Sümer Erek’ten “Mediterranean” Sergisi…

İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı ressam sanatçı Sümer Erek’in, “Akdeniz Günleri” sergisi 14 Aralık’a kadar “146 Kingsland High St E8 2NS” adresindeki “An Other Place / Homefinder”da hafta içi 10’dan 17’ye, cumartesileri de 10’dan 13’e kadar görülebilecek.

Erek son sergisinde İngiltere’ye ilk geldiği yıllardan bugüne uzanan sanatsal evrimini, ‘Akdeniz’ temasıyla sanatseverlerle buluşturuyor.

Sergiye dair değerlendirme yazısında Açık Gazeet Kültür ve Sanat Editörü Metin Şenergüç sergiyi şöyle anlattı:

“Sümer Erek, “Akdeniz Günleri” adını verdiği sergisinde, sadece bir deniz değil, bir yaşam tarzı, davranışlar bütünü, bir kültür olan Akdeniz’le ilgili geçmişte ve yakın zamanlarda yaptığı çalışmalarını bir araya getiriyor.

Tuval üzerine yağlı boya ve kağıt üzerine kolaj tekniğiyle yapılmış çalışmalar, İngiltere’ye geldiği ilk yıllar ve son bir yıla ait. Aynı konuda yapılmış iki grup çalışmalar arasındaki zaman farkının sunduğu kıyaslama olanağı, bir yandan Erek’in resim, boya teknikleri ve estetik duyumsallığında yaşadığı yolculuğa ilişkin ipuçları verirken, aynı anda sanat ve yaşama dair dönüşümlerini yansıtıyor. Erek’in kişisel yolculuğundan bir kesit olarak da algılanabilecek olan bu sergi bir başka açıdansa, sanatın evrensel değerleri yanında, yerel kültürlerden beslendiği gerçeğini, özelin toplumsalla olan ilişkisini, politik olanın sanatsal olanla bağını ortaya koyuyor. Bu bağlamıyla ‘Akdeniz Günleri’ni, nostaljik bir bellek yoklamasının görselleri, dar bir aidiyet sorgulaması olarak okumak bu eserlerde form, içerik (konu değil) ve biçem arasındaki ilişki, iç içe geçmeler ve bu nedenle imgelerde ortaya çıkan gerilimi gözden kaçırmamıza neden olabilir.

Örneğin, 4 ayrı tuvalden oluşan ve Akdeniz kıyısında bir plajda çiziktirilmiş eskizleri temel alan “İsimsiz-2016” adlı çalışmayı ‘Akdeniz’ konusu altında düşünelim. ‘Yap-boz’ parçaları gibi kare ve dikdörtgenlere ayrılmış ve orijinal yerleri değiştirilmiş bu imgelerin bütünü (konuyu) yansıtmadığı; dahası, bütünün yapısı sökülerek yaratılan imgenin üzerine, bir de ortak atölye çalışmalarında başkalarının yaptığı işlerin izlerinin de eklenmesi sonucu ortaya çıkan imgede, konunun geriye itildiği, bunun yerine içeriğin öne çıktığını görebiliriz. Aynı şekilde, renk, kompozisyon ve eserin tek bir tuval/yüzey yerine dört ayrı parçada sunulduğu gerçeğinden bakarsak, formun da içeriğin içinde eritildiğini kabul edebiliriz. Bunu kavramsal perspektiften dile getirirsek; konu, yapı-söküm yöntemiyle parçalanıp yeniden kurgulanıyor. İlk işlerde gördüğümüz yekpare oluşumların, son çalışmalarda yerini parçalı adacıklara bırakması ise, aidiyetin artık tek bir kaynaktan beslenmesinin olanaksızlığının izleridir. Eserin sol üst köşesine iliştirilmiş can yeleğiyle, Akdeniz’in son yıllarda binlerce göçmene mezar olmasına yapılan sembolik hatırlatma, konuya politik bir not düşmekten çok, politik anlamda içeriğin, sanatsal formla ilişkisine işaret ediyor. Tekrar ‘konu’ya dönersek, şüphesiz bu imgelerde derin bir Akdeniz aşkı gözlemliyoruz. Yine de Erek’in Akdeniz aşkı, kültürel yakınlıktan gelen sezgisel veya kalıtsal bir kaynakla sınırlı değil. Son yıllarda bir göçmen mezarlığına dönen Akdeniz’de yaşanan insanlık trajedisiyle, üzerinde yaşadığı toprakların bağına da dikkat çekiyor. Dört ayrı tuvalden oluşan çalışmasını, Akdeniz’de kaybolan ve Batı basınında varlıkları sadece sayılarla belirlenen, nereden geldiklerini, özlemlerini, gelecekle ilgili beklentilerini, cinsiyetlerini, yaşlarını, adlarını bile bilmediğimiz bu insanlara atfen “İsimsiz” olarak adlandırıyor. Gerçekte, dört tuvalin her birinde betimlenen imgeyle “hecelenmeye” çalışılan görselliğin bütünü de ‘isimsiz’ kalıyor.

