Süleymaniye “Dünya Kültür Mirası Listesi”nde ama…

Camisi, imarethanesi, türbesi, hamamı, aşevi ve teker teker yok olan ahşap konaklarıyla şu andaki görüntüsünü hak etmeyen bir semttir Süleymaniye… İstanbul’un nadide semtlerinden biridir; en azından bir zamanlar öyleydi…


Zamanımın çoğu bu semtte geçtiği için mi bilmem, benim için de ayrı bir önemi vardır buranın. Bir büyüsü vardır. Eğer havasını gerçekten solumaya başlarsanız fazla direnemezsiniz, dalıp gidersiniz tarihin tozlu sayfalarına…


İşte ben Süleymaniye’nin büyüsüne kapılanlardanım. Sokaklarında her yürüyüşümde buranın açık müze olması gerektiğini düşünürüm. Gördüğüm her yapıyı, her sokağı o müzeye yakışır biçimde hayal ederim. Müzenin küçük ayrıntılarını yerli yerine oturtmaya çalışırım. Üstelik tek bir taşın yerini bile değiştirmeden yaparım tüm bunları…


Osmanlı döneminin belki de en nezih semtlerinden biri olan bu sokaklarda yine nezih insanların, öğrencilerin, turistlerin dolaştığını hayal ederim. Ana caddelerini değil belki ama dar sokaklarını arnavut kaldırımıyla döşerim.


Semtin ruhuna uymayan yapıları, özellikle İstanbul Üniversitesinin sonradan yapılmış ek binalarını tek tek elden geçiririm. Dış duvarlarını, pencerelerini, kapılarını değiştiririm. Bahçe parmaklıklarına varıncaya kadar her ayrıntıya özen gösteririm. Örneğin, Vezneciler Kız Yurdu’nun pembeye boyanmış duvarları ve parmaklıkları ilk değiştirdiklerim arasındadır.


Süleymaniye’nin ahşap konaklarının, konakların küçük bir koruyu andıran bahçelerinin ve dar sokaklarının arasına manav, kasap, kahvehane, hamam, helvacı, macuncu vs. gibi küçük dükkanlar serpiştiririm. Sonra o konakların içine girer; vitraylar, kristal avizeler, aynalar, ahşap oyma kapılar takarım.


Aslında çok değil, eğer 40-50 sene önce buralarda dolaşıyor olsaydım, bu kurduğum hayallerin büyük bir kısmının yerli yerinde olduğunu görürdüm. Bugün hayalini kurduğum şeyler, dün gerçektei. Ne olduysa bu 40-50 sene içinde oldu. Eski İstanbul beyefendilerinin, hanımefendilerinin oturduğu bu semt önce Malatya Pötürgelilerin, sonra Adıyamanlıların, daha sonraları da Afgan ve Pakistanlıların göçüyle bu hale geldi. Süleymaniye bu göçe hazırlıksız yakalandı. Süleymaniyeliler tek tek sattılar evlerini; İstanbul’un o dönemin yükselen değeri olarak görülen yeni yerleşim yerlerine kaçtılar.


OSMANLI BURADA YAŞAMAK VE ÖLMEK İÇİN BİRBİRİYLE YARIŞMIŞ


Süleymaniye adını, Kanuni Sultan Süleyman’ın isteğiyle Mimar Sinan tarafından 1557’de inşa edilen Süleymaniye Camisinden almış. Cami dolayısıyla yapılan külliye sayesinde de, imparatorluğun en gözde mekanlarından biri olmuş burası. Külliyeyle birlikte yapılan çarşılar, hamamlar, şeyhülislamlık binaları, paşa konakları vs. burayı Osmanlı’nın yerleşim merkezi haline getirmiş.


Osmanlı burada yaşamak, burada ölmek için neredeyse birbiriyle yarışmıştır. Süleymaniye haziresinde istirahat edenler arasında 1566 yılında vefat eden Kanuni Sultan Süleyman da vardır. Kanuni’nin yanında kızı Mihrimah Sultan, II. Süleyman’ın annesi Saliha Dilaşup Sultan, Sultan II. Ahmed’in kızı Asiye Sultan, Sultan II. Süleyman, Sultan II. Ahmed, Sultan II. Ahmed’in karısı Rabia Sultan yatıyor.


Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’ın türbesi de buradadır. Onun yanında da Şehzade Mehmed ve II. Ahmed’in kızının sandukaları vardır.


Ve mütevazı mezarıyla Mimar Sinan da buradadır.


İlginçtir ki, bu küçük hazirede 1988’de ölen Turgut Özal’ın annesi Hafize Özal’a ve 2001’de ölen kardeşi Yusuf Bozkurt Özal’a da yer bulunmuştur.


