Sistematik düzenler

bağışıklık kazanmış, el pençe divan bir ırkın ahvadıyız biz…


“ Şunu al ve karşılığında bana ver… “  diye dayatan otoriteye oy verebilecek kadar  verici,  köyüne dayanan seçim rüşvet TIR’larından beyaz eşyalar kapacak, nevale düzecek kadar ak bir seçmen kitlemiz var… Şuursuz, iradesiz… Ama ülkenin geleceğini belirleyici…


Başlık parası karşılığı kızını satabilen oryantal genetik zihniyet, maddi çıkar karşılığı oyunu satmaz mı? Karanlığı aklama oyunu… Memleketini satmaz mı? Sonraki neslin geleceğini satmaz mı ? Yukarıda çalınanlardan bir dilim pay kapma içgüdüsüdür bu… Çalınmaktadır ve oy oy oynanmaktadır oya işlenir gibi işleyen düzenin işbirliği… Şer tezgahlarında demokrasi satan ahlaksızlar, dümensuyuna itilmiş yerel bürokratlar kanalıyla yapılan kanalizasyonlar…  Ve kalkınmış hırsızlar ülkesinin kaderini belirleyen sürü…


Her kim ki yuvasını bir güzel yapar, , ona verecek kadar şereflidir  oyunu… Oynar orta oyunu… Gider satar oyunu… Düzeneğin bir parçası ve kirli çarkın paslı bir dişlisi haline geldiğini bile bile…


Bu ahvad, kalıtsal kalıntılarımızın günümüze taşıdığı bu hazin ve süründürücü kaderi hakediyor doğrusu… Hünkarın titretmeleri, şeyhülislamın fetvaları, zaptiyenin sindirmesi gibi asırlardır süregelen bastırılmış, kadim kaos üçgenine ilaveten, modern zamanımızda ! tarikatlar, aşiretler, dergahçılar, batakçılar, hortumcular, mafyacılar, yarıaydınlarlar, üfürükçüler, tetikçiler, medya köşegenleri ve tahtarevallici ayran budalaları  gibi yepyeni tatlısu sınıfları teşekkül edegeldikçe deforme erdemle paralel, başa akı seçsen ne yazar, karayı seçsen ne yazar?


Seçmenin kalite ortalaması ile seçilenin kalitesel balans ayarı  elbette harmonik olacaktı, kalıtsallığa teşne… Ne bekliyordunuz?


Sulak temellere atılmış, kaygan harçlarla tutturulmuş, yapay demokrasi şantiyemizin eğreti teyellerinde, oryantal yapmakla geçmiş bir geçmişi var, bu geçmişine yandığımın liderlik sultasının…


Tıpkı, 3 nesle yaftalanmış, güdümlü tarih kitaplarımızdaki aldatmacalık gibi bizim demokrasi palavramız… Satın alınabilen zevat, iktidarı satın alan mümin zerzevat ve müzmin muhalafetin zaafiyet zihniyetleri… Kafaya takunya indirmek için aportta bekleyen postallar… Acaba hangisinin var memleket için iyi niyetleri?


Aldatmaya ve soymaya programlanmış iktidarlar ile, aldatılmaya ve soyulmaya müstehak tepkisizliğin girdabı arasında, üfürükçülere kayan boşvermeci bir şığınış çaresizliği değil bu sadece… Ilımlı serzenişler ve zorlama şirinlikler eşliğinde danışıklı dövüşlerin , karşılıklı sövüşlerin ve azınlıkta kalan söğüşlerin ekip çalışmasıdır bu sonuç…


Zaten hep sığınma içgüdüsü ile yaşamış bir ırkız biz… Kendisini düzen içine koyan devlet babaya sığınmışızdır öncelikle… Ağalara sığınmışızdır köyümüzde… Dinimizi kurtaran ulema devlet adamlarımıza sığınmışızdır… Dinin kutsal çatısını çatlatanlara ve bize çağ atlatanlara sığınmışızdır… Ecdadımıza, şanlı tarihimize, tabularımıza, törelerimize, güdücü otoritelerimize sığınmışızdır… Hamasetlere, husumetlere sığınmışızdır…


Ve yığın yığın yığılmışızdır kapılara… İş kapılarına, parti kapılarına, sermaye kapılarına , ihale kapılarına, yeşil sermaye kapılarına, Avrupa kapılarına… IMF kapılarına… Dokulmazlık kapılarına…


Biz, Erdoğanlar yaratan bir ırkın ahvadıyız…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here