Sosyal patlama davetiye ile gelmez

çıkmadıklarını, sağduyulu herkes bilir…


Sosyal patlamalar, geleceklerini önceden belli ederler ama; “ülkemizde öyle şeyler olmaz” teranesiyle kafalarını kuma sokup, gerçekleri hiçbir zaman görmek istemeyenler; birdenbire acı tablo ile karşılaştıklarında, “nasıl oldu da anlamadık” türü kahredici pişmanlıklar içerisine düşerler.


Ancak, son pişmanlıklar tabi ki fayda vermez… Bu bir realitedir…


Dileğimiz, pişmanlığı çekenlerin başında, ülkeyi yönetenlerin olmaması…


Sayın Başbakan,


Rakamlara akrobasi yaptırarak, “ekonomik mucizeler” serisinin(!) enflasyon düşmesi, büyüme artması, faiz inmesi vs. gibi argümanlarıyla, televizyonlarda, basına açık toplantılarda sürekli söylemlerde bulunmanız karşısında, halkın, “Allah’a şükür durumumuz iyiye gidiyormuş” türünden “sanal şükürlerle”, ülkeyi yönetenler olarak sizlere, yatıp kalkıp sabah akşam dualar ettiğini düşünmüyorsunuzdur herhalde?
 
İnsanlar karınlarını; sözle, temenniyle, “akrobotik ekonomi rakamları” nın kulağa hoş gelen dillendirilmeleri ile doyurmuyorlar! Cepte yok cepkende yok iken,  sabah akşam “her şey ne güzel” gidiyor türü övünme edebiyatlarıyla, hele hele  hiç doyurmuyorlar…


Vatandaş, insanca yaşayabilecek kazancı, sofrasında çoluk çocuğunun huzur içerisinde yiyebilecekleri lokması olsun istiyor…


Hani nerede iş?.. Hani nerede aş?..


Umut kaf dağının arkasında! Açlık, sefaletse diz boyu!..
Cumhuriyet tarihinde bu dönemdeki kadar, hırsızlık, kapkaç, soygun görülmedi. İnsanlar tedirginliklerinden neredeyse sokağa çıkmaktan ürker duruma geldiler.


Alın size dramatik bir haber:


Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un eşi Şadiye Koç, Ulus’ta bir mağazada alışveriş yaparken, çantasında ki cüzdanını yankesicilere kaptırdı. Polisin müdahalesiyle, yankesici yakalandı ve cüzdanı Şadiye Koç’a iade edildi” (Basından- 3 Aralık 2005)


Düşünün işler artık o boyuta geldi ki hırsızlar, yankesiciler, kapkaççılar Bakan eşi filan dinlemiyor, önüne geleni soyuyor. Bakan eşi dahi yankesiciler karşısında güvenli olamıyorsa, sade vatandaşların vay haline! Bakan eşi olmanın avantajı; parasını çaldırdığında polislerin derhal yankesiciyi yakalamaları ve cüzdanı ele geçirmeleri, fark burada…


Sade vatandaşın başına böyle bir durum geldiğinde; herkes bilir ki, giden cüzdan ve paralarının arkasından yurdum insanının, büyük olasılıkla bir bardak soğuk su içmesi gerekir. Evinize hırsız girdiyse ya da böyle bir durumla karşılaşırsanız, ayni şekilde “acı kadere boyun eğmenin(!)” tevekkülü içerisinde olacaksınız..


Bu konuda damdan düşmüş olan bir vatandaş olarak. Müstakbel damdan düşeceklere, önce Allah korusun diyelim, sonra da öğüdümüzün bu olduğunu söylemiş olalım…


İnsanlar aç sayın Başbakan, aç!..


Bakın artık işsizliğin azaldığı biçiminde sözler hiç edemiyorsunuz artık. Çünkü işsizliğin bırakın azalmasını, arttığını siz de biliyor ve kabul ediyorsunuz. Bir ara, binde bilmem kaçlık bir rakamla, işsizlik azalmasından söz eder gibi oldunuz. Kısa sürede gerçeği görüp ısrarınızdan vazgeçtiniz..


Asgari ücretin kentlerde normal sayılan ev kiralarının bile yarısı durumunda olduğu bir sosyoekonomik gerçek ortada iken, “tarih yazmaktan” , “sessiz devrimden”, “ekonomik mucizeden” söz etmenin ne ölçüde inandırıcılığı olabilir ki?


Toplumda düşük gelirli insan ve aile sayısı artmaya devam ediyor…  Tıpkı, çöp bidonlarından artık yiyecek toplayanların, dilencilerin, minik çocuğunu kucağına alıp trafik ışıklarında durmakta olan araç sahiplerine yalvaranların, her geçen gün daha da artması gibi…


İşte onlar, durum böyle devam ederse, Allah korusun, ilerdeki sosyal patlamanın gözü kararmış potansiyel bireyleridir.


Sözünü ettiğimiz aktif sosyal patlamadır.


Pasif diye adlandıracağımız sosyal patlama ne yazık ki, çoktan toplumumuzun omurgasına yerleşmiş durumda…


İşsizlik, yoksulluk, umutsuzluk, güvensizlik, gelecek korkusuyla başbaşa bırakılmış toplumların süregelen sessiz çırpınışları, pasif sosyal patlamadır!..


Bakmayın kamuoyu anketlerinde partinizin önde göründüğüne. Anket sonuçlarının bir an için doğru olduğunu kabul etmiş olsak dahi, öndelik, partinizin başarılı olduğundan, insanların rahat ve huzura kavuştuğundan değil. Halk, hala hiç bir parti ve lideri umut olarak görmüyor. Gönül rahatlığı içerisinde benimsediği ve güvendiği bir partide karar kılıp, oyunu kullanabilme noktasına gelebilmiş değil. Çaresizlik ve halkın yeni bir maceraya atılmayı göze alamayışı, partinizi alternatifsiz gibi gösteriyor.


Seçim kapıda göründü.


Biliyoruz ki yine bol bol vaatler ve umut dağıtmalar, seçim meydanlarını kaplayacak…
Siyasetin kurallarını uygulayıp; 


“Bu dönem tarlayı sürdük ve ektik (alt yapıyı kurduk). Önümüzde ki süreç hasat dönemidir. Bize 3 Kasım 2002’de olduğu gibi yine güvenir ve yarı yolda bırakmazsanız, eken biçen olarak hasatı yapıp, topladığımız meyveleri siz değerli halkımıza yedireceğiz. Bundan emin olmanızı istiyoruz!…” türü söylemlerle seçim meydanlarında halka mesajlar verme çabasına gireceksiniz.


Ancak, bu yöndeki mesaj verme çabalarınız; ATO’nun kısa süre önce  yapmış olduğu bir araştırmaya göre, Güneydoğu illerimizde 250 milyon lira maaşla çalışmayı hemen  kabul edecek ve bunu da büyük mutluluk saymaya hazır, milyonlarca işsiz ve aç insanın karnını, yeni dönemde de doyurmaya yetmeyecektir…


Bunu da zaten bizim gibi siz de biliyorsunuz…


burhanaozbey@yahoo.com


 


 


 


 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.