Anlayacağınız Süleymaniye günümüzde, sadece haziresiyle bile olsa hala daha rağbet görmektedir.


Aslında burası, Süleymaniye Camii var olduğu sürece rağbet görmeye devam edecektir. Caminin yakınlarında inşa edilen darülhadis, darüşşifa, darüzziyafe, hamam vs gibi yapılar olduğu sürece tarih ve kültür burada yaşamaya devam edecektir.


Tiryakiler çarşısındaki dükkanlar bugün turistlerin, camiyi ziyarete gelenlerin ve İstanbul Üniversitesi Beyazıt kampusünde çalışanların ve öğrencilerin yemek yiyebildiği, kahve molası verebildiği yerler olarak yaşatılıyor. Bu dükkanların içinde en ünlüsü kuşkusuz ki kuru fasulyeci Ali Baba. Yine Süleymaniye’yi geçmişte sağlık merkezi yapan Darüşşifa, bugün doğum evi olarak kullanılıyor.


SÜLEYMANİYE UNESCO’NUN “DÜNYA KÜLTÜR MİRASI LİSTESİ”NDE…


1985 yılında UNESCO’nun “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne giren Süleymaniye’nin bir an önce hayata geçirilecek koruma ve restorasyon projelerine ihtiyacı var. Eğer bu projeler oluşturulup hayata geçirilmezse bu semt UNESCO’nun listesinden çıkabilir. Çünkü yakında burada korunacak bir şey kalmayabilir. Bugün ayakta kalan tek tük tarihi binalar ya kendiliğinden yıkılıyor ya da yakılıyor. Çökme tehlikesi olduğu gerekçesi ile belediye tarafından yıkılan binalar da yok değil.


Buradaki ahşap evlerin çoğu özel mülkiyette; bu yüzden Kültür Bakanlığı ve Belediye bu evlerin korunmasını tek başına üstlenemiyor. Sokak iyileştirilmesi veya mahalle düzenlemesi projeleri için kalıcı ve köklü çözümler de üretilemiyor. Bu projeler birilerini zengin etmek amaçlı düşünülüp hazırlandığı için kalıcı çözüme bir türlü ulaşılamıyor.


Eminönü Belediyesinin sınırları içinde kalan Süleymaniye için seçim kampanyaları sırasında “Buranın kaderini değiştireceğiz” deniliyor. Hatta Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş bile tarihi yarımadanın çehresini değiştirmek için başlattıkları projede Süleymaniye’ye çok önem verdiklerini söylüyor.


Biliyorsunuz, Süleymaniye’de İstanbul Üniversitesi var. Üniversitesiz bir Süleymaniye düşünmek mümkün değil. İçinde İstanbul Üniversitesinin olmadığı bir proje eksik kalacaktır.


İstanbul Üniversitesi tarafından korunmaya alınmış ahşap binalar her geçen gün azalıyor. Geçen yıl bir tanesi daha gözümüzün önünde yandı. Burnumuzun dibindeki Fatih İtfaiyesi gelinceye kadar bina çoktan kül olmuştu.


Oysa bu evler aslına uygun olarak restore edilip üniversite tarafından turizme yönelik olarak işletilebilir. Bazıları turistik cafe, bazıları da küçük pansiyonlar olarak hizmete sunulabilir. Böylece Turizm Meslek Yüksek Okulundaki öğrencilere hem staj, hem iş imkanı sağlanmış olur. Bu öncü girişim zaman içinde semtin çehresini de değiştirecektir.


İstanbul Üniversitesi tarafından aslına uygun olarak yaşatılan Feyhaman Duran Evi örneğinde olduğu gibi, bu binalar da halka ve turizme açılabilir. Bugün tarihî dokunun büyük ölçüde yok olduğu Süleymaniye’de, kırmızı aşı boyalı, ahşap bir yapı olan Feyhaman Duran Kültür ve Sanat Evi, herkese açık bir müze olarak hizmet veriyor. Ressam Feyhaman Duran ve eşi Güzin Duran’ın 1969 yılında İstanbul Üniversitesi’ne bağışladıkları ev, Güzel Sanatlar Bölümü Başkanlığı’nın kontrolünde yönetiliyor.


Sözün özüne gelirsek, İstanbul’da yaşatılması gereken semtlerden biri de Süleymaniye’dir. Burayı korumak tarihi ve kültürel bir sorumluluktur. Bu yazı gerçek İstanbullulara bir çağrıdır.


*Yazarın diğer çalışmaları için www.birsenaltiner.com


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.