İstanbul Devlet Senfoni ile kışa geçiş

İstanbul Devlet Senfoni ile kışa geçiş

0
PAYLAŞ

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın göçebeliği devam ediyor. Bu hafta, Lütfi Kırdar’da, ‘Sonbahara Veda Konseri’ne, genç bir şef, Svırıdov’un notaları ve genç bir soprano damgasını vuruyor.

Cem’i Can Deliorman. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın bu haftaki şefi. İlk kez izliyorum. Devlet Çoksesli Korosu Sanat Yönetmeni ve Şefi. Müzik eğitimini, Avusturya da sürdürmüş ve eğitimi Amerika’ya kadar da uzamış. Dışarıda ve Türkiye de çeşitli orkestraları yönetmiş. 2010 dan bu yana da, şimdiki görevini sürdürüyor. Biraz gecikmeli olarak, ben de ilk kez izliyorum. Heyecanını, orkestraya da yansıtarak iyi bir uyum sağlanmasını da gerçekleştiriyor. Genç ve yeni sanatçılarımızı izlemek, insana gurur veriyor.

Programda yer alan, Svırıdov’un notaları ile de ilk kez karşılaşıyorum. Zaten bu konserde bir çok ilki bir arada yaşıyorum. Kış Fırtınası’n dan 7 bölüm, aralıklı olarak, üç bölüm halinde programda yer alıyor. Steplerde esen rüzgarı getiriyor bize. Dışarıda da fırtına devam ediyor zaten. Sonbahara veda ederken, kışın geldiğini anımsatıyor. Zamanlama ve eser seçimleri bu nedenle çok güzel örtüşüyor. Atatürk Kültür Merkezi, tahta perdelerle kapanmış. Taksim-Harbiye arası, çamur içinde, yol bulmaya çalışıyorsunuz.Çamurlar bitiyor, yağmur birikintilerinin arasından, cambazlık yaparak salona ulaşıyorsunuz. Buna da şükür diyeceğiz bu gidişle herhalde. Svırıdov’un müziğini, böyle bir havada ve ortamda, genç bir şefin, bizden bir şefin yorumuyla izlerken, doğrusu, dışarıda ki olumsuzluklardan biraz uzaklaşarak, nefes almış oluyorum. Dinamik hareketleri ve coşkulu yönetimini izlerken, fırtınanın kanatlarına da katılıyorum. “Romans” bölümü ise başlı başına bir aşk şarkısı. Aşkın kışı da bir başka oluyor. Pushkin’in hikayelerinden esinlenerek, müzik diline aktarılmış. Filme de alınan eserin, film müziğini de yine Svırıdov yapmış. Kar Fırtınası içinde dolaşırken, gelecek günlerde, İstanbul’a kar yağdığında dolaşabilecekmiyiz bakalım.

Bu akşamın bir diğer ilki de, Vivaldi’nin, Bayezıd Operası. Programda, operanın, Uvertür bölümü yer aldığı gibi, “Irene’nin Aryası” da yer alıyor. Bu aryayı da, yine bizden genç bir ses, mezzo soprano Esen Demirci seslendiriyor. Onu da ilk kez dinliyorum. Daha otuzuna bile gelmemiş, pırıl pırıl bir ses. İzleyiciler süren alkışlarla büyük destek oluyorlar. Mozart’ın, “La Clemenza di Tito Operası’ndan, “Sesto’nun Aryası” ile Rossini’nin, Sevil Berberi Operası’ndan, “Rosina’nın Aryası”, genç mezzo sopranomuz, Esen Demirci’nin programda seslendirdiği diğer eserler.

