Sol hastadır!

Sol hastadır!

0
PAYLAŞ

Sol içinde Yahudi düşmanlığının temeli nerelere dayanır bilemiyorum, fakat bir düşmanlıktan söz etmek mümkündür. İsrail devleti ile Yahudileri eş gören ve her Yahudi’yi İsrail devletinin vatandaşı olarak gören ve onları oraya sıkışıp yaşamasını arzulayan bir sol düzlem nasıl oldu da benliklerin içine kadar işleyen bir düşmanlığa dönüştü

Solun en aktif kesimini Marksistler oluşturur, sol ile özdeşleşmiştir. Marx’ın 1. Dünya Siyonist toplantısı çağrıcısı ve üyesi olduğunu kaç kişi bilir? O toplantı tarihin en solcu Siyonist toplantısı oldu, çünkü toplantıya kadın Yahudiler de katıldı.

Sorular yanıtları olduğu sürece anlamlıdır, yanıtı yoksa soru sormanın tek anlamı vardır; yanıtı aranacak! Yanıtı aranacak sorular her daim var olmasına rağmen bizler soru sormak yerine soruların yerini önyargılarımız almıştır ve önyargılarımız bizim yaşama bakışımızı ve duruşumuzu belirler konumdadır. Günümüzde sol önyargılarını boş olduğu bir zemin üzerinde kendisini tanımlamaya çalışmaktadır…

Sol kalıpları kırmak için yola çıktığını ifade etmesine rağmen kalıplar arasında sıkışmış ve belirli refleksleri vermekten başka işlevi olmayan bir konuma doğru eğilmiş. Özgürce tartışma yerine belirli kalıplar ve cümleler arasında kendisini ifade etmeye, sürekli belirli kaynakları referans kullanmak adına dogmatik düşüncenin kucağına doğru yelken açmış konumundadır. Sol özgürlükçüdür ama özgürlük kelimesini durduğu yere göre altını doldurulan veya boşaltan konumundadır.

Sol adaletçidir, adalet kavramına da özgürlük kavramı gibi davranmaktadır.

Bazı solcuların Yahudi düşmanlığının temelinde kopamadıkları Ortodoks İslam dinin etkisi olduğunu düşünüyorum… Çünkü geçmişlerinden bugüne taşınan ama söz ile ifade edilemeyen askeri bir disiplinin benliklere ve davranışlara etkisi olduğu gibi yaşamaktadır. Müslüman olmadan önce ve sonrasında tutsak edilen Türkler, Araplar tarafından köle olarak kullanılmış ya da paralı asker olarak kendi adlarına savaşmaları istenmiştir. Köle olmaktan utanmayan ve hatta köle geçmişi ile övünen bir atanın torunları elbette onlardan aldıkları bazı kültürleri bugün de taşımaktadır.

İsrail devletinin Arap toprakları işgali sonrasında 68 kuşağı kendi ülkelerinde ki devrim yürüyüşünün pratik deneyimini Filistin topraklarında İsrail devletine karşı savaşarak başlamıştır. Oraya gidenler Yahudi düşmanlığı için değil, emperyalizme karşı savaşmak için gitmiş ve anti emperyalist düşünceler ile pratiklerini belirlemişlerdir.

68 kuşağının en etkili örgütleri İsrail devletinin emperyalist politikasına karşı savaşmış, büyükelçisini kaçırmıştır. Onları geçmişte Nazi katliamında kurtulan mazlumlar olarak görme yerine o zamanki politikaları yüzünden kaçırmışlar ve eylemlerinde kullanmışlardır. Birilerinin iddia ettiği gibi proje olarak kullanılmamış, para alarak saf duygularını kirletmemişlerdir. (Projeler, 12 Eylül sonrası hayat bulmuş ve daha yaygın olarak eylemler içinde kullanılmıştır, fakat 68 kuşağı devrimcilerini projeler ile bağ kurmak tarihsel olarak imkansızdır.)

