Skandal kadınların aşkı bir başka olur…

Skandal kadınların aşkı bir başka olur…

İspanyol yazarı Vicente Blasco Ibáñez’i Türk okuru, Türkiye İş Bankası yayınları arasında yeni baskıları yapılmış kitaplarından tanımaya çalışıyor. Fakat, İş Bankası Kültür Yayınları kadar, hatta daha eskiye dayalı biçimde Türk kültür yaşamına destek olmuş Altın Kitaplar Yayınevi‘nin yıllar önce bu yazarın kitaplarını okura sunduğunu hatırlamalıyız; Altın Kitaplar’a bir vefa borcudur bu…
Altın Kitaplar, Ibáñez ‘in Entre Naranjos başlıklı kitabını Baharlar Açarken olarak okura ulaştırmıştı; yıl 1970’dir…
68 Kuşağı‘ndan olup Nurhak’taki çatışmada hayatını kaybetmiş Sinan Cemgil‘in babası, rahmetli Adnan Cemgil tarafından çevrilmiş bir baskısıydı. Aranırsa, Sahaflarda bulunabilecek bu eski eserin bizce önemi, skandal kadınların kurup bozduğu aşklar, ardından alınan intikam ve sürdürülen serâzad hayatları anlatmasıdır.

Vicente Blasco Ibáñez’in Mahşerin Dört Atlısı başlıklı romanı iki kez filme alınmıştı; 1916’da yayımlandı. Birçok dile çevrildi, ABD’de çok-satan listesinden aşağıya hiç inmedi. Bu kitabı, eline su dökülmez İspanyol düşünürü Jose Ortega ỳ Gasset‘in eserlerini Türkçeye kazandıran, belki de Ortega’yı Türk kültüründe, aydınlanmasında en iyi anlamış bulunmakla anlatan isimlerden birisi olarak parmakla göstereceğimiz akademisyen, yazar, çevirmen Neyyire Gül Işık dilimize kazandırmıştır.
Ibáñez’in pazarlama ve satış taktiği açısından öne çıkarılmış bir başka kitabı, Fırtınadan Önce Şark – İstanbul 1907 başlıklı seyahat ve hatıra yazılarını İş Bankası okuruna sunmakla, güyâ bu ürünün satışını garantilemiştir; Ibáñez’in bu eseri de aynı çevirmen elinden çıkmadır.
İş Bankası’nın yayım projesinde ¨Baharlar Açarken¨ başlığıyla Türkçede hazır bulunan bu eserin aslında ¨Portakal Çiçekleri Açarken¨ diye yeni bir çevirisini yapmak var mıdır, bilmiyoruz, bekliyoruz!
Ama, kitap ya yeni baskıyla okura ulaşmazsa diye bunu dert ediniriz ve eğer aranırsa, Sahaflarda bulunabilecek eski baskılarını özellikle kadınların aşk ve intikam sanatındaki ustalığını anlamak isteyenlere öneririz.

***

Ibáñez’in bu eseri televizyonlarda dizi film dahi olmuş, sanıyorum bir kez de sinema filmine uyarlanmıştır; Grate Garbo, intikamcı skandal kadın Leonora’yı canlandırmıştır.
On dokuzuncu asrın ikinci yarısında yaşamış yazarın, Ibáñez’in ömrü 1928’e kadar sürer, bir büyük Dünya savaşını da görür; zaten o meşhur romanı da I.Dünya Harbi üzerinedir.
Ibáñez siyasetin yanı sıra bir edebiyat ustasıdır ve birçok eser vermiştir.
Vicente Blasco Ibáñez, liberal ve açık düşünceleri nedeniyle solcu saymak mümkündür, nitekim yirminci yüzyılın sol kitaplar basan yayıncıları onu Marksist ilan etmiştir, lakin bu çok doğru sayılmaz; Ibáñez daha ziyadesiyle İspanyol Cumhuriyetçilerin safında yer almıştır, radikal düşünceleri olan realist yazardır.
Öyle ziyadesiyle Marks okuduğunu da söyleyemeyiz…
En çok öykündüğü Don Kişot yazarı İspanyol Cervantes ile Nana’yı yazmış olan Fransız Emile Zola‘dır. Nitekim, sanıyorum, elimizdeki Baharlar Açarken başlıklı roman, bir anlamda Nana’yı çağrıştırır.