Erek’in farklı dönemlerde yaptığı bu işlere yakından baktığımızda onun Akdeniz’e olan aşkının süreç içinde yok olmadığını ama farklı biçimlere girdiğini hissediyoruz. İlk dönem işlerinde kağıt ve kumaş parçaları üzerine akrilik ve yağlı boyayla yapılmış kolaj ağırlıklı resimlerin skalası ağırlıklı olarak mavinin tonlarından oluşuyor. Üst üste yapıştırılmış parçalarla inşa edilmiş ve yüzeyin dışına taşan, içine girdiği mekana müdahale etmek isteyen resimler, hacimsel -hatta cismani- anlatımıyla bir kopuşun izlerini, travmasını taşıyor sanki. Özünde sezgisel bir teknik olan kolajla yapılan bu işlere, ayrılırken geriye, sevgiliye son bakıştan süzülüp geriye kalanların yeniden kurgulanması diyebilir miyiz? Tabii burada sevgilinin Akdeniz olduğunu hatırlayarak.

Yıllar sonra geri döndüğü aynı konuda yaptığı çalışmalar öncekilerden, daha düz ve çizgisel bir anlatıma, kutucuklara bölünmüş tuvallerin her bir karesinin kendi başına bir anlam ifade edebilecek kadar bağımsız olduğu bilinçli ve planlı bir düzenlemeye bırakmasıyla ayrılıyor. Skala da artık değişiyor. İnternet sayfalarında bulduğu Akdeniz fotoğraflarını, yapışkanlı küçük adres kağıtları üzerine basan Erek, daha sonra bu imgeleri parçalara ayırarak, ‘yap-boz’ bulmacalarında kullanılan yöntemi uyarlamış. Bu pratik teknik ona, geride bıraktığı gerçekle, içinde yaşadığı realite arasında veya bu ikisini karıştırarak yeni bir kurgulama olanağı sunmuş. Kolaj tekniğinde kullanılan ve her birinin ancak kendi yerinde bir anlam bulan cüzlerin aksine, bu teknik ona cüzlerle sürekli ‘oynama’nın ve yeni melez imgeler yaratmanın olanağını yaratmış; usta bir göçmen, usta bir imgeci gibi. Geride bıraktığı ‘bütün’ün üç boyutlu kurgusunu yaratmanın olanaksızlığı, onu, düz bir satıh üzerinde sürekli kurgulayabileceği bir zemin yaratmaya yönlendirmiş sanki. Buna, nostaljik bir öykünme değil, içinde yaşadığı gerçeğin farkında bir duruşun yeni imgelerini yaratma çabası demek daha doğru herhalde. ‘Akdeniz günleri’ne geri dönmek değil, Akdenize fırçayı daldırıp buraları boyamak istiyor sanki. Oraya geri dönmek değil, bazı şeyleri buraya taşımak; varolanı reddetmek, eskiye tapınmak değil, yeni bir sentez yaratmak peşinde.

Bir başka Akdenizli olan Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) şöyle tanımlıyor Akdenizi, Akdenizli olmayı: Akdenizin karakteri ‘Hayır’dan çok ‘Evet’ demeye yatkındır. ‘Evet’ demek o denli kolay ki!… Oysa ‘Hayır’ deyince bir sıkıntı duyulur. Altıncı Kıta ‘Evet! Evet! ülkesidir.” Erek de, bulunduğu yeri reddeden bir konumdan değil, geldiği yerle, bulunduğu yer arasında, kendi yaşam deneyimlerinden süzüp geçirdiği yeni bir ‘Akdeniz ölçeği’ yaratmak istiyor.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.