Yahudiler ile İsrail devleti arasında bire bir bağlantı kurulamaz… Türkler ile Türk devleti arasında bire bir bağlantı kurulamayacağı gibi…

Tüm devletler katildir…

Tüm devletler sermaye sahipleri için vardır, tüm devletler içinde yaşayan heterojen kültürleri yok etmek için ulus devleti anlayışına uygun olarak asimile eder… Şimdi bütün bunlar tüm devletler için geçerli olmasına rağmen neden bazıları İsrail ile Yahudiler arasında ayrışmaz bağ kurar? İsrail’de dünyanın gelişmiş barış hareketi vardır, solcular Filistinli kardeşleri ile birlikte yaşamdan bahseder. İki dil, iki kültür iki bayraklı tek devlet derler… Yahudi ulusalcılarına karşı mücadele ederler, onlar ile ortak eden Filistinliler de vardır ve onlar ile dayanışmak yerine Yahudileri soykırıma uğratacağını söyleyen İslam devleti savunan ile mi dayanışma yapılacak?

Hadi diyelim ki dini hassasiyetiniz var ve o açıdan bakıyorsunuz olaya, buna rağmen İbranice bilmek zorundasınız, çünkü dinlerin temeli İbrani kültüründen geçiyor. Bilmezsen anlamazsın… Hıristiyan’da İslam da İbrani dilini, kültürünü bilmek ile yükümlüdür…

Ortadoğu karmaşasını anlamak için sadece İngilizce, Fransızca ve Arapça yetmez… Sorunların ortasında duran İsraillerin ne düşündüğünü de ve planladıklarını da bilmek zorundasınız… Onlar her ne kadar homojen gibi gözükseler de aslında heterojen yapı içindeler, göçmenlerin oluşturduğu bir ülkedir.

Neden bazı solcular hala tek dil dünyayı yorumlamak ile uğraşırlar ki, kaç dil bildiğin çok önemlidir, farklı dillerde düşünebilme yetkisi sahibi olanlar gerçek anlamda solcu olur…

Tek dil ile ancak “ulusal solcu” olursunuz, tüm dünyanın sizi takdir ettiğini ve onlara önderlik ettiğini düşünürsünüz…

Marks boşuna yazmamıştır “tüm dünya işçileri birleşin” diye…

Hangi dil ile anlaşacaksınız?

Kafalarda oluşmuş şablonları kırmadan ne bugünü ne de yarını anlamak imkanınız olur…

Eskiden beri var olan bir sol hastalık var, nerede bir yürüyüş görseler gidip kortej önünde fotoğraf çektirip “yaşasın mücadelemiz” diye gazetelerinde yazı yazarlardı. Acaba diyorum bu Kılıçdaroğlu’nun başlattığı yürüyüşte aynısını kaç solcu yapacak? Görün, fotoğraf çektir ve hemen ayrıl…

Sol, fotoğraf çektirme hastalığında olduğu sürece meydanlar boş kalmaya devam edecek gibi…

Gerçekten iki insanın açlık grevi kaçıncı gününde?

Açlık grevini desteklemeseniz de yaşamı savunmak adına neden sessiz kalınır?

Bizden değil diyerek neden bir kaç kişinin canla başka yaptığı eylemler görmezden gelinir? Neden, neden diye sormuyorum hepimiz biliyoruz ya da hissediyoruz nedenini…

Eylemi ortaya koyan da eyleme destek vermeyen de aynı yerden bakar olgulara…

Destek veriyormuş gibi yapıp görmezden gelmek, yürüyüş yapıyormuş gibi yapıp aslında bir iki temsili olarak orada fotoğraf çektirmek, şey yapıyor gibi yapıp da şey yapmamak…

Sol hastalık; her şeyi bilip de bir şey yapmamaktır…

Bilerek ve isteyerek siyasi yapısı yarar görmüyorsa orada olmamak ve her şeyi siyasi ranta dönüştürme telaşı bir arada olmayı engelleyen en paradigmatik tutumdur ve sol hastadır…

BİR CEVAP BIRAK