***

Altın Kitaplar Yayınevi’nin özel arşivinden bana 329 sayfalık romanın fotokopisini çektirerek ulaştıran yayınevi yöneticisi ve editör Sayın Batu Bozkurt‘un, burada adını anmam gerekecek, çünkü her satırını ¨Hah! İşte şimdi kadının beklenen intikamı geliyor, erkeğini ters köşeye yatırıp yerlere serecek, onu mahv-u perişan edecek, sürüm sürüm süründürecek¨ diyerek okuduğum kitap için Batu Bey’e bunu borçluyum.
Romana çok katmanlı hikâye anlatma sanatındaki ustalığıyla başlayan Ibáñez, roman kahramanımız yakışıklı delikanlı Rafael’in üniversite öğretimi gördüğü Madrid’den ailesine ait derebeyliğine yaraşır büyük mülkün bulunduğu taşradaki Alcira kasabasına gelişiyle anlatıyı kurar.
Rafael’in babası Ramon’a, onun kurnazlık ve hainlik arasında dokunmuş ipliğine yer vermek gerekecektir, bu aileyi anlatmak için; ama yazarımız Ramon’un babasına, yani Rafael’in dedesine kadar aile kütüğünü bir karıştırır, ortaya gayet güzel ve keyifle okunacak bir aile hikâyesi çıkarır.
Sonuçta anlarız ki köylüleri faiz ve borç batağında batıra çıkara mal mülk sahibi olmuş bir aile vardır. Bu ailenin idealist, gönlü romantizmle çarpan, aşk ve meşk merakındaki Rafael’in hikâyesine böylece ulaşılacaktır.
Rafael, esas oğlandır, anlaşıldığı gibi…
Şimdi sıra esas kıza, romanda tarif edildiğince feleğin çemberinden geçmiş bir kadına gelmelidir, ancak bu durumda kalmış Vamp, skandal çıkaran, metresi bol kadınların da bir mâsum dönemi, genç kızlığı, hatta çocukluğu vardır.
Ibáñez, roman kahramanı Leonora’yı bize aktarırken, onun müzik meraklısı doktor babası tarafından iyi bir opera sanatçısı olmak üzere Milan, Napoli, Roma gibi İtalyan kentlerine nasıl götürüldüğünü, oralarda çekilen sıkıntıları, sonunda daha genç kızken Leonora’nın keman öğretmeni tarafından tecavüze uğrayıp karşılaştığı şeyleri bize aktarır. Bu durumda, Leonora, müzikle başı dönmüş de o yüzden burnunun ucunu görmeyen eskiden doktor olup şimdi müstafi bulunan babasının haberi olmaksızın, kemancısından davulcusuna kadar erkekler arasında genç kızlığını tecrübeyle kapatır.
Ne demişler, kızını başı boş bırakan ya davulcu damat alır, yahut köçeği!
Leonora, güzeller güzeli Leonora, sonunda bir şeyin farkına varacaktır: Erkeklerin iştahını kullanarak yükselmek, gününü gün etmek kararına böylece varır ki ona bakılırsa erkeklerin tümü bir tek şeyin peşindedir, onu verdiği ölçüde rahat edecektir.
Leonora aşk denilen şeyin farkına varmaksızın kucaktan kucağa geçerek yıllarını eskitir, zirveye tam olarak tırmanamaz ama eteklerinde dolaşır.
Sonra, günün birinde baba memleketi olan İspanya’daki halasını ziyarete, Alcira’ya geri döner; işte esas oğlanla esas kadının buluşacağı yer burasıdır.
Tahmin edileceği gibi Leonora ve Rafael tanışırlar, kadın bu tanışıklığın en başlarında çok dikkatlidir, zira dili bir çok kez yanmıştır, aşkı bulamamıştır… İçindeki bir ses ona Rafael ile bir büyük aşk yaşanacağını söyler, fakat tedbiri elden bırakmaz, Rafael’e karşı çekinik durur.
Bu arada Rafael’in bir köylü-tüccar bozması zenginin kızıyla evlendirilmesi söz konusudur. Aile arasında bir beşik kertmesi dahi yapılmış gibidir.
Rafael beri yandan Kraliyetten yana partiden mebus seçilmiştir, parlamento toplantıları için Madrid’e gitmek hazırlığındadır…
Olacak şey midir, bunca telaşe içinde, bir de karşısına aşk çıkar; Leonora’nın yakıcı aşkı…
Rafael, her şeyi elinin tersiyle itip kadınına sahip olmak, onunla aşkı yaşamak için gözü pek birçok maceradan geçer, kendisini Leonora’ya kanıtlar, aşkını ispatlar.
Zaten böylesi kadınların erkekten beklediği cesaret bu yöndedir.
Cesur olmayan âşık olamaz…
Bildiğiniz gibi cesaret deliliğin öteki adıdır…

