Sizin hiç manevi NANA’nız (1) oldu mu?

Sizin hiç manevi NANA’nız (1) oldu mu?

0
PAYLAŞ

Çocukluğuma dair hatıralar hep güzellikler ile dolu. Lazların yaşadığı coğrafyayı belkide doğal hali ile yaşamış bir kuşağın son temsilcilerinden biri olarak, sevgi ile büyüdüğümü söylemem bir abarti değil. Yinede NANA, bir gölge gibidir çocukluk anılarında …

Yillar sonra NANA’ya; çocukluğumda nerede olduğunu sorduğumda, şaşırtıcı bir şekilde “hep yanın da idim“ demişti. Hep yanımda idi de, ben neden hatırlamazdım bana yaşamı bağışlayan bu emektar kadını.

Hep yanımda idi ancak, her günü yağmuru bitmez bahçelerinde geçerdi, köyümüzün.

Belkide bundandır, ana sevgisini büyükannem‚ didinana’da yakalamış, her gittigim yerde, manevi anneler bulmuştum kendime. Şimdi, bunların hangisinden söz etsem bilemiyorum?

Sizin hiç manevi anneniz oldu mu?

Benim çok oldu. Nana’nın uzakta olduğu gurbet yılları boyunca, hiç silinmeyecek hatıralarla bezeli bir yaşamda, hep güçlü bir manevi ana buldum yanıbaşımda.

İlk Almanya yıllarımda anılarımın ucunda bir balkan kadını belirir. Öksüz ve yaramaz bir kız gibi ailesine sığındığım, oğlu ile yıllarımı geçirdiğim, dünyalar güzeli kızımın babaannesi Muti.(2) Bu vefakar anaç kadına çok derin yaşam tecrübeleri borçlu olarak ellerinde yetiştim diyebilirim.

Yaşamda en değerli varlığı, oğlu olduğu halde, hayatın gerçekleri karşısında hep benimle dayanışma gösteren, bana her dar günümde sahip çıkan bu balkan kadını, kültürel sınırların ötesinde, bir kaynaşmanın en canlı örneklerini öğretti yıllarca…

Oğlu ile yollarımız ayrılmasına rağmen, ölümüne anne kabul ettiğim bu eli öpülesi kadına, kızım gibi bir ender güzellik sunabilmenin yani ona bir torun verebilmenin, ona verdiğim en güzel hediye olduğunu hissetirdi hep bana…

Günlük yaşamdaki ayrıntılarda, ondan aldığım aile içi eğitimin izlerini yakalarım bazen.
Hiç bir emek , boşa gitmez hayatta. Kızımın yaşama tutunmasında dahi devam eder sunduğu yaşam tecrübeleri Muti -Nana gibi bir manevi annesi olmalı herkesin, dedirtir..

O yıllardır yaşadığı Almanya’daki göçmen yaşamına son verip, doğup büyüdüğü Tekirdağ’a döndü. Orada , sayısı belirsiz manevi kızları arasında oldukça mutlu. Ben ise , sesini uzun süre duymadığımda hala içimde bir eksiklik hissederim.

Son iki yıldır, yeni bir manevi annenin etrafında, yine bir sıcaklık yakalamıştım. Emmi Rose ile Alman yoldaşların arasında, yaşlı maden işçisi eşi Willi amcadan gizlice üyesi olduğu Alman Sol Parti (Die Linke) Dortmund ofisinde bir kahvaltıda karşılaştık.

Yazmaya olan tutkunluğu üzerine, kısa sürede aramızda bir dostluk başlar. Hep yaşamında bir kız evladın noksalığını çeken bu sıradışı Alman kadını, beni yıllarca uzak durduğum Alman soluna öylesine yaklaştırır ki, yaşamsal önemdeki Türkiye gezilerine ara verir, onun benimsediği partide ciddi görevler almaya bile başlarım.
Parti çalışmalarının ötesinde, kısa sürede mütevazi bir “Yazı Atölyesi” kurarız. Almanca yazdığım çok az sayıdaki hikaye ve metinleri ilk paylaştığım bir edebiyat ögretmenim gibidir.

Emmi Rose, her hafta yeni bir öneri ve düşünce ile sürekli almanca yazmaya teşvik eder beni. Yeni deneyimlere yol açar onun bitmez enerjisi. Ne zaman parti ofisinde buluşsak, bana rahmetli Memet amcamı hatırlatan maden işçisi eşi Willi amcadan habersiz, Emmi Rose mutlaka aramızdadır.

