İslamcı STK ne işe yarar?

İSLAMCI ‘SİVİL’ TOPLUM KURUMLARI NE İŞE YARAR

İslamcı hükümetin ekonomik ve politik gücünü arkasına alarak güç durumuna gelen İslamcı ‘sivil’ kurumlar, İslamcılaşan toplumsal sistemin volan kayışları olarak işlev gördüğü gibi, sistemle mücadele içerisinde olan veya çatışma potansiyeli taşıyan toplumsal kuvvetleri, başka kanallarla yeniden sistem içerisine çekme işlevine sahiptirler.

İslamcı hareketlerin toplumsal örgütlenme alanları bakımından Vakıflar, Dernekler, Platformlar gibi kurumsal yapılar çok özel bir alanı oluşturuyor. Genellikle ‘Sivil Toplum Örgütleri’ olarak adlandırılan kuruluşların ana unsuru toplumun çok yönlü örgütlendirilmesidir. Hemen her siyasal çevre ve hatta devlet için de bu böyledir. Sistemler, toplumla bağlarını süreklileştirmek ve toplumu ideolojik-politik olarak yönlendirmek için adına ‘sivil’ denen birçok kurumlaşma yaratırlar. Aynı şekilde sisteme bütünlüklü olarak karşı olan veya sistemle dolaylı ilişkilenmiş kurumlar için de böyledir. Amaç kitlelerin örgütlenmesini sağlamak ve yönlendirmektir. Ana hedef budur.

Politik İslamcı Hareketin temel yapısını oluşturan cemaatlerin toplumla organik bağını sağlayan ve ahtapot gibi sarmalayan ‘sivil’ toplum örgütleri gibi kurumlaşmalar çok yoğun olarak kullanılmaktadır. Ekonomik, politik, sosyal, kültürel, dinsel alan gibi, toplumlun farklı alanlarında çok kapsamlı bir örgütlenme ağını oluşturmuş bulunuyorlar. Devletin sunmuş olduğu olanakları da kullanarak oluşturdukları bu örgütlenmeler adeta Politik İslamcı Hareketin ‘volan’ kayışları olarak işlev görmektedirler.

Dernekler ve vakıflar İslami akımlar bakımından en önemli örgütlenme araçlarından biridir. Türkiye’nin hemen her bölgesinde, metropol şehirlerin herhangi bir semtinden Anadolu’nun herhangi bir köyüne kadar bütün alanları saran bir örgütlenme ağı örülmüş. İslami örgütler, yaklaşık olarak 50 yıldır, vakıf ve dernek gibi kurumsal yapıları politik faaliyetleri için çok geniş ve kapsamlı olarak kullanmaktadırlar.

Devlet, İslamcı “sivil” toplumun ardında

İslamcı akımlar tarafından kurulan ‘sivil’ örgütlenmelerin önemli bir kısmının sistemin genel çıkarlarına hizmet ettikler için devletin ekonomik olanaklarından çok ciddi olarak yararlanmaktadırlar. Türkiye’de mevcut vakıfların yüzde 35’i İslamcı örgütler veya cemaatler tarafından kurulmuşlardır. Vakıfların ‘özerk’ bir yapıya sahip oluşları, doğrudan Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı olmaları, onların nispeten daha rahat çalışmasını sağlamaktadır. Bu nedenle İslamcı grupların ve cemaatlerin çok önemli bir kesimi, politik ve örgütsel faaliyetlerini genelde Vakıflar üzerinde yürütmektedirler. Öyle ki birçok vakıf, cemaatlerin doğrudan yönetim merkezi olarak işlev görmektedir.