Saf ve yarı yarıya Don Kişot olan Rafael ve köhneleşmiş bir fahişe kartviziti almadan, kendisine aşk aramaya kalkışmış Leonora’nın fırtınalı ilişkisi, Alcira kasabası çevresinde bulunan portakal bahçelerinin bir bahar günü çiçek açması, ortalığa yayılan kokular ve rayîhalar içinde Opera ve ses sanatçısı kadının birden ruhunda yanan ateşleri söndürmek üzere başlar. Kendisini seçtiği erkeğe teslim eden kadındır; Leonora’dır…
Aşk çabuk geçer derler, siz inanmayın, Leonora sıkı bir aşk müptelasıdır.
Leonora’nın ateşi bir yanından sönse öteki tarafından ateş almaktadır, küllerinde kor kıvılcımları barındıran, bir kibrit uzatsanız alev alacak derecede hârarettedir.
Rafael bu aşkla yanar, biter, kül olur…
İki âşık her şeyi geride bırakıp kaçmaya niyetlenecektir. Kendilerini rahatsız etmesi mümkün olan dinî, ahlakî, cemiyete ait ne varsa hepsini geride bırakmak, sadece yorgan döşek yatıp sevişmek isterler. Fakat, ah o para denilen gözü kör olsun aşk düşmanı yok mu, yahut tam tersiyle söylersek, varlığıyla aşkı büyüten para…
İşte o parayı elinde tutan çevreler, kişiler, akrabalar, birileri ortaya çıkar, Rafael’e bir sürtük kadın peşinde aşk yaşamanın bedelini öğretir, aklını başına devşirtir.
Rafael, geride bir aşk cinayeti bırakarak, ansızın Leonora’yı terk eder, sümüklü bir karısı olacak biçimde köylü zengini kızla evlenir, mebus olup meclis komisyonlarına gider, Katolik dul annesi haç çıkarıp torunlarını kutsar, köylüleri borçlandırmaya tıpkı babası ve dedesi gibi devam eden Rafael zenginliğine dağları tepeleri katar…
Birgün, terk edilmiş Leonora, geri gelecek ve artık göbek ve gerdan salmış, düzenin düzeltici düzenekleriyle düzelmiş Rafael’i Meclis binasında ziyaret edecektir.
İşte orada Rafael öldürdüğü aşkı tekrar diriltmek, onu hayatına geri çağırmak ister. Leonora, yaşı geçkin olsa da, hâlâ yüzüne bakılır, sarılıp yatılınca âşık olduğuna değer bir kadındır ama intikamı onu bu işlerden uzak tutar.
Rafael’in her şeyden vazgeçmek ve tekrar beraber olmak yönündeki ısrarlarıyla acı acı alay eder, sayfalar boyu onu yerden yere vurur, bir kadının yıllarca intikam peşinde koşmasına örnek sözler sarfeder.
Rafael’e, ¨Mutlu değilsin herhalde, değil mi? Ama olman gerekirdi, şüphesiz annenin bulduğu o kızla evlenmişsindir, çocukların olmuştur. İlgi çekici görünmek için inkâra kalkışma, seni görür görmez bütün bunları keşfettim. Bu gibi şeyler gözümden kaçmaz benim… Peki, ama neden mutlu değilsin? Önemli bir kişi hâli gelmiş üstüne… Az zamanda da öyle olacaksın şüphesiz. Sağlığın yolunda görünüyor, hiç şüphe yok ki göbeğini gizlemek için karnına bir kuşak sarıyorsundur, zenginsin ve şu sıkıcı loş mahzen gibi yerde konuşuyorsun, memleketindeki ahbapların sayın mebusların nutkunu okurken heyecandan çoşuyorlardır, şimdiden seni bando mızıkayla karşılamaya hazırlandıklarına şüphe yok; peki neyin eksik?¨
Leonora, bu sözleriyle, Rafael’in kaybettiği, yıkıp geçtiği aşkı ona hatırlatmaktadır.
Daha binbir söz söyleyip adamcağızı sevdiğine pişman eder, sonra çekip gider.
Hayatının son demlerinde bir kez daha eski aşkına kavuşmak hevesiyle yaşayan bir sürü erkeğe de iyisinden bir ders verir: Bitmiş bir aşkın peşinde dolaşmayınız, ayağınıza demân olur, köstek olur…

