Sönen yıldızlar

Sönen yıldızlar

0
PAYLAŞ

Onları unutturmamak için çırpınıyor birileri, ama onlar sanki unutulmak için direniyorlar. Onları unutturmamak isteyenler insanların ilgisizliklerinden yakınıyorlar. Topluma buluyorlar suçu, bu toplum değerbilmezler toplumu diye düşünüyorlar. Dün kitapları elden ele dolaşıyordu şairimizin, bugün yaşam onu yaşamamışa hatta doğmamışa döndürdü. Nankörlük değil de nedir bu? Böyle düşünüyorlar. Oysa kimse kimseyi yük gibi taşımak zorunda değildir. Bu şairi hiçbir zaman unutmayacaksın, onun yazdıklarını ya da yapıp ettiklerini belleğinin en canlı yerinde gezdireceksin diyebilir misiniz kimseye? Ben kimsenin hamalı değilim demez mi adam içten içe. Ödüller övgüler yetmez ölmeye yüz tutmuş adamı yaşatmaya. İnsanın en güzel yanlarından biri öğrenmekse en güzel yanlarından biri de unutmaktır. Belleği taze tutmak ya da temiz tutmak diyebiliriz buna.

M.Ö. I. yüzyılda Publilius Syrus “Bilineni unutmak bazen yararlıdır” diyordu. Bunu bugünün eğitimbilimcileri de üstüne basa basa söylüyor. Bir ispanyol atasözü “Unutmayı bilmek bir sanat değilse bir mutluluktur” der. Bu bugünün eğitim anlayışı açısından daha da belirleyicidir. Sen bir şairi bir müzikçiyi bir ressamı bir romancıyı bu kadar kolay gözden çıkarabiliyor musun? Böyle dediğinizi duyar gibiyim. Ben gözden çıkarmıyorum, yaşam gözden çıkarıyor. Zaman kendini ayıklaya ayıklaya ilerliyor ve bunu yaparken hem doğal bir gereksinimi yerine getiriyor hem de bir anlamda adaleti sağlamış oluyor. Bu dünya ilk bakışta bilenle bilmeyenin bir olduğu bir dünyadır, öyle görünür, biraz da insanlar onu öyle görmek isterler. Canım o da gelsin, ne var yani sıkışırız biraz, o da şu uca oturuversin duygusallığı ya da iyilikçiliği boş şeydir. Alınteri dökenlerle feleğin ensesine tokat atmışlar başlangıçta ayrılmazlar, onları zaman yavaş yavaş ayrıştırmaya başlar. Ölüm son yargıyı verince bu ayrışma belirginleşir ve hızlanır. Şairimizin kitapları elden düşmezdi, ne oldu şimdi onu kimse okumuyor, genç kızlar onun şiirleriyle kurarlardı mutlu evlilik düşlerini, hani ne oldu? Sönen yıldızlar bir daha bize görünmezler.

İnsanoğlu kolaya kaçmaya ve bu yolda gündeliği kovalamaya eğilimlidir. Böylece hem etkili kılar kendini hem tatlı canını bir takım toplumsal ya da siyasal belalardan korumuş olur. Sonuca gitmek bu tutum içinde daha kolaydır. Pırıltılı bir yaşam başlar. Henüz şair olamamış şairi baş tacı edenler genelde şiirde ne aradıklarını bilmeyenlerdir. Birileri onların kulaklarına bu adamın büyük şair olduğunu fısıldamıştır. Onlar da bu büyük şairi bağsız koşulsuz benimsemişlerdir. Düzene uyan her şey güzeldir diye düşünenlerin esenliğine diyecek yoktur. Ölüm bazen ölümden önce başlar. Bazen ölüm tam anlamında bir ayrışma noktası olur. O zaman ödüllü şairimiz unutulmasın diye yakınları kolları sıvarlar: en iyisi onun adına bir ödül koymaktır. Ödülcüler toplanırlar, elde olanlardan iyi kötü birilerini seçerler, törenler düzenlenir plaketler yaptırılır ama sonuç değişmez. Ölüm geldi mi götürür. Ne güçlü kurumlar ne sözü dinlenir kişiler ölümün karşısında durabilirler. En büyük ödülü de alsanız yaşam sizi tutmadı mı bittiniz demektir. Kalıcı olsaydınız kalırdınız.

Şu sözü ilkin ben söyledim sanırdım: “Her şey topraktan gelir toprağa döner.” Yakın zamanda öğrendim, daha önce bir başkası söylememişse onu ilk söyleyen M.Ö. IV. yüzyılın Menandros’uymuş. Demek gene geç kaldık. Kişi toprağın altına girdiğinde toprağın üstünde bir şeyler bırakabilmeli. Bu bir anı olabilir, bir yapıt olabilir, daha başka bir şey olabilir. Önemli olan iz bırakabilmektir. Ölüm her şeyi bir hizaya sokarken bir şeyi eşitleyemez, o şey dünyada bıraktığımız iyiliklerdir. Dostumuz baştan sona kendi için yaşadı, bu arada şiirler yazdı, böylece kendisine ölümsüzleşmenin yolunu açarken gününde saygın bir insan olmanın koşullarını da yaratmak istedi. Onun bütün bunları sağlamak için temiz yürekle alttan alta bir takım sevimsiz ilişkilere girmiş olmasını da anlayışla karşılamak gerektiğini söyleyenler olursa biz susarız. Biz susarız, yaşam ve ölüm konuşur. İnsan gerçeğinin şu yüzü yaşam şu yüzü ölümdür. Ölüme karşı duramayız, ona karşı kaleler kuramayız, en dikbaşlı olanımız bile ölüme başeğecektir. Yapılacak şey belki de sonuna kadar insan gibi yaşamanın koşullarını yaratmaktır kendimizde. Birilerinin gönlüne kök salamazsanız, insanı insana anlatmakta eksik kalırsanız, doğrular adına bir şövalye ahlakı edinmezseniz, vazgeçilmez olmayı beceremezseniz kalamazsınız. Yaşam kurnazlığı azçok kaldırsa da ölüm kurnazlığa hiç geçit vermez.

BİR CEVAP BIRAK

3 − 2 =