Suçluların piri tahliye oldu

Binse, bu süreyi, “iflah olmaz” suçuların tutulduğu Goulburn Cezaevi’nde geçirdi. “Badness” takma adıyla tanınan silahlı soyguncu, cezaevinde geçirdiği son saatlerinde çocuklar gibi heyecanlıydı.

“Avustralya’nın en tehlikeli hükümlüsü” olarak kabul edilen Christopher Dean Binse, 37 yaşında. Ömrünün büyük bölümünü ya ıslahevlerinde, ya da cezaevlerinde geçirdi. Normalin çok üzerinde bir zeka seviyesine sahip. Doktorlar kendisine, hiç bir şekilde kontrol edilemeyen, yerinde duramayan kişilerde görülen ve “hiperaktivite” hastalığı tanısı koydu.

Binse, cezaevinden tam 7 kez kaçtı. İki eyalette polis ve gardiyanların kabusu haline geldi. Gerçekleştirdiği soygunlardan sonra gazetelerde, kendisini yakalamakla görevli polislerle dalga geçen ilanlar yayınladı. Bunlardan biri, Ashers soyadlı dedektife sesleniyordu: “To Ashers: Badness is back.” Gerçekleştirdiği bir diğer soygundan sonra dedektife Noel kartı gönderdi. Kartta, “Wish you were here” yazılıydı.

1996’da Sydney’de çıkarıldığı son duruşmasına kelepçeli durumda, yüksek atış gücüne sahip tüfekler taşıyan görevliler eşliğinde götürüldü. Paramatta cezaevinden kaçışını; cezaevinin çatısından, 4 metre ilerdeki bir başka çatıya atlamayı başararak gerçekleştirdi.
Geçen yıl şartlı tahliye istemi reddedilince, radyo ve televizyonu parçaladı ve hücreye kapatılmasını istedi. Cezaevi üniformasını giymeyi reddetti. Kendini Budizm’e verdi. Bu felsefenin, şartlı tahliyesinin reddedilmesinin yarattığı kızgınlığı dizginlemesinde ve geleceğini daha aklı selim düşünmesinde çok yardımcı olduğunu söyledi.

Serbest bırakılmadan birkaç gün önce gazetecilerle gerçekleştirdiği görüşmede, “Dışarıya kolayca uyum sağlayıp sağlayamayacağımı bilemiyorum. İçerde kazandığım hayatta kalma yeteneğini dışarda kullanamayacağımı sık sık kendime hatırlatmam gerekecek. İçerinin kurallarıyla dışarınınkiler, birbirine uymuyor” diyordu.

Christopher Dean Binse, dışarı çıkınca bu haliyle cezaevi sisteminin yeni suşlular dışında bir şey üretemeyeceğini insanlara anlatmaya çalışacağını söylüyor. “Evet” diyor, “Hafif suçuluların kaldığı cezaevlerinde eğitim ve iş var. Bu bir gelişme. Ama ağır suçluların kaldığı cezaevlerinde sadece avluda volta atarsın. Yapacak başka bir şey yok.”
Binse, cezaevi dışında özgür geçirdiği yılları hesaplamaktan kaçındığını söylüyor. Sebebi ise basit: Hesaplarsa üzülecek!

Soygun sırasında başına silah dayayıp ölümle tehdit ettiği kişileri nasıl korkuttuğunu yakalandıktan sonra bu kişilerin gelip mahkemede anlattıkları ana kadar anlamamış. “Evet” diyor, “Kimseyi vurmadım, çabucak girip, insanları korkutup, hemencecik çıktığımı sanıyordum. O insanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığımı hiç bir zaman gerçek anlamda anlayamadım.”

Cezaevinde geçirdiği yıllar ona çok şey öğretmiş. “Artık olumlu bir şey yapmak istiyorum” diyor. “Goulborn gibi bir yerden, insanlıktan çıkmış durumda serbest bırakılan kişi, toplumun başına bela olur.  Ben farklı bir miras bırakmak istiyorum. İçerideki ve dışarıdaki dünyaların birbiriyle çatışmasını istemiyorum.”

Binse cezaevini limuzinle terk etti. Babası oğluna bir jest yapmak istemiş. Oğlu da kabul etmiş. “Cezaevinden çıkarken bir stilim olsun istedim” diyor.

FOTOĞRAF: Badness

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here