Sezai Temelli: İktidar çözülüyor; istifası beklenebilir bir şey

HDP Eş Başkanı Sezai Temelli, iktidarda güçlü bir çözülme sürecinin yaşandığını belirterek, AKP’ye desteğin yüzde 35’in altına düştüğünü söyledi.

Erken seçimin eskiye oranla çok daha fazla gündemde olduğunu kaydeden Sezai Temelli, CHP başta olmak üzere muhalefeti alışkanlıklarını sürdürmekle eleştirdiği, HDP seçmeninde ise kırılmalar olsa da partinin stratejisinin başarılı olduğunu kaydetti. Temelli, olası bir çözümün iktidar tarafından gerçekleştirilemeyeceğini, demokratikleşme konusunda kendilerinin tüm partilere çağrıda bulunduklarını vurguladı.

“Çözülme var, yüzde 35’in altındalar”

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Temelli, AKP’li Mustafa Yeneroğlu’nun istifası konusunda, “Alışılagelmiş AKP milletvekili profilinden farklı bir profil sergiliyordu. Dolayısıyla istifası beklenebilir bir şey” yorumunu yaparken, şöyle devam etti:

“Ama bunu salt farklılıkla açıklamak mümkün değil. Genel anlamda bir çözülmenin olduğu aşikar. Zaten uzun zamandır AKP kendi içindeki tartışmalar sonucu AKP’de farklı arayışta olan insanların parti kurma çalışmaları var. Bu çok açık sürdürülüyor. Sayın Davutoğlu’nun çalışması var, Sayın Babacan’ın çalışması var. Son yapılan araştırmalara bakıyoruz çok ciddi bir destek kaybı var AKP’nin. En son gelen araştırmada yüzde 35’in altına gerilediği gözüküyor. Şimdi bütün bu gelişmeler ışığında değerlendirdiğinizde aslında genel bir çözülmenin de bir yansıması. Hem demokrat bir tavır sergilemesinden kaynaklanan farklı bir profil sergilemesinden kaynaklanan bir istifa olarak okunabilir hem de genelde AKP’deki bu çözülmenin bir yansıması olarak görülebilir.

“Devamı olacaktır”

Muhakkak devamı olacaktır. Çünkü eğer toplumda bu denli bir destek kaybı söz konusuysa bu parti içine de yansır. Parti içindeki milletvekillerinin tavırlarına da yansır, tercihlerine de yansır. Bu aslında bunun doğal bir sonucudur. Çünkü, bu denli tek seslilik hiçbir partinin uzun süre taşıyabileceği bir şey değildir. Bu AKP de olsa böyle hatta çok daha katı disiplin sahibi partiler de olsa bu böyle bu bir gerçeklik. Siyasi yaşamın bir gerçekliği. AKP adeta kendisini Cumhurbaşkanı’na ipoteklemiş durumda, tek kişiye ipoteklemiş durumda. Hiçbir farklı sesin çıkmadığı, eleştirinin çıkmadığı, çıkamayacağı bir hal durumunda. Dolayısıyla bu ne kadar sürdürülebilir bence çok daha uzun bir süre devam edecek bir durum gibi gözükmüyor.

“Gidiciler, yönetemiyorlar”

T24’ten Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre, Temelli, “AKP gidici” söyleminin kaynağının sorulması üzerine de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Aslında bir çok açıdan baktığınızda bunu okumamız mümkün. Tabi içeriden bir bilgi geldi gidiyorlar diye bir şey değil bu. Fakat mesela siyasi meselelere bakalım hem iç politika hem dış politikaya bakalım. AKP uzun bir zamandır aslında çok ciddi bir başarısızlık öyküsüne sahip. Hem içeriyi yönetemiyor siyaseten hem dışarıyı yönetemiyor. Dış politikada ortaya çıkan tablo son Suriye vakasıyla çok ciddi anlamda bir başarısızlık tablosu. Diğer taraftan iç siyaset keza öyle. Giderek otoriterleşen, baskıyı artıran, aslında OHAL düzenini olağanlaştıran bir iktidar anlayışı var. Bu sürdürülebilir bir şey değil, bunu herkes kabul ediyor. Toplumsal hayata baktığınızda sürekli olarak ayrışmayı dayatan, toplumu parçalayan, toplumun önemli bir kesimini ötekileştiren bir iktidar var. Bu da sürdürülebilir bir şey değil. Ekonomiye bakıyorsunuz keza öyle. İktisadi kriz her geçen gün dip dalgalarda büyüyor. Yoksulluk yaygınlaşıyor, işsizlik artıyor, palyatif çözümlerle, geçici çözümlerle adeta gün kurtarılmaya çalışılıyor. Tüm bunları birleştirdiğinize bu kadar çoklu kriz ortamında bir yönetememe hali zaten ortaya çıkıyor.

