bakarsanız, romana kıyasen yazılması daha zor bir yapıttır. Birkaç sayfada bir olayı aktarmak, olayın kahramanlarına dair ruh derinliğini hemen ortaya koyabilmek öyle kolayberi yapılacak iş değildir.
Nedense, son zamanlarda, hikâye-öykü denilince aforizmik/özlü ve güzel, akılda kalıcı, hatıra defterine not edilip sağda sola tekrarlanabilecek sözlerden oluşan, bu hâliyle şiirsel seslenişe daha yakın duran anlatı türü akla geliyor; edebiyatta bozulmaya yönelmiş, teknolojik-cehaletin yeni kuşağına dair algı farkıdır bu!
Bir olayı aktarmak, İngilizcede storytelling diye adlandırılan, kısaca olan bitenin nakline dair hikâye sanatı yerini, her nedense, ¨Aşk uzaklaştı, ağladım… Çiçeklerin böcekleri uçtu, sevindim… Aşkımı taşa fısıldadım, taş dile geldi… Ağaç yaprakları gözyaşım oldu… Zaman aşkımızda göç ediyordu… Dereler akıyordu üzüntülü üzüntülü…¨ diye yazılıyor.
Kimsenin aklına da dereler nasıl üzüntülü akar, diye sormak gelmiyor.
Hikâye diye adlandırılan kısa edebiyat metinlerinde gerçek anlatımın keyfini yakalamak ve bugünün zırzop şeyleriyle karşılaştırmak üzere tekrarlayarak derim ki, sahaflara yolunuzu bilhassa düşürünüz; Seçilmiş Hikâyeler dergilerini buldukça toplayınız. Onlar birer hazinedir!
Böylece, zaten, karton kapaklı cilti eprimiş, yıpranmış ve belki sağı solu yırtık pırtık bir eski esere kavuşmuş da olursunuz.
Sandık odasından çıkarılmış eski bir hatıra defterini okur gibi arada bir karıştırınca neler bulmazsınız, neler!

_______________

* Alıntı: Nuran Özlük, ¨Seçilmiş Hikâyeler Dergisinin Tanıtımı, Türk Edebiyatına Katkısı ve Sistematik İndeks¨, Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 6/2 Spring 2011, p. 725-818

Mahmut Şenol
msenol34@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

nineteen + five =