Sürü ahlakı (II)

Sürü ahlakı (II)

0
PAYLAŞ

Anton Çehov Vişne bahçesi adlı oyununda bize bir Rus atasözünü anımsatır. Atasözü şöyle der: “Sürüye girdin mi ister havla ister havlama ama mutlaka kuyruk salla.” Bu sözler bize sürü dayanışmasındaki içtenliksizliği ve zavallılığı pek güzel anlatır. Sürüde amaçlar daralmış, uzun erimli olmaktan yani insani olmaktan çıkmıştır, doğrudan doğruya gündelik gereksinimler çerçevesine indirgenmiştir. Aç tavuk darıdan başka bir şeye inanmaz derler. Sürü insanı da yalnızca gereksinimlerine inanır. Bu gereksinimler en kaba gereksinimlerdir. Gerçekte gündelik yaşamda gereksinimler adını verdiğimiz şeyler daha doğrusu kaba gereksinimler gerçek canavarlardır, karşılandıkça büyüyen canavarlardır. Doydukça açlık duyusu yaşamak diye belirleyebiliriz bunu. Gereksinimler sözkonusu olduğu yerde insan doyduğu ölçüde açtır, doyum aritmetik bir gelişim gösterirken ondan doğan gereksinimler geometrik bir gelişim gösterirler. İnsanın kendi için ve başkaları için tehlikeli olmaya başladığı nokta bu noktadır. Gereksinimlerin büyük bir bölümü gereksizdir yani gerçek gereksinim değildir. Bu gereksiz gereksinimlerin büyük bir bölümü gösteri gereksinimleridir. Buna göre sürü bir gösteri yeridir. Sürü insanı içinde yaşadığı toplumu bir gösteriler alanına dönüştürür. Orada en iyi sonuçlar atasözünde de belirtildiği gibi kuyruk sallamayla elde edilen sonuçlardır. Öyleyse sürü ahlakı bir ahlaksızlık ahlakıdır. Ahlakın ahlaksızlığı burada açık biçimde kendini duyurur.

En büyük ahlaksızlık inandırma yoluyla yönlendirme eğiliminden doğar. Yeniçağ’ın bütün ahlakları, başta Kant ahlakı olmak üzere bütün yeniçağ ahlakları özgür olmak adı altında sürü ahlakını öneren ahlaklar oldular. Kant bizi her zaman şaşırtmıştır: nasıl olursa olur, herbirimiz içimizde araya araya aynı formüle ulaşırız. Kant’ın mutlak ve koşullanmamış evrensel ahlakı insanda doğal olarak bulunduğunu öne sürdüğü günahı ve başıboşluğu ödev fikri çerçevesinde denetim altına almaya kalkarken gerçekte Sanayi Devrimi egemeninin gizli tutkusunu yani tek tip insan yaratma istemini pek güzel ortaya koyar. Kant’da kuramsal arı us bir yanılgı da olsa uygulamalı arı us çok belirleyicidir. Böylece Kant özgürlüğü sağlam direğe bağlayıp çıkar, böylece ödev özgürlüğün kendisi olur. En garibi de, nasıl oluyorsa, hepimiz özgür arayışımızla aynı sağlam noktaya ya da aynı buyurucuya ulaşırız. Hegel de Kant gibi ahlakta ödev fikrine bağlanır, insanın gerçek özgürlüğünü ancak ödevlerini eksiksiz yaparken yaşayabileceğini bildirir. Auguste Comte ödev kavramını öne çıkarırken hak kavramını defterden silecek kadar işi ileri götürmüştür. Tutsaklığı özgürlük diye tanımlayan bu yeni ahlaklar birer sürü ahlakından başka bir şey değildirler. Yalnız Bergson getirdiği kapalı ahlak anlayışıyla sürü ahlakını yasallaştırırken açık ahlak diye açık bir kapı bıraktı, belli ki bu kapı kendini bilen bütün insanlar için değil daha çok ruhban sınıfı için açılmıştı, bu açık kapı açık da olsa öyle kolay kolay geçilebilir bir kapı değildi, bunun için ayrıcalı olmak gerekiyordu.

Yeniçağ’ın ürünü olan daha başka ahlaklardan da sözedebiliriz. Ama bunlardan hiçbirinin tam anlamında özgürlük ahlakı olmadığı kesindir. Nietzsche bir sürü ahlakı olan hıristiyan ahlakını yıkmaya yönelirken tam anlamında bir özgürlük ahlakı getirmedi ve insanı geleceğin o çok değerli insanına giden yolda iyiden iyiye yükümledi ve hem de yalnız bıraktı. O geleceğin özgür insanını tanımlarken bir filozof olmaktan çok bir şairdi. Buna göre felsefenin bugüne kadar özgürlük sorununu, özel olarak özgür ahlak sorununu çözememiş olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çağdaş düşünürler arasında özgürlük ahlakını bağsız koşulsuz savunan tek kişi ünlü edebiyat adamı André Gide’dir. André Gide bir edebiyat adamı olmakla böyle bir ahlakı temellendirmekten uzak kalmış da olsa bize insanın kendinden ve bütün takıntılarından kurtulması gerektiğini açık açık gösterdi. Ne var ki onun özgür ahlak anlayışı da doğrudan doğruya şairce ortaya konmuştu ve kişiyi dünya nimetlerini özümlemeye çağırırken insanın toplumsal varlık olduğunu görmezden geliyordu. Dünyanın bütün nimetlerinden yararlanabilmek için belki de başkası’yla bütün bağları koparmak gerekiyordu.

Bugün felsefenin çok eski zamanlardan gelen ama Sanayi Devrimi’yle iyiden iyiye pekiştirilmiş olan sürü ahlakının karşısına bir özgür insan ahlakı koymak gibi bir ödevi var. Bunu onun nasıl ve hangi koşullarda yapabileceği belli değildir. Ama ne yapıp yapıp bugünün insanını iyiden iyiye içine daldığı sürü ahlakının çemberlerinden kurtarmak bir zorunluluktur. Bunun bir toplumsal ya da evrensel dönüşüm sorunu olduğunu unutmamak koşuluyla felsefenin çağdaş özgür insanı tanımlaması gerekiyor. Belki de bugün felsefenin en büyük sorunu, bilgi sorunları çerçevesinde tartışılması gereken en büyük sorunu budur.

BİR CEVAP BIRAK

eighteen − 16 =