***

Ibáñez’in romanı bu kadardır, biz böylesi şeyleri Yeşilçam Sinemasında Belgin Doruk veya Filiz Akın, hatta Nebahat Çehre gibi ünlü oyuncuları seyredip zaten öğrenmiş bulunuyoruz, demeyiniz rica ederim. Romanı mutlaka okuyunuz.
Ibáñez’in sözcükleri kullanma becerisine, rahmetli Adnan Cemgil’in güzel çevirisi eşlik etmiş bulunuyor ve siz, bir okur olarak, bu romanda bir dil ve edebiyat ziyafetiyle karşılaşacaksınız.
Mesela: Alcira kasabasında birgün yağmur yağmaya başlar, hiç dinmeksizin aylarca yağar! Bu, Kolombiyalı Latin İspanyolu yazar Gabriel Garcia‘nın aylarca yağmur yağdırdığı romanı Yüzyıllık Yanlızlık kitabındaki öyküye benzer… Alcira’daki yağmuru durdurmak için bir evliya aranır, Saint Bernart adlı bir berduş bulunur, Bernart ortalığa çıkar çıkmaz, şıp diye sel ve seylap duruverir. Bu anlatıyı, Rafael ve Leonora’nın aşkı arasına serpiştirmek becerisi gösteren Ibáñez’in kalemindeki mürekkebin tadına doyulamaz.
Mesela: ¨Ben ölümde bile güzelliği ararım! Daima en son davranışa örnek veririm, tıpkı Romalılar gibi…¨ sözlerini harcayan Leonora’nın konuşmaları birer edebiyat şahaseridir; mutlaka altını çizip, not alacağınız şeylerden…
Leonora, Rafael ona aşkını itiraf ettiğinde ve henüz o portakal çiçeklerinin kokusunu içine çekip azgınlığını engelleyemediği o bahar günleri daha gelmeden, ¨Deli!¨ diye bağırır, sonra devam eder, ¨Ne olduğumu bilmiyorsunuz benim. Eğer burada uzun süre kalırsam sonunda kavga ederek, dövüşürüz. Aslını ararsanız erkeklerden nefret ederim ben. Daima müthiş düşmanıyımdır onların… ¨
Onun erkeklere düşmanlığı, yine Latin İspanyol yazarı Rómulo Gallegos Osío‘nun DONA BARBARA adlı eserini hatırlatmaktadır.
Dona Barbara, erkekleri kıtır kıtır kesecek kadar onlara düşman, ama bu düşmanlığında erkek penisine duyduğu büyük hayranlığı gizlemeye çalışan bir kadındır; okunsa iyi olur…
Kadınların büyük aşk içine düşenleri aslında birer erkek düşmanı mıdır, diye bize sorması kalır.
Belki de kadın, âşık olmakla erkeklere duyduğu nefreti, penis kıskançlığı diye Freud‘da açıklaması bulunan ruh hâlini bir süreliğine ortadan kaldırmaktadır.
Leonora, bize bu soruları sordurur…
Bütün bunlar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu‘nun Hep O Şarkı başlıklı romanının yaşı ellisine geldiği vakit hâlâ ilk aşkı, vefasız Cemil Bey’i beklemekle ömür tüketmiş Münire Hanım’ın sonra birgün bu hayalindeki beyaz atlı adamın çıka gelmesiyle uğrayacağı hayal kırıklığına dair son sözleri bize anımsatmaktadır.
Münire, ¨Bunca yıl ardından göz yaşı döktüğüm erkek bu muydu, böylesine aciz, zavallı biri miydi?¨ diye kırk yıl sürmüş, fuzulî zaman kaybı sayılabilecek aşkına noktayı koyar…
Leonora, yıllar sonra gerdanı sarkık mebus Rafael’i bu durumda görünce, ¨Şuna inan ki seni böyle gördüğüme memnun oldum. Artık her şeyin bitmiş olduğunu görmenin zevkine vardım¨ der.
Nedir bu söz, eyvah, galiba ve aslında Leonora, o saate kadar Rafael’e olan aşkının ateşini külleri üstüne örterek muhafaza etmiştir, belki birgün diye diye beklemiştir; birden bunu hissederiz.
Yol yakınken geri dönülsün diye okur bir ümit ışığı arayarak eski aşkın tekrarını ister, ama Leonora hançerini çekmiş bir roman kahramanı olur ve sonra…. Leonora, eski âşığına, ¨Üzülüyorum size, ama ne yazık ki geç kaldınız!¨ diye bir omuz silkmesi gösterip çeker gider.
Bundan büyük intikam mı vardır, erkek için?…
Aranızda bunu yaşayan erkekler el kaldırsın, soldan sağa saymaya başlıyorum…

____________________________

* sermuteferrika@gmail.com

Baharlar Açarken – Entre Naranjos
Roman
VICENTE BLASCO IBÁÑEZ
Çev: Adnan Cemgil
Altın Kitaplar
İstanbul, 1970, 1.Basım
329 sayfa

• Kitabı sahaflardan elde etmek isteyenler için iki adres önerisi:
1.Babil Sahaf, Lütfü Bayer, Dr.Esad Işık Cd. Moda, Kadıköyü, İstanbul
2.Pami Sahaf, Tolga Gürocak, Ali Süâvi Sk. No.24-2, Nâzım Hikmet Vakfı karşısında,Bahariye, Kadıköyü, İstanbul
• Kitabı internet üzerinden almak isteyenlere bir web sayfa önerisi:
www.nadirkitap.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.