Sosyalizm Sözlüğü

Marksist Gelişmeci Sosyalizm: Marx ve Engels’in teorisi modernizmin ve sanayi devriminin ürünüydü. Bu yüzden sosyalizmi, burjuvazi tarafından hızla geliştirilen üretici güçler temeline dayandıran bir teori inşa ettiler. Burjuvazi üretici güçleri öylesine geliştirecekti ki, bu temele sosyalist üretim ilişkilerinin oturması kaçınılmaz olacaktı. Modern üretici güçlerin gelişmesinin ürünü olan işçi sınıfı siyasal iktidarı burjuvaziden alacak, gelişmiş üretici güçler temelinde sosyalizmi rahatlıkla inşa edecek ve üretici güçleri daha da geliştirecekti.

Marx ve Engels’in bu gelişmeci sosyalizm teorisini II. Enternasyonal’e bağlı partiler tam bir sadakatle uyguladılar.

Leninist Tek Parti Sosyalizmi: Ne var ki, devrim, Marx ve Engels’in öngördüklerinin tersine, batı Avrupa’nın gelişmiş kapitalist ülkelerinde değil, “geri” Rusya’da patlak verdi. Rusya’da devrimin gerçekleşmesi peşinde olan Lenin, daha başından, bu “geri” ülkeye uygun bir sosyalizm modeli geliştirdi. Marksizme ve II. Enternasyonal’in anlayışına bağlı Menşeviklerin tersine, “geri” bir ülkede sosyalizmin gerçekleştirilmesinin yollarını aradı. Menşeviklerin tersine, burjuvazinin üretici güçleri geliştirmesini beklemek yerine, proletaryaya, siyasal iktidarı burjuvaziden alıp, burjuvazinin yapamadığı ya da yapmakta ayak sürüdüğü üretici güçleri geliştirme işlevi yükledi. Aslında bunu, proletarya adına gerçekleştirecek olan “proletarya partisi”ydi. Bu yüzden, iktidarı ele geçirecek “proletarya partisi” daha başından, profesyonel devrimcilerden oluşan bir çelik çekirdek olarak örgütlenmeli, proletarya adına iktidarı ele geçirmeli ve bir tek parti yönetimi kurarak, üretici güçleri yukardan aşağı, zor yoluyla ve hızla geliştirip, sosyalizmin ihtiyaç duyduğu gelişmiş üretici güçler temelini yaratmalıydı. Böylece Leninist tek parti sosyalizmi doğdu. Marksist gelişmeci sosyalizmi ise, sosyal demokrat partiler temsil etmeye devam ettiler.

Stalinist Tek Ülke Sosyalizmi (ya da nasyonalist sosyalizm): Ne var ki, Lenin, Rusya’daki tek parti sosyalizminin ancak batı Avrupa devrimlerinin kısa sürede yardıma yetişmesiyle yaşayabileceği kanısındaydı, hiçbir zaman tecrit olmuş “geri” bir ülkede sosyalizmin uzun ömürlü olabileceğini hayal etmemişti. Stalin ise, Avrupa devrimlerinin Rus devriminin yardımına koşmadığı koşullarda, “tek ülkede sosyalizm” teorisini ortaya atarak, Stalinist nasyonalist sosyalizmi teorize etti ve pratiğine girişti. Böyle bir sosyalizmin anlamı, Lenin’in önerdiği tek parti diktatörlüğünü, korkunç bir polis rejimine dayanan tek kişi diktatörlüğüne dönüştürmek ve tüm toplumu Rusya’nın hızla sanayileşmesinin kölesi olarak çalışmaya koşmaktı. Artık tek bir amaç vardı: Her ne pahasına olursa olsun Rusya’nın sanayileşmesi ve batının kapitalist ülkelerine yetişmesi. Kısa süreye sığdırılan böyle bir amaç, ancak tüm ulusun milliyetçi bir demagoji, tek kişi diktatörlüğü ve polis rejimi ile, tüm haklardan yoksun olarak kölece ve sorgulamasız çalıştırılmasıyla gerçekleştirilebilirdi. Rusya’nın ileri bir sanayi ülkesi haline gelmesiyle sosyalizm özdeşleştirilmişti. Böylece Stalinist milliyetçi sosyalizm, dünya sosyalizminin egemen eğilimi haline geldi. Enternasyonalizmde ısrar eden Leninist tek parti sosyalizmi ise esas olarak Troçkizm tarafından temsil edildi.