Gökçen Koray, yıllardır bıkmadan usanmadan, aynı heyecanla koro çalışmalarını sürdürüyor. Sofya’dan sonra, İstanbul onun bu üretkenliğine kaynak oluşturuyor. Bu kez, çalıştırdığı TRT Gençlik Korosu ile İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Korosu’da programda yer alıyor. Hydın’ın eseri, “Te Deum” ve Borodin’in “Poleveç Dansları No.17” Borodin’in bu eserini her dinleyişim beni anılara götürüyor. Balıkesir’den, Ankara’ya geldiğim, 60’lı yılların sonu, öğrencilik yıllarım. Büyük Sinemanın birinci katında, rahmetli Erdal Öz’ün, “Sergi Kitabevi” var. Kitapların sayfalarını karıştırırken, ilk kez orada, 78’lik plaktan dinlemiştim. Yine o günlere gittim. Coşku dolu eser, bu coşkunun içine bizi de katıyor. Ve program sonunda alkışlar dinmiyor. Bis yaparak orkestra geceyi bitirirken, gelen kışa da hazır olun mesajını iletiyor. “Sonbahara Veda Konser” bu ad ile oluşturulan programla, tam bir kışı karşılamaya hazırlık yapıyor. Önümüzde ki günlerde İstanbul’a kar yağdı haberlerini, nasıl olsa izleyeceğiz.

Konser sonrası, yağmur ve çamur bizi bekliyordu. Kış bu yıl, İstanbul’a, hele de Taksim’e, farklı geliyor. Ve bu kış, Taksim de yaşam ve insanlar için daha zor geçecek.

İstanbul Senfoni Orkestrası’nın göçebeliği de bu kışla sona erer diye umalım. Seneye sonbahar da, kendi evinde Atatürk Kültür Merkezin dinlemeye başlayabiliriz diye bekleyelim.

Bu yılki programı inceliyorum. Yılın son konserini kaçırmayayım diye not alıyorum. 28 aralıkta, “Yeni Yıl Konseri” yine Lütfü Kırdar da. Şef, Roberto Gianola yönetiminde, Orkestra, Mirzayev’in, ney, ud, kanun ve piyano için Konçertant’ını seslendirecekler. Bu konseri izlemek istiyorum. Eğer bu gerçekleşirse, yılın son yazısına, bu izlenimlerle noktayı koymuş oluruz.

8 Mart 2013 de ise Fulya’da, “Dünya Kadınlar Günü ve Bahara Merhaba Konseri” var. Sezon’un son konseri 31 Mayıs’ta ve yine Fulya’da. Klasik ve cazın harmanlandığı, “Yaza Merhaba Konseri”. Önder Focan ve Meltem Ege Group. Bakalım bize nasıl bir sürpriz hazırlıyor.

2013 sonbaharına geldiğimizde ise, göçebe yaşamını sürdüren orkestrasını göçebeliği sona erip, kendi salonu AKM’nde dinleyebilecekmiyiz. AKM’nde, Opera ve Bale izleyebilecekmiyiz. On beş günde bir pazar sabahları klasiği, Türk Sanat Müziği dinleyebilecekmiyiz.

İKSV’nın girişimleri sonucu, İstanbul bir müzik kenti, sanat kenti olma yolunda, bir çok engele rağmen yol alıyor. Bu yol alışta, alt yapı mekanlarının hazırlanması o kadar önemli ki, niye daha fazla konser salonu, tiyatro salonu ve kültürel etkinliklere yer verecek alanlar yaratılmaz? Her şey rant mı, bina dikmek mi, alışveriş merkezi açmak mı? Son on yılda, ne kadar bu tür yer açıldı diye sevinmeye hakkımız yok mu? Şu kadar yer kapandı diye, yakınmak yerine sevinçleri paylaşmak daha güzel değil mi ? Bu düşünceler ve sorular peş peşe sıralanıyor.

Taksim’de Tiyatro vardı bugün yok. Sıraselviler girişinde tiyatro vardı bu gün yok. Galatasaray’ı geçtikten sonra, Elhamra Tiyatrosu vardı bu gün yok. Tepebaşı’nda, tiyatro vardı, bu gün yok. Yerinde o sevimsiz bine duruyor. O alan, sadece otopark olarak değil, değişik kültür etkinliklerinin yer alacağı Kültür Merkezi olarak, İstanbul’a yaraşır bir mekan haline getirilemez mi? Müze yapılması bile engellendi.

2012’yi tamamlayıp 2013’e bir ay kala, sonbaharın kışa dönüşümüne tanıklık ederken, bu düşünceler yumağı içinden çıkamıyoruz. Bir kaç güzelliği de yakalayınca, paylaşmaktan da mutlu oluyoruz. Bu mutlulukları arttırmak o kadar zor mu?
_______________

ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK