Seçim sonuçları nasıl okunmalı?

Seçim sonuçları nasıl okunmalı?

0
PAYLAŞ

Seçim sonuçları birkaç bakımdan önemlidir. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Yazılarımda ‘Devletleşen AKP veya AKP’lileşen devlet’ gerçeğine sık sık vurgu yapmama rağmen, bu seçimlerde İslamcı AKP’nin oylarının yüzde 49’a çıkartacağını pek beklemiyordum. Cemaatin kuvvetlerin yaptığı hilelerle ilgi birçok yorum yapılmasına rağmen, mevcut gerçekliği değiştirmez. Özellikle büyük kentlerde bu düzeyde oy oranını arttırması esasen Türkiye toplumunun sosyolojik-politik değişimine ilişkin bir fikir vermektedir.

Seçimlerin birkaç politik sonucu ortaya çıktı. Birincisi sistem dışı kuvvetler bakımından ortaya çıkan politik durumun iyi okunması ve gerekli sonuçların çıkartılması bakımından önemlidir. İkincisi, sistem içi ilişkilerinin yeniden dizayn edilmesi için bir süreç başlatılacak. Üçüncüsü Türkiye toplumundaki politik eğilimlerin ciddi oranda değişmesi ve cemaatlerin tahminlerin ötesinde toplumsal bir güç olarak etkin olduklarının artık kabul görmesidir.

Seçimlerde ortaya çıkan stratejik-temel sonuç: Ne AKP’nin başarısı, ne de CHP’nin beklenin altında kalması değildir. Kürtlerin tarihsel kopuş sürecini artık resmileştirmeleridir. Kürtlerin inisiyatifinde oluşan ‘Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku’ bütün engellemelere ve saldırılara rağmen tarihi bir zafer kazandı. Kürtler bir kez kendi iradelerini ortaya koydular. Demokratik Özerklik tescil edildi. Kürt halkı artık pratik uygulamayı istiyor. Yani kendi politik temsilcilerine verdikleri mesaj şu: Demokratik Özerklik sisteminin mutlak bir şekilde yaşama geçirmeleri çağrısını yaptı. Kürt siyasetçileri de seçmenlerine verdikleri söze uygun davranacaklarına dair hiçbir kuşku duymuyoruz.

BDP seçimin tartışmasız tek galibidir. Her alanda eşitsiz koşullar içinde yarışmasına rağmen hem oylarını çok ciddi oranda arttırdılar hem de milletvekili sayısını yaklaşık olarak iki katına çıkarttılar arttırdılar. Blok içinde farklı politik eğilimlere sahip milletvekilleri bulunuyor. Bu ciddi bir politik zenginliktir ve öncelikle Kürt halkının kendilerine verdikleri politik temsili yetkiye karşı gerekli duyarlılığı gösterecekleri konusunda hiçbir bir şüphemiz yok. BDP çatısı aklında faaliyet yürütecek milletvekilleri, halkı temsil edecek olan gerçek muhalefet güçleri olacaklardır.

Silahlı güçler dışında başka bir varlığı kalmadı. Devlet Kürt bölgesinde fiilen sonlandı. Ruhsal kopuş seçimlerle somutlaştı. Devleti temsil eden AKP, bölgede ciddi bir gerileme yaşadı. Erdoğan seçim süresi içinde Kürtleri hedef tahtasına oturtmasının temel nedeni Kürt illerinde kaybetmesini fark etmesiydi. Kürt toplumsal Hareketi’nin etkin olduğu illerde ne AKP’nin ne de devletin varlığından artık söz etmek mümkündür. Bir başka ifadeyle Kürtler kendi kaderinin tayini hakkında son sözü söylemiş oldular.

Türkiye Devrimci Hareketi bakımından ise toplumsal dinamiklerin çok daha ciddi bir şekilde değerlendirilmesi, birleşik mücadelenin geliştirilmesi oldukça önemlidir. Devrimci hareketin öncelikli olarak kendisini sorgulaması ve sosyal-politik mücadele karşısındaki konumlanışını yeniden sorgulaması gerektiği çok net olarak ortaya çıkmıştır. Seçim sonuçlar politik mücadelenin geliştirilmesi bakımından kendi başına bir anlam ifade etmeyeceği söylense de, toplumun sosyal-politik değişimi ve buna uygun mücadele araçlarının ortayı çıkartılması bakımından da ciddiye alınması gereken bir durum. Adına ne olacağına bakmaksızın Merkezi Birleşik Bir Örgütlülüğün toplumsal muhalefetin geliştirilmesine ciddi katkılar yapacağı ortaya çıktı. Toplumun tüm ezilen kesimlerini kapsayacak olan böylesi bir oluşum için şimdiden gerekli atımlar atılmalıdır.

Sistem bakımından taşların giderek yerine oturduğunu gösteriyor. Sistem kendisini yeniden yapılandırmak için çok daha somut adımlar atarken ortaya bir kısım sonuçlar da çıkmış bulunuyor. Sistem içerisinde AKP’nin çok ciddi bir oy oranı almış alması devletin kurumsal yapısının evirileceği noktayı da netleştirmiş bulunuyor. Yani, ‘Devletleşen AKP veya AKP’lileşen Devlet’ olgusu artık bir realiteyi oluşturuyor. AKP’nin yüzde 49 oranında bir oy almış olması, Erdoğan’ın zaman zaman gündeme getirdiği ‘Başkanlık’ sistemine geçiş bakımından daha güçlü bir zemin oluşmuş bulunuyor. Buna rağmen hem parlamentodaki diğer partilerin hem de genelkurmayın buna hazır olmadığına dair birçok veri bulunuyor.