Hak-Yol Vakfı Nakşibendî Tarikatı’nın, Muradiye Vakfı Erenköy Cemaati’nin, İsmail Ağa Camii Vakfı Mahmut Osmanoğlu Cemaati’nin, İlim Araştırma Vakfı Kadiri Tarikatı’nın, İlim ve Kültür Vakıfları Süleymancı Tarikatı’nın, İhlâs Vakfı ile Enver Ören Vakfı Işıkçıların örgütlenme merkezleri olarak işlev görmektedirler. Örneğin MÜSİAD eski başkanı ve AKP milletvekili Erol Yarar, Zehra Vakfı’nın işlevi üzerine yaptığı konuşmasında şunları söylüyor: “Bu işin kilidi Türkiye’dir. İslâm ümmetinin sancağı, Allah’ın izniyle buradan kalkacak. Hadis-i Şerif söyledi arkadaşlar: ‘Hilafet sancağı nereden düşerse, oradan kalkacak. Bize böyle bir vizyon vermiş, Allah lütfetmiş. Bunu takip etmek, buna göre gitmek, buna göre çalışmak için, işte Zehra Vakfı! Medreset-ül Zehra’dan çıkan talebelerin inşallah bu vizyonla çıkması lazım. Bu Medreset-ül Zehra’ya, Allah inşallah Said-i Nursi Hazretlerinin o güzel ifadeleriyle buyurmuş oldukları o mübarek Medreset-ül Zehra’yı kurmayı ve böyle bir vizyonu, bütün bir dünyayı yönlendirecek vizyonu gençlerimize aşılamayı nasip etsin. Bütün temennimiz budur. Bir bakacağız ki, Allah’ın izniyle İslâm Ordusu’nu da kurmuş olacak.” İslami vakıfların aslı işlevi, “İslâm ümmetinin sancağını, Allah’ın izniyle kaldıracak olan İslamcı talebeleri” yetiştirmektir. Her İslami vakıf farklı alanlarda faaliyet yürütmekle birlikte, genel stratejileri ortaktır: İslam’ın toplumsal ilişkilere egemen olmasını sağlamaktır. İslam’a bakış açılarında bir kısım farklılıklar olsa da, İslami düzeni kurmak için ortak olarak hareket etmektedirler. Bu bakımdan Vakıflar, İslami politik hareketin gelişmesinin ve örgütlenmesinin en önemli alanlarından biridir.

Örneğin, Politik İslamcı Hareketinin farklı varyantlarının kurmuş olduğu vakıflardan birkaçını sıralayabiliriz; İslami İlimler ve Sanatları Araştırma Vakfı, İlim Araştırma Vakfı, Selam İlim ve Hizmet Vakfı, İhlas Vakfı, Tevhit Vakfı, Akabe Kültür ve Eğitim Vakfı, Sebat Sosyal ve Kültürel Hizmet Vakfı, Hizbullah, Davet Eğitim, Kültür ve Kardeşlik Vakfı, Vahdet Eğitim Yardımlaşma Vakfı, Asrı Saadet İlim, Hizmet ve Kültür Vakfı, İnsan Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Vakfı, Şirin Evler Ulu Camii Eğitim ve Hizmet Vakfı, İslami Düşünce ve Dayanışma Vakfı, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Demokraside Birlik Vakfı, Hoşgörü Hareketi Derneği, Türkiye Din Eğitim Vakfı, Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı gibi devletten ciddi yardımlar alarak büyüyen kurumlardan bahsetmek mümkündür. Türkiye’de İslami akımlar tarafından kurulan veya etki alanları arasında olduğu tespit edilen vakıf sayısı 5000’e yakındır.

32 bin dernek cemaatlerin

İkinci alan ise dernekleşmedir. Örneğin Türkiye’de 80 bine yakın dernek bulunuyor. Bunların 32 bin tanesi ya doğrudan ya da dolaylı olarak cemaatlerin etki alanları içerisindedir. Özellikle din, eğitim, sağlık gibi alanlarda cemaatlerin denetiminde kurulan dernekler daha çok ‘kamu yararına kurumlar’ olarak gösterilmektedirler. Fonksiyonel yapılarıyla devletle çok yakın ilişkiler içerisinde olup ekonomik olarak önemli destekler almaktadırlar. Aynı zamanda, bugünkü politik koşullar içerisinde İslamcı bir hükümet tarafından çok aktif olarak desteklendikleri için faaliyet alanları çok geniş ve yaygındır.