“Yol almak mümkün değil”

Bu yönetememe halini sürdürmenin yegane aracı alarak da içeride güvenlikçi politikalar, dışarıda savaş politikası. Bununla yol almak mümkün değil. Yol alamadıkları içinde zaten bütün bu yaşadığımız siyaseten de diplomaside de ekonomide de kabul edilemez tablolar karşınıza çıkıyor. Bunlara baktığımızda bunun normal bir dönem boyunca hani bir seçimden diğerine kadar sürdürülecek bir şey olmadığı çok bariz ortada. İktidardan gittiklerini, gidiyor olduklarının kendileri de farkında, dillerine yansıyor bu, üslupların yansıyor, saldırganlıkları ortada. Televizyonlara akşamları dönüp baktığınızda AKP yandaşlarından tavırlarından bile bunu anlamak mümkün. Duygusal anlamda da bir çöküntünün yaşandığını söyleyebiliriz.

“Yıkımı büyük”

Tabi bu gidişat hani demokratik teamüller içinde olmaması için direnen bir iktidar anlayışıyla olduğu için yıkımı da büyük oluyor, tahribatı da büyük oluyor, ister istemez bu yaşadığımız bütün gelişmelerin müsebbipliğini de oluşturuyor. İşte yargı boyutunda bu karşımıza çıkıyor, kayyumlar boyutuyla karşımıza çıkıyor. Bütün bunlar aslında bir gidişata karşı direnen bir aklı gösteriyor bize belki de akılsızlığı gösteriyor. Son atanan kayyumlara baktığınızda onlar ilgili gerekçelere baktığınızda aslında neden gidiyorlar dediğimiz açıklığa kavuşmuş oluyor.”

“Kayyımlar, faşizmin kurumsallaşması”

Temelli, HDP’nin devam eden kayyım atamalarına karşı nasıl bir politika izleyeceği konusunda da şöyle konuştu:

“Biraz önce de söylediğim gibi bu kayyım rejimi aslında bir yöneteme halinin tezahüründen başka bir şey değil. 13. kayyım bu Cizre’ye atandı ve 29 Ekim günü atanıyor. Yani adeta Cumhuriyet rejiminin demokratikleştirilmesine karşı Cumhuriyet rejiminin otoriterleşmesinin sahnelenmesinden başka bir şey değil. Geçenlerde bir konuşmamda da dile getirdim. 1920’nin o anlayışına tekrar dönüp bakmanın o çoğulculuğa bakmanın ne kadar önemli olduğunu dile getirdim. 1921 anayasası önemli bir anayasaydı. Çok fazla devam edemedi. Ama o aralık 1919 ile 1920-21-22 aralığı önemli bir başlangıçtı. Tam da 100. Yılındayız. Bu referanslara dönüp bakmak buradan Türkiye’de cumhuriyeti demokratikleştirmek çok önemli. Cumhuriyeti demokratikleştirmek demek, Türkiye’nin en kadim belki de en kronik sorununu çözmek demek, Kürt meselesini. Buna bağlı bir çok meselenin çözümü demek. Fakat bugünkü iktidar adeta o akla karşı cumhuriyeti daha otoriter bir rejime çekmek isteyen, bugünkü otoriter anlayışla da yetinmeyen bir akılla hareket ediyor. Ve kayyumlar bunun tam da açık ifadesi. Çünkü kayyım demek vesayet rejiminin en doruk noktalarından biri. Hani hep söylüyoruz ya faşizmin kurumsallaşması, tam da yerelde bunu görüyorsunuz. Yani yerel halkın bizzati halkın belki de en doğrudan siyasi tercihini yansıttığı alanları ortadan kaldırıyor ve bunu özellikle Kürt illerinde yapıyor, Kürt halkına karşı yapıyor.

“Kürt halkına düşmanlık”

Çünkü Kürt halkına karşı sürdürdüğü bu düşmanlıkla kendi meşruiyetini sağlayacak bir konsolidasyon peşinde. Hala aynı senaryoda ısrar eden bir anlayış bu. Ve her seferinde altını çizdiğimiz gibi bu meselenin çözümsüzlüğünden beslenen bir iktidar diğer alanlarda bir meşruiyet sağlayıp yoluna devam edeceğini sanıyor. Bu mümkün değil. Çünkü bu mesele artık küresel bir mesele haline de geldi ve kayyum atamaları bir yerde bunu bize anlatıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.