“Sünnet insan hakları ihlali”

Evet bence de sünnet bir insan hakları ihlalidir ve sorgulanmalıdır. Kim tarafından sorgulanmalıdır bu ihlali bizzat çocuklarına yapan ailelerce, toplumlarca sorgulanmalıdır. Nitekim AKPM tarafından hazırlatılan rapor ve beraberindeki karar tasarısı 1 Ekim Salı günü Strazburgda düzenlenecek gelen kurul oturumunda oylamaya sunulacak. Raporun Avrupa ülkeleri açısından doğrudan bir yaptırımı olmayacak. Ancak genel anlamda çocukların fiziksel bütünlük hakkını özel olarak da sünnet konusunda avrupa kurumlarının ilk somut belgesi olması bakımından önem taşıyacakmış.

İşte tam da bu yüzden aileler tarafından sorgulanmalıdır diyorum bu belgenin bir yaptırımı olmayacak olamaz da zaten. En aydın insanlar bile konu çocuklarını sünnet ettirmeye gelince sağır oluyorlar. Hiç sorgulamadan böyle gelmiş böyle gider mantığından hareketle oğlan çocuklarına kıyıp onları sünnet ettiriyorlar.

Tıbbi bazı gereklilikler dışında sünnetin yapılması gerektiğine hiç inanmıyorum. Zira Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyadaki erkek nüfusunun yalnızca %30 u sünnetli. Kalan kısmının sünnetsiz olmaktan kaynaklanan hastalıklardan kırıldıklarına dair veriler yok.

Müslüman ve Yahudiler açısından sünnet dini öneme sahip olmasına karşın müslüman din adamları arasında “bunun tavsiye mi zorunluluk mu” olduğuna dair görüş birliği bulunmadığı gibi tıp dünyası da bu açıdan da tam ikiye bölünmüş durumda. Bazı doktorlar çeşitli hastalıklara karşı önlem olması açısından yapılmalıdır derken diğer taraf hijyen unsuruna dikkat edildiği sürece hiç de gerekli olmadığını ifade ediyorlar.

Benim bu konuda ki farkındalığım oğlumu sünnet ettirmek için en ideal zamanı araştırmaya başladığım zaman oluştu. İşte o zaman yaptığım araştırmalar ve okumalar sonucu sünnetin yapılması zorunlu olmadığına karar verdim. Bir kere acımasız olan çocuğumun rızası olmadan onun vücut bütünlüğünün geri dönüşü olmamacasına bozulmasına sebep olacaktım. Onu dünyaya getirdim diye buna hakkım var mıydı? Zaten o kadar mükemmel yaratılmış ve her organının bir işlevi olan insan vücunda dışardan bir müdahaleye ne gerek vardı? Bazı yapısal bozukluklardaki gereklilikleri anlıyorum elbette ama bunlar dışında sağlıklı bir çocuğa niye tıbbi bir müdahale yapılıyordu. Kafamda bunun gibi bir çok soru vardı. Civardaki oğlan çocuğu annelerine sürekli sorup onların da görüşlerini alıyordum aslında kendime bir ortak arıyordum. Derken bu konuda içi rahat olmayan yabancı bir anne bana Kuraldışı Yayıncılıktan Nil Gün’ün sünnet hakkında yazdığı kitabını önerdi.

“Sünnet ile ilgili yalanlar ve gerçekler”

Kitabın arka kapağında şu sözler vardı “Gerçekleri görün! Sağduyunuzu dinleyin! Çocuklarınız için neyin “en iyi” olduğunu yüreğinizde hissedin! Gelenekleri sorgulamak ve gerçeğin peşinden gitmek, bizim gelecek nesle olan borcumuzdur” Meğer Yazar Nil Gün hanım iki oğlu sünnet edilmiş olduğu halde daha sonra bundan duyduğu rahatsızlıkla konuyu araştırıp gerçekleri ortaya koymuştu. Bu kitabı da okumamla kararım daha da netleşti. Böyle bir olayı aceleye getirmeyecek oğlumun rızası olmadan vücut bütünlüğüne dokunmayacaktık.

Mahalle baskısı

Bu kararı almak anne-baba olarak kolay olsada mahalle baskısına direnmek kolay olmayabilir. Çevredeki diğer oğlan çocuklarını da kurtarmak için başlattığım girişimler şimdilik sonucsuz kaldı ne yazık ki. En azından bir şüphe attım onların yüreklerine de. Farkettim ki insanlar mahalle baskısından ve daha da çok bu baskının çocuklarına yansımasından endişe ediyorlar. Sağlık, enfeksiyon bir çeşit bahane. Ya torun sünneti görmek için can atan ebeveynler. Kendi çocuklarının hayatına karışmayı bırakmak bir tarafa torunlar hakkında da ilk söz sahibi onlar olmak istiyorlar.Torunlarının mürüvvetini biran önce görmek istiyorlar gerisi önemli değil torun ne hissederse hissetsin.
Bu işten ciddi gelir sağlayan bir kesimin olduğunu da unutmamak gerek. Sünnet düğünü mafyası. Herkes kendi çıkarı peşinde.

Bazı gelenekler değerlidir korumak sürdürmek gerekebilir ama bazılarını da artık sorgulamanın zamanı gelmiş olabilir. Herşey sorgulamakla başlar gerisi gelir nasıl olsa.
Belki Komisyon raporu konuyu tekrar gündeme getirmekle ailelerin yüreğinde bir kıvılcım başlatır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here