Türkiye’nin bütün bölgelerini bir ahtapot gibi saran İslami Cemaatlere ve Kurumlara bağlı olarak faaliyet yürüten vakıf, dernek gibi ‘sivil’ kurumlar yaşamın her alanında etkin durumdadırlar. Bu düzeyde yaygınlaşmış vakıf-dernek faaliyetini dünyanın bir başka ülkesinde bulmak gerçekten zor. Binlerle ifade edilen ve çok geniş bir alana hitap eden vakıflar; ekonomi, politika, eğitim, sağlık, kültür, sanat, sosyal yardımlaşma, gazetecilik-yazarlık, ahlak ve manevi değerler, çeşitli hastalıklar, dini faaliyetler gibi yüzlerce sektörde ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyet göstermektedirler.
Bu bakımdan, cemaat veya politik kurumlar olarak örgütlenen İslamcı Hareket, ‘sivil’ toplum örgütlenmesini birkaç önemli alt başlık altında yürütmektedir. Birincisi, geniş kitleleri etkileyen alanlarda kurumsallaşma ilerlemektedir: Bunlar içerisinde dini alanlar, sağlık ve eğitim merkezleri ön plana çıkmaktadır.

Örneğin Türkiye’de hemen her caminin bir vakıf veya dernek biçiminde örgütlenmiş olması tesadüfi bir durum değil. Türkiye’de resmi düzeyde Diyanet İşler Başkanlığı’na bağlı camilerin sayısı yaklaşık olarak 87 bindir. Ayrıca cemaatlere bağlı olan binlerce cami bu sayının dışındadır. Bunların çok önemli bir kesimi ‘Camii Yardımlaşma Dernekleri’ adı altında örgütleniyorlar. Camilerin, bir bakıma toplumun günlük ilişkilerinin süreklileştiği buluşma merkezleri olarak işlev görmeleri nedeniyle, buralarda kurulan derneklerin ezici bir çoğunluğu cemaatlerin etki alanındadır.

Kuran Kursları

Dini kurumlar eksenindeki diğer bir örgütlenme ise, vakıf veya dernek bünyesindeki Kuran kurslarıdır. Türkiye’de devlet tarafından organize edilen 7500’e yakın Kuran kursu bulunmaktadır. Bunların ezici bir çoğunluğu dernekleşmiş olup, örneğin Süleymancılar cemaatinin denetiminde olan yaklaşık 3000 Kuran kursunun tamamı vakıflar bünyesinde örgütlendirilmiştir. Sadece şehirlerde değil, aynı zamanda kasabaları ve köyleri kapsayan bir örgütlenme ağı oluşturulmuştur. Devlet ve cemaat örgütlenmesi olarak faaliyet Kuran kursu dernekleri veya vakıfları tarafından organize edilen, şehirlerin merkezlerinde yazın camilerde kuran kurslarına giden erkek-kız öğrenci sayısı 365 bin 369. Kasabalar da ele alındığında bu sayı 577.619’a ulaşmaktadır.

Eğitim kurumları ekseninde oluşturulan vakıflar ve dernekler, İslamcı hareketin toplumsal örgütlenmesinde ve taban ilişkileri yaratmada önemli bir işlev görmektedirler. İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı, Ribat Eğitim Vakfı (REV), Hikmet Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Vakfı, Şura Eğitim ve Araştırma Derneği, İhsan Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Vakfı, Ribat Eğitim Vakfı (REV), Ankara Kültür ve Eğitim, Vakfı, Akabe Kültür ve Eğitim Vakfı (AKEV), Araştırma ve Kültür Vakfı (AKV), Ribat Eğitim Vakfı (REV), Şura Eğitim ve Araştırma Derneği, Pusula Eğitim Kültür ve Araştırma Derneği, Akademi Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Pusula Eğitim Kültür ve Araştırma Derneği, Günışığı Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Şura Eğitim ve Araştırma Derneği, Pusula Eğitim Kültür ve Araştırma Derneği gibi çok sayıda vakıf ve dernek, İslamcı hareketin eğitim politikasını yaşama geçiren kurumlar olarak işlev görmektedir.

Örneğin 601 adet İmam Hatip Lisesinin (İHL) hemen hemen tamamı vakıflar ve dernekler bünyesinde örgütlendikleri gibi, ülke genelinde Türkiye İmam Hatipliler Vakfı (TİMAV) veya ‘İmam Hatip Dernekleri Federasyonu’ olarak kurumlaşmış olmaları, bu liselerin stratejik hedefleriyle de ilişkilidir.