AKP’nin bu düzeyde bir güce ulaşması aynı zamanda cemaatlerle AKP ilişkisini de yeniden şekillendirdi. Cemaatlerin bu seçimlerdeki tercihleri değişik oldu. Bir kısım cemaatler farklı partileri desteklediklerini açıkladılar. Böylesi bir karar aynı zamanda cemaatlerin kendi tabanı üzerindeki etkiyi de tartışır duruma getirdi.
Gülen cemaatinin hem devlet kurumlarında hem de AKP içindeki ağırlığı çok ciddi oranda arttı. İslamcılaşan devletin merkezinde Gülen hareketi bulunuyor. Yani Gülen, Erdoğan-Gül-Arınç üçlüsünün üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Ancak tersine Erdoğan’ın diğer cemaatlerin tabanı üzerinde önemli bir etkisi söz konusudur. Erdoğan karizmatik yapısını ve elindeki devlet gücünü kullanarak, birçok cemaati bölmeye başardı ve liderinin etkisini fiilen kırdı. Cemaat lideri MHP, DP, SP gibi partileri desteklerken, taban tersine AKP’ye oy verdi.

Benim kişisel tahminim CHP’nin yüzde 28’in üzerinde olabileceğiydi. Ancak beklenenin altında bir oy aldığı gibi özellikle daha önce güçlü olduğu sahil kentlerinde de ciddi oy kaybına uğradı. Bunun birçok nedeni bulunmakla bulunuyor. Kılıçdaroğlu rüzgârı, CHP’nin değişiminde beklenen etkiyi yaratmadı. CHP klasik çizgisini terk etti ancak Demirel’in ve Mesut Yılmaz’ın yönlendirmesiyle sağ yöneldi. Baykal ve Sav tasfiye edildi. Bu bir bakıma ‘klasik ulusalcı çizgi’den uzaklaşma olarak okundu. Ancak beklenildiği gibi sosyal demokrat bir çizgiye yönelmedi. MHP kökenliler dâhil olmak üzere sağ gelenekten gelen birçok insan aday gösterildi. Bunun tersine özellikle Fikri Sağlar gibi sosyal demokrat olarak tanınmış onlarca insanın CHP’ye alınmadı. Aleviler çok bilinçli olarak dışlandı. Cemaatlere sıcak mesajlar veren ve hatta İslamcı adaylar gösteren CHP’nin politikası pek etkili olamadığı çok daha net olarak görüldü.

MHP’nin seçim barajını aşması, onlar açısından bir başarı olarak görülebilinir. Ancak MHP’yi çok ciddi sorunlar bekliyor. Bu dönemde daha çok kendi iç sorunlarıyla uğracak gibi görünüyor.

Sistem bakımından öncelikli olarak ön plana çıkan ‘yeni’ bir anayasanın yapılmasıdır. AKP’nin 326 milletvekili çıkartmasıyla anayasa değişikliğini referanduma götürecek sayıya sahip olamadı. Bunun için CHP’ye mutlak olarak ihtiyaç duyacaktır. Dahası partilerin uzlaşısına dayanan bir anayasa değişikliği esas alınacaktır. Önümüzdeki kısa bir süre içinde bu sorun gündeme gelecektir. Erdoğan’ın yapmış olduğu ‘balkon’ konuşmasında anayasa değişikliğinin önemine vurgu yaptı. İçeriği bakımından somut bir değerlendirmesi olmamakla birlikte, Kürtlerin temel taleplerine pek yanıt verilmeyeceği de ortaya çıktı.

Bugünkü mevcut tablonun ortaya çıkmasının arka planın da; Türkiye’nin sosyo-politik yapısında meydana gelen değişikliktir. Türkiye’nin toplumsal yapısında politik İslamcılaşma çok ciddi oranda artmış bulunuyor. Toplumda yoksullaşma ve işsizlik çok ciddi düzeylerde olmasına rağmen, toplumun İslamcılığın etkisi tahmin edilenin çok üstündedir. İstanbul’da tablo buna en açık örnektir. Türkiye’nin toplumsal aynası olarak gördüğümüz İstanbul’un gecekondu semtlerinde AKP’nin oy oranlarında çok ciddi bir artışın olması, sosyal sınıfların oylarındaki değişiklikle ilgilidir.

12 milyon insanın yoksulluk sınırında yaşamasının bir başka tanımlanması olamaz. AKP’nin İstanbul birinci bölgede yüzde 48, ikinci bölgede yüzde 51, üçüncü bölgede ise yüzde 49 oy alması, ayrıca çok sayıda ilde yüzde 50’nin üzerinde oy alması, Türkiye’de toplumun sosyolojik-politik yapısında belirgin bir değişikliğin ortaya çıktığını ortaya koymaktadır. Bu mevcut durum daha somut olarak analiz edilmeden, ona uygun mücadele biçimleri ve taktik planlar geliştirilmeden, klasik söylemlerle toplumun ezilen kesimlerini örgütlemek gerçekten zordur.

Devrimcilerin, sosyalistlerin hedef kitlesi ezilenlerdir. Ezilenler ise bugün İslamcı sosyal grupların etkisi altındadır. Hem de bu etki tahmin edilenden çok daha güçlüdür. Önce durum tespiti sonra buna uygun politik ve örgütsel planlama gereklidir.

Devrimci-Sosyalist hareket bakımından ‘Birleşik Merkezi’ bir oluşum artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Somut veriler bunu zorunlu kılıyor.

BİR CEVAP BIRAK

eighteen − 16 =