Soykırıma ilişkin bir söylem analizi

Soykırıma ilişkin bir söylem analizi

0
PAYLAŞ

sonrada diğer kimlikleriyle anılacak olabilen Yahudiler, Çingeneler, Engelliler, Homoseksüeller, Kommunistler kısacası özelde alman toplumunun genelde ise insanlığın ötekileştirdiği gruplar bu vahşetin kurbanları oldular.


Alman Nasyonal Faşizminin yükselişi, faaliyetleri, iktidarda kalışı, vs gibi pekçok konu elbette bir çok yazıya sosyolojik, psikolojik, iktisadi vs. gibi pek çok açıdan konu haline getirilmiş ve incelenmiştir. Nedenleri, niçinleri ve nasılları üzerinden yapılan tartışmalar ve araştırmalar bunun bir insanlık suçu olduğu, faşizm ve nasyonalizm düşüncelerinin insan oğlunu hangi barbarlıklara götürecegi gözler önüne serilmiş ve buna karşın kimi önlemler hem pedagojik, sosyal alanda hemde politik-yasal alanlarda uygulamaya konulmuşlardır. Bunlar elbette yadsınamayacak çabalardır ancak yeterli olmadıgıda bir gerçektir.


Bu yazıda tüm insanlığın bir problemi olan faşizm, nasyonalizm ve şiddet  temelinde yükselen soykırımların, kitlesel kıyımların, yerinden edilmelerin, yersiz yurtsuzlaştırmaların tüm insanlığın bir problemi olarak ele alınmamasının ve bu anlamda sorunun temelinde yatan ve aynı yada benzer bir bilinçdışı ideolojik söylemle aslında karşı olunan sorunun yeniden üretildiği, nasyonel bir kimlige büründürüldügü, ulusallaştırıldığı ve “bir topluma mal edildiğinin” temel bir yanlış olduğunu göstermeye çalışarak ve sorunun çözümünün ancak ulus, menşei, kültür, dil, din farkı ayrımını bir kenara bırakarak tüm insanlığın bir sorunu olarak ele alınmasıyla olanaklı olacağını ve “kötüyü” defetmenin mümkün ancak bu yaklaşım içinde mümkün olduğunu ortaya koymaya çalışacağım. Böylelikle insanların hem teoride hemde pratikte daha fazla yeniden bir düşünüm (refleksiyon) sürecine ihtiyaçları olduğunu göstermeye çalışacağım.


Bugün hem Almanyada hemde dünya genelinde kendiliğindenleşmiş, bilince ve dile oturmuş ve bu anlamda sorgulanması neredeyse unutulmuş bir durum vardır. Alman eşittir Nazi yada Faşist. Bugün Almanya sınırlarında sıradan, birazcık insani özelliklerini henüz yitirmemiş, her hangi bir Alman kimliği taşıyan Almanla geçmişe ilişkin konuştuğunuzda şöyle bir cevabı hemen çabucak duyabilirsiniz: “Alman olarak geçmişimden utanıyorum”. Yada Almanya dışında alman olmayan birine sorduğunuzda Alman deyince ilk olarak aklınıza ne geliyor? verilecek ilk cevap: Nazizm, Faşizm yada Hitler olacaktır. Gerek Almanyada gerekse Almanya dışında hemen tüm insanlığın (ki bu kimi filmlere bile espiri konusu biçiminde girmiştir, Alman birini nazi olarak suçlamak ve onu bununla aşagılayarak kendini iyi hissetmek ve eğlenmek) hafızasında bu düşünce hemen hemen yerleşiktir.