Türkiye’de mevcut cemaatler içerisinde özellikle Gülen cemaatinin eğitim ve öğretim alanına verdiği önem biliniyor. Bu alanda örgütlenmek için özel bir yoğunlaşmaya giden cemaatin vakıf ve dernek düzeyinde kurumlaşması en üst düzeydedir. Gülen cemaatine bağlı olarak çalışan ‘İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı’ ve ‘Gönüllüler Eğitim Vakfı’ bu çalışmanın ana gövdesini oluşturmaktadır. Türkiye’nin hemen her ilinde okulları bulunan Gülen cemaatinin eğitim faaliyeti vakıflar üzerinde yürütülmektedir.

Sermaye örgütleri

İslamcı hareketin vakıf veya dernek biçiminde örgütlendiği diğer önemli bir alan da ekonomik ilişkiler alanıdır. Özellikle cemaatlerin etki alanında bulunan işadamları tarafından kurulan vakıf ve dernek gibi ekonomik örgütlenmeler Türkiye’nin hemen her ilinde oluşturulmuş durumdadır. Özellikle cemaatler için önemli bir gücü oluşturan ekonomik eksenli dernekler ve vakıflar stratejik bir öneme sahiptirler. Müstakil Sanayici ve İş Adamları Demeği (MÜSİAD), Türk-Arap Ülkeleri İş Adamları Derneği (TURAB), Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜMSİAD), Körfez İşadamları Derneği, İş Hayatı Dayanışma Derneği, hemen her şehirde şubeleri olan Genç İş Adamları Derneği (ŞUGİAD), Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON), Genç İşadamları Vakfı, İş Dünyası Vakfı gibi İslamcı sermaye gruplarını temsil eden dernek ve vakıflar, Türkiye’nin bugünkü ekonomik ve politik ilişkilerini belirlemede küçümsenmeyecek bir gücü temsil ediyorlar.
İslami sermayenin ulaştığı ekonomik düzeye bağlı olarak ülke genelinde örgütlenmesi ile gündeme gelen ve Kale Kilit, Toprak Holding, Kombassan, Yimpaş, Ülker, Asya Finans, Albaraka Türk gibi önemli şirketleri de bünyesinde barındıran Müstakil Sanayi İş Adamları Derneği (MÜSİAD), Türkiye ekonomisinde önemli bir gücü oluşturuyor. MÜSİAD, ağırlıklı olarak orta ve büyük ölçekli İslami sermaye gruplarından oluşmaktadır. 10 binin üzerinde şirketi temsil eden MÜSİAD’ın 35’i yurtdışında olmak üzere toplam 350 şubesinin üye sayısını 4 bindir. MÜSİAD eski Genel Sekreteri, derneğin politik kimliği üzerine şu değerlendirmeyi yapıyor: “MÜSIAD’ın Türkiye’deki ortalama Anadolu insanının genel kültürünü yansıtan bir yapısı vardır. (…) Anadolu insanı muhafazakârdır, inançlıdır, dinine bağlıdır, ahlâklıdır, mümkün olduğunca yalan söylememeye, çalmamaya, çırpmamaya, terazide tartısını düzgün tartmaya çalışan, bunlar tabi diğer dinlerde de geçerli olan ahlâki kurallara bağlıdır. Bunun yanında mesela faiz konusuna daha hassas yaklaşır.” MÜSİAD esas olarak kapitalist ekonomik sistemin kurallarını İslami inanç ve yaşam tarzıyla bütünleştirmeye çalışmaktadır.

Ayrıca sağlık merkezleri, medya ve yayın, entelektüel gelişme alanları, enstitüler, yardım kuruluşları, sendikalar, barolar, mühendis ve mimar odaları gibi toplumun bütün alanlarını kapsayan merkezlerde vakıf ve dernek düzeyinde çok ciddi olarak örgütlenmiş olan İslamcı kurumlar, ekonomik ve siyasal gelişmelere müdahalede çok önemli bir toplumsal güç haline gelmiş bulunuyorlar. Hemen her sivil toplum kurumu içinde alternatif bir güç olan ve özellikle kendi güçlerinin merkezileştiği alanlarda doğrudan kendilerini temsil eden kurumlaşmalar yaratmaktadırlar. Örneğin memurlar ve işçiler içerisinde oluşturdukları güçle, doğrudan İslamcı hareketin veya cemaatlerin etki alanlarında olan sendikalar kurarak bu alanlarda toplumsal bir güç haline geldiklerini görüyoruz. Belediye ve Özel İdare Çalışanları Birliği Sendikası, Memur-Sen, Hukukçular Derneği, Kadın Sağlıkçılar Dayanışma Derneği, Hekimler Birliği Vakfı, Sağlık Elemanları Vakfı, İnsanlığa Hizmet Vakfı, Hayat Sağlık ve Sosyal Hizmetler Vakfı (KASAD-D), İstanbul Diş Hekimleri Dostluk ve Dayanışma Derneği, Umutlar Sönmesin Sağlık Sosyal Kültürel Dayanışma Derneği…