Maoist ve Sovyetçi Kalkınmacı Sosyalizm: 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren sömürgeciliğin tasfiyesi ve “azgelişmiş” ülkelerin emperyalizmin dayatmaları dışında gelişme yolları aramalarının büyük bir dalga haline gelmesiyle birlikte, Çin’de Mao Zedung, Sovyetler Birliği’nde Kruşçev, birbirlerinden belli farklılıklar taşıyan bir kalkınmacı sosyalizm teorisi ortaya attılar. Mao’ya göre, emperyalizmin yolunu izlemek istemeyen ülkeler ve halklar milli demokratik devrim yoluyla emperyalizmden kopmalı ve bundan sonraki aşamada, Çin’in yaptığı gibi, sosyalizm yoluyla kalkınmalı ve ilerlemeliydiler. Çin’le bu alanda rekabet içinde olan Kruşçev ve Sovyetler Birliği ise, benzer bir şekilde, emperyalizmden bağımsızlaşarak hızla kalkınmak isteyen ülke ve halklara kapitalist olmayan kalkınma yolunu gösteriyorlardı. Bu ülke ve halklar, kapitalist yolu terkedecek ve kapitalist olmayan yoldan kalkınarak sosyalizme ulaşacaklardı. 1960’larda sosyalist kamptaki büyük kapışmanın tarafları olan Çin ile Sovyetler Birliği’nin kalkınmacı sosyalizmleri aslında benzer öneriler getirmekle birlikte bazı bakımlardan da ayrılıyorlardı. Sovyetler Birliği, Çin’e göre daha fazla stabile ve zengin olduğundan, kalkınmacı sosyalizme yönelen ülkelere daha yumuşak, daha barışçı geçiş yolları öneriyor ve bu tür ülkelere, kalkınmaları için sanayileşmiş Sovyetler Birliği’nin ekonomik ve teknik olanaklarını yardım olarak öneriyorlardı. Çin ise, 1960’larda, Sovyetler Birliği’ne göre, daha istikrarsız, daha fazla kapitalist kuşatma altında ve daha yoksul bir ülkeydi. Bu yüzden Çin, Sovyetler Birliği’ne göre daha az barışçı ve daha ihtilalci yollar önermekteydi ezilen halklara. Çin’in bu tür ülke ve halklara sunacağı çok fazla ekonomik olanağı ya da sanayi teknikleri yoktu. Onlara yapabileceği en büyük yardım, ayaklanmaları için silah vermek olabilirdi. Elbette Çin, kapitalist tecriti kırdıkça ve ekonomik durumunu düzelttikçe, bu “ihtilalci” yolu 1960’ların sonunda terk edip, tamamen kapitalist işbirlikçisi bir yola girecekti. Zaten, 1970’li ve 1980’li yıllarda, kalkınmacı sosyalizm teorisi, bu yolu deneyen ülkelerin başarısızlığıyla iflas etmiş ve “geri” ülkeler yeniden kapitalizm yoluna dönmüşlerdi.

Özgürlükçü Sosyalizm: Sosyalizmin ana akımları tarafından daima dışlanmış ve büyük başkaldırı dönemleri dışında (örneğin Rusya’da Şubat-Ekim 1917 Devrimi, Kronstadt 1921 ayaklanması, Ukrayna’da 1917-1921 Mahnovist köylü gerilla savaşı, 1936 İspanya Devrimi, 1956 Macar Devrimi, 1968 Dünya devrimci kalkışması) reel sosyalizm ve reel kapitalizm tarafından bastırılmış, kenarlara iteklenmiş bu akımın bir ya da birkaç teorisyenin adıyla anılacak bir “önderi” yoktur. Ana akımın altında hep bir dip akıntısı olarak varlığını sürdürmüş olan bu akımın içinde, Stirnerci bireyci anarşizmin dışındaki anarşizmin ana gövdesi, III. Enternasyonal’den 1921 yılında atılmış olan sol komünistler, liberter Marksistler ve hatta, tek parti diktatörlüğünü reddeden bağımsız Troçkistler yer almaktadır.

Özgürlükçü sosyalizmden önce saydığımız sosyalizm türleri, tarih sahnesine çıkmalarını sağlayan toplumsal koşullar altında rollerini oynamış ve ömürlerini tamamlamış görünüyorlar. Öyle ki, artık insanlık, yüz elli yıldır nice fedakârlıklara mal olan ve her seferinde büyük hayal kırıklıklarıyla sonuçlanan deneylerden sonra sosyalizmi bir kere daha deneyecekse, bu ancak özgürlükçü sosyalizm olacaktır.

 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

12 + eight =