Holocaust`un bu biçimde insanların diline ve bilinçlerine girmiş olmasının ve bu anlamıyla öznesinin uluslaştırıldığı ve suçun kendisinin bu anlamda ötekileştirildiği nasyonalist bir bilinçdışılılaşması söz konusudur. Bu söyleme sahip insanlarda sorunun asıl kaynağı olan problemin kendisi bir sorun olarak bilince çıkmamıştır ve sorunsallaşmamıştır henüz. Bu yaklaşım sorunun/problemin kaynağının per se kötü olmadığı, bunun sadece Almanlara özgü bir durum olarak lanetlenmesi gerektiği gibi bir yaklaşımı doğurmaktar ve bu yönüyle aslında karşı olunan şeyin tamamen kavranmadığını, ve bunun, şayet bu tamamen kötü olarak tanımlanıyorsa, yeryüzünden silinmesi, insanlığın bundan sonra geçireceği tarihinden çıkartılıp atılması yönündeki bir isteğın gerçek manada olmadığını göstermektedir. Nasyonalizm, Faşizm ve Irkçılık ideolojileri bu anlamda yeniden üretilmekte hem de en sade ve gündelik yaşamın pratikleri ve söylemleri içinde.


Bugün kendisini Nasyonalizm, Faşizm ve Irkçılık karşıtı olarak tanımlayan ve bunların insanlık adına suç olduğunu bilen her kişi ya da kurum yada devlet şu söyleme sıkı sıkıya sarılmalıdır. Almanyada yahudi katliamı tüm insanlığa aittir, Ruanda da, Irak`ta meydana gelen toplu katliamlar tüm insanlığa aittir, Türkiyede Ermenilerin ve Kürtlerin katliamları tüm insanlığa aittir. Dürüst hiç bir insan yada devlet tüm bu olanları, bunların meydana geldiği yerdeki topluluğa mal ederek kendini bu yaşananlardan soyutlayamaz. Klasik manada ötekileştirme temelinden ve modern manada ise nasyonalist temelden yükselen, faşizan yöntemleri kullanan tüm kitle katliamları bugün insanlığın geçirmiş olduğu tüm aşamaların bir sonucu olarak meydana gelmişlerdir. Yani bunların kökeninde nitel olarak birikmiş tarihsel ve toplumsal nedenler vardır. Tarihin derinliklerine inildikçe kitle katliamlarının yaşanmadığı bir döneme rastlamak çok güçtür. Ve bunların modern dünyanın kuruluşundan bu yana en bilindik olanları Afrika ve Amerikanın kolonileştirmesi, I. Dünya savaşı sonunda Ermenilerin, İkinci Dünya savaşı öncesi Almanyada yaşanan Yahudi katliamı, Saddam yönetimi altında Kürtlerin Halepçede katliamı, Orta Avrupada Milosoviç önderliğinde Müslümanların katliamı ve ikinci dünya savaşı sonrası yaşanan en büyük soykırım olarak da bilinen 1994 yılında Ruanda da yaşanan ve yaklaşık iki ayda bir buçuk milyon tutsinin hutularca katledilmesiyle sonuçlanan soykrım ve haala Irakta devam eden katliamlar en bilindik örneklerdir.


En azından yukarıda ilk olarak aklımıza gelen ve adlarını hatırladığımız en büyük kitle katliamları (Soykırım, Genozid) bize göstermektedirler ki, soykırımlar kesinlikle herhangi bir ulusun ulusal sorunu değildir (insanlığın bir sorunudur) ve bilinçdışı nasyonalist bir söylemle herhangi bir ulusal sınırlara sıkıştırılamazlar. Ve her bir birey tüm yaşanan katliamlarda kendi payına düşen sorumluluğu üstlenirse bu türden vahşetlerin bir daha meydana gelmemesi için gerekli bireysel bir çabayı em azından göstermiş olur. Soykırım suçları ayrıca ancak soykırımların beslendiği ideolojik teorilerin tamamen yok edilmesiyle ve bunların beslendikleri toplumsal ve politik kanalların bilinçli ve istekli çabalarla kapatılmasıyla ve nihai olarak bunların en temel kaynagı olan kapitalizmin ve onun meşru bekçileri “ulus devletlerin” ortadan kaldırılmasına, dağıtılmasına, parçalanmasına yönelik verilecek teorik ve pratik çabalarla mümkün görünmektedir.

BİR CEVAP BIRAK