Sorunları ertelemek

Sorunları ertelemek

0
PAYLAŞ

Bireyler de topluluklar da toplumlar da sorunları çözme işinde pek aceleci görünmezler. Daha vakit var ya da dur hele bakalım duygusu yaygın bir duygudur. Orada burada kuyruklar görürsünüz. Bugün son gündür. Oh, son günü bir hafta öteye atmışlar. Her iş para yatırmak ya da başvuruda bulunmak düzeyinde olsa kolaydır. Öyle sorunlar var ki onları şimdi çözmezseniz bir daha kolay kolay çözemezsiniz. Canım nasıl olsa çözülür, bugün olmasa yarın ya da öbür gün çözülür dediğiniz yerde ipin ucu kaçar. Ertelenen sorun giderek karmaşıklaşır, her geçen gün biraz daha çözümsüzleşir. Bir yer gelir, bunu artık şeytan bile çözemez dersiniz. O durumda sorun çözme çabaları bir yanı sancılı bir yanı gülünç bir görünüm alır. O durumda en doğrusu çözümü zamana bırakmaktır. Zaman çözer mi diyeceksiniz. Oluru varsa çözecektir. Çözmese de derinine alır uyutur ve sonunda eritip atar. Boşa uğraşmanın bir anlamı yoktur: sorunlar sorunları doğurmuştur ve hatta o sorunun çözülmesi diye bir konu kalmamıştır. O çözülmemiş sorun verdiği ağır zararlarla geçmişe gömülmüştür.
Zaman çözülmemiş sorunları depoya kaldırır. Pekiyi, o çözülmemiş sorunlar yeni sorunlar yaratmamışlar mıdır? Onlar yeni sorunların bileşimine sessizce katılmışlardır. Yeni sorunlarda o çözülmemiş sorunların izlerini okumak çok zor değildir. Çözülmeden kalmış sorunlar vaktiyle çözülmüş olsalardı bugün yeni sorunlarda onların ağırlığını bulmayacaktık, dolayısıyla şimdi daha üst düzey sorunlarla uğraşıyor olacaktık. Sorun çözmeye çalışanlar dikkatli olmalılar: karşılığı olmayan çözüm üretme çabaları vahim sonuçlar getirebilir. Birileri iyi şeyler yapalım derken kötü şeyler yapmak durumunda kalabilirler. Burada kötü niyetten çok beceriksizlik ya da yetersizlik belirleyicidir. Evet, çözülmemiş sorunlar yaşam koşullarına alttan alta yeni sorunlar ekler. Birden her şey içinden çıkılmaz bir duruma girmiş görünür. O zaman hemen şimdi çözüm duyarlılığından uzaklaşmak ve beklemek doğru olur. Çıplak gözle görülmese de yaşamın sorun çözücü bir yanı vardır: her şey iyiden iyiye sarpa sardığında bir çıkış yolu kendini gösterecektir. Yaşam sorunları nasıl çözer? Sanatçının dünyasında esin’in kendini göstermesi gibi bir şeydir bu. Koşullar alttan alta oluşmuş ve yaşam bir çözüm yolu bulup bize sunmuştur. Bazı şeyleri tarihin çöplüğüne atarak hastalıklı yapıyı onarmanın koşullarını getirmiştir. O zaman da akılsızlık edip olanakları boşa harcarsak artık suç doğrudan doğruya bizimdir. Düzeltmeye çalıştığınız kurumun bir anlamı kalmamışsa zaman o kurumu eritir atar. O kurumun adıyla ya da yepyeni bir adla yeni bir kurum oluşturur. Hatta bazen zaman bir kurumu tanınmayacak ölçülerde değişime uğratır. Görünüşte bu yeni kurum eski kurumun sürdürücüsüdür ama gerçekte eski kurumun hiçbir özelliğini taşımaz. Yapı aynı yapıdır sanki, ancak gene de aynı yapı değildir: yeni kavrayışlarla yepyeni ufuklar açılmaya başlamıştır.
Bunları söyleyen ben sabırla beklemeyi bilen biri miyim? Ne gezer! Ben aceleciyim, çocukluğumdan beri kendimle ilgili konularda çözüme hemen ulaşmak isterim. Yaşlandıkça beklemeyi öğrendim biraz. Benim vurmama gerek yok, çürük yapılar zamanla kendiliklerinden dağılacaklar ve yerlerini başka yapılara bırakacaklar, bunu zamanla öğrendim. Gençliğimde bile bu telaş konusunda kendimi eleştirdiğim olmuştur. Çabuk çabuk nereye gidiyorsun dur bir soluk al demişimdir kendime. Yaşamın kendi iç olanaklarıyla düzelteceği şeyi senin tek başına erkenden düzeltmeye kalkman ne sana ne yaşama bir iyilik getirir. Ama benim yapım böyle. İstasyona trenin kalkış vaktinden bir buçuk iki saat önce, havaalanına uçağa alınma saatinden üç saat önce giderim. Çalışmayı aksatmamak ve bugünün işini yarına bırakmamak konusunda yanılmıyorsam gerçekten yerinde bir telaş bu, ama bu telaş dünyayı düzeltme telaşına döndüğü yerde işin tadı kaçacaktır. İstasyona ya da havaalanına iki üç saat önce gitmekle boşa zaman harcamış olmuyor muyum? Olmuyorum. Sağımda solumda birileri trene ya da uçağa yetişmek için koştururken ben erkenden işimi bitirmiş kitabıma dalmış oluyorum. Ben en verimli okumalarımı tren ya da uçak beklerken yapmışımdır.
İsteriz ki başkaları da bizler gibi eline çabuk olsun, sorun çözmekte bizler kadar istekli olsun, yeni şeyler ortaya koymakta bizler gibi atılgan olsun. İstemekle olmuyor dostlarım. Beni sinirlendiren nedir bilir misiniz? Tembellerin çalışkanlara değil de çalışkanların tembellere uyduğu bir dünyada yaşıyor olmaktır. Adam çekmiş rakıyı, derin bir uykuya dalmış, bir yerlerinde pireler uçuşuyor. O saatte siz bir şeyleri kotarabilmek için canınızı dişinize takmışsınız. Biliyorum yaşamı çok zorlamamak gerekir. Gene de içime elvermiyor.

BİR CEVAP BIRAK