Emmi ve diğer Alman yoldaşların sayesinde yaklaşık iki yıl memleket özlemini erteleyerek yaşamam mümkün oldu. 2009’un başlarında aniden hastalanır Emmi. Oturduğum semtin hastahanesinde yatar. Aylarca komada kalır. Mayısın ortalarında tam düzeldi diyecekken, yaşama veda eder. Gözlerini kapamadan bir kaç gün önce, ellerimle yedirdiğim Alman usülu patates kavurmayı artık hiç yapamaz oldum…Emmi’yi kaybetmekle birlikte, buradaki yaşamımdan bir tutam yaşam sevinci adeta sislere gömülür.

O ise, bir gün bana “güzelliker için mücadeleyi asla birakma. Ben yaşlandım, senin daha çok zamanın var, lütfen devam et„ dediğinde sanki bana bir düşünce mirası bırakıyordu. Kızımın memleketi olan bu ülkenin geleceğine sahip çikmamı, benden rica ediyordu. Hastane personeline beni „manevi kızım„ diye tanıtan bu Alman kadına rastlamak için otuza yakın yıl geçmeli miydi? Emmi’ye veda ettiğimiz törende, ik kez ailesini tanıdım. Torunlarındaki derin acı, bana büyükannemi kaybettiğimdeki acıları yeniden yaşatır.

Evet, Göçmenlik duyguları bazen görevden kaçma gibi bir durum yaratır. Bu ülkenin geleceği beni ilgilendiriyor artık dediğinizde, yıllar geçmiştir. Dünyalar güzeli kızımın „Memleketim„ dediği, geçmişi karanlık bu müzmin ülkede geleceğine aydınlık düşsün diye, yine, yeni umutların peşine düştüm.

Çoğu kez göçmenlik; acılar ve hasretler ile anılır. Oysa çoğu zaman göçmen olmak; derin deneyimlere yol açan bir bitmez okul gibidir. İnsanın eksilme, kaybolma olarak hissettikleri çoğu kez bir çoğalma ve zenginliktir. Eğer bir Alman kadın yoldaşım bana manevi annelik yapabildiyse bu „sürgünleri“ yaşamakta fayda var demek.

Göçmenlik serüveni, kültürler arası keyifli bir seyahattir.

Önemli olan insanın bunu, görmesi, algılaması, hissetmesi…

Yinede her göçmen gibi ben de dönüp dolaşıp çocukluğumu aradım; Doğu Karadenizde, bizim Lazona dediğimiz güzellikler diyarinda. Her yerde kendine bir manevi ana bulan ben, çocukluğumu aradığım her kaçamak memleket gezisinde, dönüp dolaşıp bir aileye uğradım…

Ordan denizi, Karadenizi seyredeyim diye değil elbette, orda yıllar öncesine dair eskimesi mümkün olmayan izler süreyim diye. Sevgili Aziz Turna ve Inci Derya Turna’nin baba ocağına. Efsanevi Laz halk sanatçısı Yaşar Turna’nın evine.

Bana neredeyse didinana(3)nın sıcaklığını veren NANA, bu ocakta daha düne kadar benim gibi sürgün çocuklarının yolunu beklerdi sanki…Emmi’den bir süre sonra Arhavi’deki nananın kayıp haberini, Lazca radyo proğrami yapan değerli sanatçı arkadaşımız Birol Topaloglu’nun bir Salı akşamı sunumunda öğrendim.

Hiç öksüz kalmayı bu kadar derin yaşamadım uzun zamandan beri…Memlekete gittiğimde gözlerinin içinden yeşeren sevgi ile karşılayan, yıllar yılı kültür emekçilerini ağarlamış bu aile ocağında onu görememek. Dutxe’ye gidip de didinanayı bulamamak kadar yakıcı bir iz bırakacak bende…

Belki de bir süre ertelemeli memleket gezilerini…

Memlekete gidip de Arhavi’de o Laz çocuklarının zengin kültür ocağını NANA’sız
görmek, sevinçten çok acı verecek belli ki…Acılar dinecek gibi olduğunda, hasretin dayanılmaz bir noktasında gerçekle yüzleşmek daha kolay olacak sanki…

Sizin hiç böyle manevi NANA’nız oldu mu?

Selma Koçiva

22.7.09 / Dortmund

Not.

(1) Nana – Lazca: anne
(2) Muti – Almanca – cocuk dilinde: anne
(Didinana)- Lazca; Büyükanne

BİR CEVAP BIRAK