Üstümüzde sabaha kadar helikopterler…

Oldum olası, helikopter denilen vasıtaya ürkerek baktım.
Bana sevimsiz, çehre züğürdü, çirkin, hatta Cehennem’den içinde saklı zebanileriyle beraber çıkıp gelmiş yahut uçan süpürgesi üzerindeki Ortaçağ cadıları gibi korku verir.
Nedir o, bir afra tafrayla, pata pata tepenizde dolanır durur!
Tayyare öyle midir ya! Tamam, uçak kazasını bir yana bırakınız ve uçuş korkusu için Erica Jong’ın ünlü romanını okuyunuz, seksüel fantezilerle uçağa binersiniz…
Tayyare denilen nazlı uçurtma, hiç değilse, kanatlarını açmış bir güvercin gibi süzülür, alçalır ve yükselir.
Bu helikopter denilen kasvetli cenaze arabası gibi şey ise tepeniz üzerinde pırpır döner…
‘Yusufçuk’ böceği diye bildiğimiz, sonradan adı ‘Helikopter’ böceğine çevrilen Latince ‘Anisoptera’dan ilham alınıp yapılmış olmalı…
Leonardo da Vinci’nin helikopter tasarımları, çizimleri vardı; hatırlayınız…
Yusufçuk’lar hiç değilse bir işe yarıyor, sivrisinek talanına girişip, hapur şupur sivrileri yemekle bize yardımcı oluyor.
Bu helikopter denilen baş belası ise tepemizde dolanıyor.
Kanada’da kirli petrolün çıktığı Alberta Eyaleti’nin başkenti Edmonton’dayız; geceleri üzerimizde helikopter dolaşıyor.
Edmonton kenti, bundan on yıl evvel nüfusu 530 bin kişiyken bugün 1 milyon 200 bini aşmıştır.
‘İpini koparan geldi’ denilecek biçimde, kente ülkenin ve dünyanın her yerinden akın akın insan dolmaktadır.
Petrol-enerji devi olmaya başlayan ve Suudî petrol rezervlerini geride bıraktığı bugüne ait sondajlarla anlaşılan Alberta büyük ölçüde göç alıyor…
Alberta’nın en çok yerleşimci bulunan kenti ise Edmonton’dır ki ortalık bir sanayi kenti ve şantiye hâlindedir. Tahminlere göre bu hızla gidilirse, 2015 yılında nüfus 2 milyona yaklaşacak veya geçecektir.
¨Nerede çokluk, orada…¨ misali gelenler yüzünden Edmonton’ın huzuru da kaçmış bulunuyor.
Edmonton ahalisinden, buranın yerlisi olanlarla konuşunca, ¨Ah nerede o eski günler!¨ lafının tekrarını duymak mümkündür…
¨Eskiden kapı baca açık yatardık, kilit nedir bilmezdik¨ diye o bildik lakırdı tekrarları yapılmaktadır. Nitekim, sadece 9 ayda, bu yılın dokuz ayı içinde kentte işlenen cinayetlerin sayısı 39’u bulmuştur; ayda ortalama 5 kişi, dan dan dan diye kurşunlanmıştır…
Yaralananların sayısı şurada dursun, silahlı saldırı ve gasp, cinsel tecavüz, uyuşturucu çeteleri ve akla gelebilecek her türden suç Edmonton sokaklarında, özellikle Kuzey bölgesi mahallelerinde yaşanmaktadır.
Rahatsızlık giderek artmakta, polis şefleri, yerel yöneticiler ve Alberta Eyalet Hükümeti sözcüleri halkı yatıştırıcı, malûm sözleri sarf etmektedir: ¨Polisimiz duruma hakimdir, suçlular yakalanacaktır, adalet yerini bulacaktır, vs…¨
Yerel basında Edmonton’ın adı, ölüm kentine uygun düşecek biçimde Death-monton olarak yazılmaktadır.
Edmonton polis teşkilatında iki yıl evvel 1 adet helikopter bulunuyor ve dahi onu hangarında icap etmedikçe çıkartmıyorlarken, şimdi sayıları 3 olmuştur ve kentin üzerinde gece gündüz devriye gezmektedir.
Gündüzün gürültü patırtısı içinde pek anlaşılmaz polis helikopterlerinin homurtusu…
Lakin gece oldu mu, hele kent merkezi gibi yoğunluk taşıyan bir yerde ikamet ediyorsanız tıpkı ben gibi, yastığa başınızı koyduğunuzda tepenizden geçen Mahşer Atlısı’nın nal seslerini dinlersiniz.
Bazı bazı projektörlerini yakıp sokakları tarayan helikopterler, bana, kötü-gelecekçi, futurist ve disoptik film görüntülerini anımsatıyor…
Sokaklarda suçlu avına çıkmış bu devriye pırpırları, nedeni çok bariz biçimde, güven yerine içimize korku salıyor.
Korku, çatınız üzerinde uçan helikopterin mazallah bir kazaya uğrayıp ¨haşııırt¨ diye yatak odanıza girmesinden değildir. Hoş, o dahi burada, Edmonton’da olmuş mudur, olmuştur!
2008 yılında bir polis helikopteri bir evin çatısından içeri dalmış, gerisini siz tahmin edin, olanlar olmuştur.
Şimdi, bizim helikoptere dair bu korkulu duruşumuz aslına bakılırsa ne o, ne de budur.
Helikopter denilen çırnık şey insanlığın bugünkü zavallılığının sonucudur da biz ondan ürkeriz.
Sokaklarda dehşet yaratan insanları üretmiş, adına kapitalizm denilen bu insanlık utancı karşısında, çaresiz insanın sığındığı otorite, denetleme gücü ve kendine yabancılaşma bizi ürkütmekle kalmaz, aynı zamanda utandırır da…
Her yanı boş küp gibi tın tın öten insanlığa birkaç polis helikopteri çok mu yani…
İki düdük bu işe kâfi ve vâfidir, vesselam…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here