Gençlik, Kadın…

Cemaatler ve İslamcı akımlar bakımından gençlik önemli bir toplumsal güçtür. Gençliğin farklı katmanları arasında oluşturdukları dernek gibi kurumlar örgütsel ilişkilerin önemli bir aracı haline getirmiş bulunuyorlar. Özellikle öğrenci gençlik içerisinde ciddi bir toplumsal taban oluşturan cemaatler aynı zamanda dernekleşmektedirler. Örneğin Boğaziçi Üniversiteliler Derneği (BURA), Anadolu Gençlik Derneği bu çalışmanın küçük birer örneğini oluşturmaktadır.

İslamcı hareketin toplumsal mücadelesinin diğer bir önemli halkası da kadın hareketidir. İslamcı partilerin ve cemaatlerin örgütlenmesinde kadınlar önemli belirleyici bir gücü temsil ediyorlar. SP’nin ve AKP’nin kadın kollarında örgütlü binlerce kadın bulunuyor. Ayrıca İstanbul Kadın ve Kadın Kuruluşları Derneği (İKADDER), İslamcı kadın hareketinde önemli bir işleve sahip olduğu gibi cemaatlere bağlı olarak kurulan birçok kadın derneğinde, özellikle gecekondularda yoksul ailelerdeki kadınların örgütlendirilmesi faaliyeti çok yoğunluklu olarak devam etmektedir.

İslamcı akımlar toplumsal güçlerinin artmasına paralel olarak, hemen her alanda alternatif kurumlar oluşturmaya özen gösterdiler. Bunun en tipik örneği, insan hakları alanında oluşturdukları kurumsallaşmadır. Türkiye’nin bugünkü iç politik ilişkileri içerisinde insan hakları ihlaline karşı demokrasi mücadelesini yürüten İnsan Hakları Derneği ve İnsan Hakları Vakfı gibi kurumlara karşılık kendi örgüt modellerini ortaya çıkardılar. İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlum-Der), İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH), Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (Özgür-Der) gibi kurumlardan bahsetmek mümkündür. Örneğin, türban, İmam Hatip Liseleri gibi konularda açıklama yapan, zaman zaman eylem gerçekleştiren İslamcı insan hakları kurumlarının Türkiye’de işkencenin bir devlet politikası olarak teşhir edilmesi, cezaevlerinde yürütülen açlık grevi ve ölüm oruçlarına yönelik bir destek kampanyasının örgütlendirilmesi, insan hakları bağlamında Kürtlere ve Alevilere yönelik uygulanan saldırılara karşı çıkmak gibi bir politikaları söz konusu değildir. Bunların içerisinde Mazlum-Der nispeten daha kapsayıcı bir mücadele çizgisine sahip olmakla birlikte, genel mücadele eğilimleri tamamen İslamcı hareketin politik çıkarlarıdır.

Uluslararası ilişkiler

Sivil Toplum Kurumları (STK) olarak bilinen bu İslamcı örgütlerin diğer önemli bir çalışma alanı da uluslararası ilişkilerdir. Stratejik örgütlenmeleri nedeniyle dünyanın farklı bölgelerindeki faaliyetler içeren vakıf ve dernekler kurulmuş bulunuyor. Örneğin, Dünya Türkmenleri Eğitim Vakfı, Kafkas Vakfı, Kudüs ve Civarındaki Osmanlı Mirasını Koruma ve Yaşatma Derneği, Filistin Dayanışma Derneği (FİDDER), Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği, Uluslararası Gönüllüler Cemiyeti vb.

