Şirket ahlakı ve kalıcı izolasyon

Nuray Sancar / EVRENSEL – İşçilerin bir kısmında Kovid-19 tespit edilmesi üzerine, Dardanel fabrikası yetkilileri üretim faaliyetinde herhangi bir aksama yaşanmaması için işçilerin 14 gün boyunca karantina altında çalışmaya devam edeceğini ve “çalışanların mesai saati dışında da tarafımızca gözetim altında tutulduğu kapalı devre çalışma sistemi”nin tedbir olarak uygulanacağını açıkladı.

Karantina döneminin ‘evde kal’ması gerekenleri arasında sayılmayan sayısız işçi hiçbir sağlık ve güvenlik önlemi alınmadan çalışmaya devam ediyor. Açık kalması çok zorunlu olmayan bütün işletmelerin geçici kapatılması, işçilerin ücretli izne çıkarılması ve işten atmaların yasaklanması talebine kulak tıkayan iktidarın bakanı böyle bir uygulamanın maliyetinin yüksek olacağını itiraf etmiş, işverenleri kayırmıştı.

O gün işçilerin de evde kalması durumunda ortaya çıkacak maliyeti göze alamayan şirket ahlakı bugün hasta işçilerin karantinaya alınarak çalıştırılması ile faz atlamış oldu. İnsani tedbirleri kardan zarar olarak görenlerin ‘tarafınca’ gözetim altında tutulmanın Dardanel çalışanları için ne anlama geldiğini tahmin etmek zor değil. Ama bunun sonuçlarını sadece Dardanel işçisi hissetmeyecek.

Çünkü bu biçim bir karantina sadece Dardanel insafsızlığı değil. Daha ortada pandemi yokken MÜSİAD’ın, işçilerin aileleriyle birlikte entegre edileceği Milli Üretim Üssü veya İzole Üretim Tesisleri kurmak gibi planları ve girişimleri vardı. Bu tesisler yasa değişiklikleri, cebri sindirmeler, sendikal düzenlemeler sayesinde zaten ağır kayıplar yaşamış olan işçi sınıfının bir bölümünün toplumun diğer kesimlerinden soyutlanması anlamına geliyordu. Ucuz emek gücünün güvencesiz ve örgütsüz istihdamı için gerekli mekansal düzenlemelerin temelleri daha önce atıldı. Pandemi izole üretim tesislerine sağlam bir gerekçe sağlamış oldu. Böylece muhtemel salgın dönemlerinde işçiler zaten yalıtılmış olacağı için bir sağlık sorunu olmayacak, üretim de devam edebilecekti!

Pandemi döneminde izolasyon toplum sağlığı için kuşkusuz en önemli mücadele yöntemi. Ne var ki şirket zihniyetinin son birkaç ayda edinilen tecrübeden çıkardığı sonuç bu süreci kalıcı izolasyon mekanları ve durumları oluşturmaktan ibaret.

Çalışmanın toplu yapılmasının zorunlu olduğu fabrikalarda, bireysel çalışma ile sürdürülebilecek faaliyetlerde ise kişilerin izolasyonu pandemiden önceki ekonomik programların içeriğidir, pandemi bunun hızlandırılması için gerekli egzersiz alanını açmıştır sadece. Yasaları çiğneyerek, tıbbi gözlem kurumlarının vazifesini üstlenerek, işçilerin mesai saatleri dışındaki zamanlarına da el koyarak Dardanel’in gösterdiği refleks ortada şirketin dayanabileceği bir hukuki düzenleme yokken, buna gerek bile duyulmadan ortalama bağlamın oluştuğunu kanıtlar. Meslek okulları, aile konutları, alıveriş alanları, okullar vb. binaları içermek işçileri aynı zamanda boş zaman etkinliklerini de kapsamak üzere aileleriyle birlikte soyutlamak üzere planlanan izole üretim tesisleri ile Dardanel karantinasının ruhu birbiriyle örtüşür.

Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında en yoksulları; işçileri, işsizleri, siyahları, göçmenleri bir araya toplayarak onlara ayrı bir ortam hazırlayan sosyal konut bölgeleri kentsel sınıfların birbirine karışmadan kendilerine özgü yaşam alanlarında kalmaları esasına göre oluşturulmuştu. Mimar Courbusier’nin bütün Avrupa’da da taklit edilen fabrika evleri bu evlerde yaşayanların ‘temel ihtiyaçlar’ını mahalleden çıkmadan karşılayabilecek bir biçimde yapıldı. İhtiyaçların ‘en temel’de sabitlenmesi İkinci Savaş’taki karne tecrübesinin yoksullar için kalıcılaştırılmasından başka bir anlama gelmiyordu ne yazık ki. Demek ki zaman geçse de şirket bedenine kazınmış siyasi ahlak hiç değişmiyor.

“Binaların, yaşam alanlarının, şehirlerin sağlığımızı ve haleti ruhiyemizi etkilediği bilinen bir gerçek. Beynimizin hipokampal bölgesindeki kimi hücreler, bulunduğumuz yerdeki geometrik ve alan düzenlemelerine uyum sağlamaktadır. Mekanı yaratan insan beyni, yarattığı mekan ile kendisi de yeniden şekillenmektedir” diye not düşüyor Dr. Zeki Gül 9 Mayıs tarihli, Mimari ve Sağlık başlıklı yazısında. Sonra devam ediyor ‘Diyarbakır’daki, Cahit Sıtkı Tarancı evini hatırladım. Bahçeli, her biri özel bir balkon ile iç avluya açılan odalar: Görmüş geçirmiş mimari. Kalabalık evler için her oda her salgın anında birer koza.’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.