Susmak erdemdir…

Türban sorununun çözümünde ve herkesi memnun edecek formülü bulmakta sanki bir kaç doğru varmış gibi her kafadan bir ses çıkıyor.
Buna batılılar kakafoni diyorlar.
Demokrasilerde kakafoni olmaz diye bir şey yok.
Bayağı eğlenceli yanı da var ama bu sorun son derece ciddi.
Bakın Yargıtay ve ardından Danıştay’dan yükselen sesler de tehlike sinyalleri veriyor.
Oysa devletin kurumları ve bunların başındakiler siyasetcilerin çözmesi gereken bir soruna bulaşmasalardı.
Anayasal açıdan Yargıtay mevcut yasaların uygulanmasından ve bunu kapsayan hukuk gerekleri ile kendi alanındaki gelişmelerden sorumlu.
Danıştay da idarenin hukuk dışına taşan gayrihukuki durumlardan…
Doğaldır ki siyasetciler de çıkaracakları yasalardan.
Daha anayasa değişmemiş.
Yasalara el sürülmemiş.
Türban henüz lügat anlamı ile tartışılır gibi yapılıyorken…
Bu iki kurumun başındaki zevat, türban sorununa ilişkin görüşlerini kamuya açıkladılar.
Ve aba altından sopa gösterircesine meselenin önünde duvar ördüler.
Olmadı.
Üstelik hiç olmadı.
Demokrasilerde kurumların konuçlandırılmış halleri anayasa ve yasalarda belirlenmiş.
Nerede konuşacakları, nerede yürüyecekleri, hatta nerede tepki verecekleri belli.
Seçilmişlerle atanmışlar arasındaki fark, fark edilecek kadar net ve kesin.
O halde ne yargıtay, ne danıştay , ne sayıştay ve de ne anayasa mahkemesinin bir yasa değiştirilirken, veya anayasa hazırlanırken çıkabilecek tartışmalara doğrudan müdahil olmaları beklenemez, beklenmemeli.
Eğer seçilmişler görüş isterlerse- ki buna ender rastlanıyor nedense- ilgili kurum ve kuruluşlar yönetime yardımcı olma açısından olmulu ya da olumsuz tavırlarını orraya koyabilirler.
Ama aba altından sopa göstererek değil.
Böyle olursa demokrasi topal hale gelir.


Şimdi denebilir ki: “Bu demokrasi mi? Zaten demokrasi yerleşmiyor ve işlemiyor. Biz demokrasiyi içimize sindiremiyoruz. O halde neden Yargıtay başkanı işe müdahil olmasın? Olmayan bir demokraside bu kadar arıza kadı kızında bile görülebilir”

Bu görüş ayrıca tartışılabilir.
Ama madem ki demokrasiyi varmış gibi algılıyoruz ve onun yaşaması için debeleniyoruz, o takdirde herkes durması gerektiği yeri bilmeli.


Peki seçilmişler durdukları, ya da duracakları yeri bilmiyorlarsa ne olacak?
O zaman birileri çıkmalı mı?
Mesela  AKP her an bazı değerlerden ve geleneklerden bahsediyorsa.
Nedense gelenek ve değer dendiğinde aklına inançla ve yüce dinimizle ilgili değerler geliyor ve kafaları sadece buna takılıyorsa. Oysa ilk sırada yer alması gereken Cumhuriyet değerlerini hatırlaması gerekirken… 85 yıl boyunca kazanılmış  bir çok değerleri aklına getirmiyorsa, hayat tarzlarımızdaki yenilikleri ve olumlu yönleri hatırlamak istemiyorsa, hele hele laik değerleri, yani demokrasinin bahşettiği laiklik değerlerini görmezlikten geliyorsa, birileri de çıkıp bunu hatırlatmalı mı?
Hayır.
Yerinde durmalı ve gelişmeleri beklemeli.
Hukuk hatası varsa Yargıtay kendisine yüklenen sorumluluğu yerine getirmeli.
Yani nefes aldığını bile hissettirmeden, önündeki yasalara ve hukuka göre hareket etmeli.
Eğer bir parti yasalar dışına çıkmışsa, belgelerini toplayıp bu partinin suç işlediğine yönelik belge ve bulguları dosyalayıp Anayasa Mahkemesinin önüne koymalıdır.
Ama önceden “Koyarım ha…” dememelidir.
Eğer demokraside kuvvetler ayrılığına inanılıyorsa…
Eğer erken davetiya basma alışkanlıklarının kurbanı olmak istenmiyorsa…
Eğer birilerine “hadi gel, gel” işmali verilmek istenmiyorsa.

 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here