Özellikle Gülen cemaatinin bu alandaki faaliyetleri oldukça dikkat çekicidir. Rusya, Kafkasya ve özellikle Azerbaycan, Türkmenistan, Tacikistan, Kırgızistan, Tataristan, Kazakistan gibi Türki cumhuriyetlerdeki faaliyetlerini genellikle ‘Sebat Eğitim Hizmetleri Vakfı’na bağlı dernekler gibi kurumlarla yürütmektedir. Pakistan, Afganistan, Irak-Güney Kürdistan’daki faaliyetlerini ‘Sema Eğitim Vakfı’na, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kosova gibi ülkelerde bütün faaliyetlerini de ‘Kosova Ufuk Vakfı’ adı altında yürütmekte ve örgütlemektedir.

Küresel sermaye gruplarının dünyanın değişik ülkelerinde çok kapsamlı olarak destekledikleri STK’ların ülke yönetimleri üzerinde ciddi bir etkide bulundukları biliniyor. Küreselleşen Gülen İslamcı cemaati ile bu uluslararası küresel ‘sivil’ örgütler arasındaki bağın kavranması için somut bir örnek vermek aydınlatıcı olacaktır. Örneğin Türkiye’nin en aktif dışişleri bakanı olarak tarihe geçen Davutoğlu bu işlevi görenlerden biridir. Bugüne kadar pek kimsenin dikkatini çekmemiş olan, ancak Davutoğlu’nun inisiyatifinde gelişen SETA da Washington’da Gülen cemaatiyle çok yakın bir ilişki içerisindedir. Gülen’in çok açık olarak desteklediği bu kurumsal yapının aynı zamanda ‘Middle East Institute’ ve ‘Brookings’ gibi ABD’nin düşünce üretim merkezleriyle çok güçlü bağları bulunmaktadır. Gülen tarafından yönlendirilen ‘sivil’ kurumların, Obama’nın dış politikasının belirlemede etkin bir kuruluş olan Brookings ile çok yakın bağları bulunuyor. Gülen cemaatinin Washington’daki siyasal ağırlığının arkasında ‘sivil’ kurumlar olarak tanımlanan örgütlerin önemli bir etkisi söz konusudur.

Gülen cemaatinin dünyanın hemen her ülkesinde olduğu gibi özellikle Amerika’nın Texas, Louisiana, New Jersey, Montana, Oregon, New York, Indiana, Pennsylvania ve birçok eyaletteki eğitim kurumları, vakıflar veya dernekler tarafından yönetilirken aynı zamanda ABD yönetiminden önemli yardımlar almaktadırlar. ABD yönetiminin etkisiyle bu okulları yöneten vakıfların artan etkisine paralel olarak, Gülen cemaatinin politik etki gücü de ciddi boyutlarda artmaktadır.
Sonuç olarak; devlet, çok uzun yıllar, kendi politik çıkarları gereği, başta cemaatler olmak üzere İslamcı örgütlerin, vakıf ve dernek gibi kurumlarla örgütlemelerine bütün desteğini sundu. Özellikle ABD’nin ‘komünizme karşı yeşil kuşak projesi’ ekseninde İslamcı hareketleri desteklemesi temel bir stratejik-politika olarak benimsendi ve uygulandı. Politik İslamcı hareketin, ‘sivil’ toplum kurumları oluşturarak, sistem içerisinde bir güç oluşlarının arka planında devletin var olduğu gerçeğini görmek gerekir. Devletin ekonomik ve politik olanaklarıyla gelişen ve güç olan İslamcı ‘sivil’ kurumlar gerçekten toplumun genel ekonomik, politik, sosyal ve kültürel sorunlarını esas alıp bir güç olmayı tercih etmemişlerdir. Tersine çoğu kez toplumsal gelişmeler karşısında devletin yedek gücü olarak bir rol üstlenmişlerdir.

Bugün devlet içerisinde önemli bir güç haline gelen İslamcılar tarafından kurulan ‘sivil’ toplum kurumlarının ana hedefi, Türkiye’de toplumu aşamalı olarak İslamlaştırma faaliyetlerine örgütsel ve politik bir zemin oluşturmaktır. Özellikle İslamcı hükümetin ekonomik ve politik gücünü arkasına alarak güç durumuna gelen İslamcı ‘sivil’ kurumlar, İslamcılaşan toplumsal sistemin volan kayışları olarak işlev gördüğü gibi, sistemle mücadele içerisinde olan veya çatışma potansiyeli taşıyan toplumsal kuvvetleri, başka kanallarla yeniden sistem içerisine çekme işlevine sahiptirler.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.