İSVEÇ’TEN… Erdoğan’ın ‘uleması’

1987 yılının Temmuz  veya Ağustos ayıydı.Turgut Özal Başbakandı. Milliyet  haber müdürüm Koray Düzgören,”Turgut Özal, Tarabya Oteli’nde basın toplantısı düzenliyormuş; git, bak bakalım, ne diyor” dedi. Tam kapıdan çıkarken uyardı:”Yanına teyp de al, bakarsın ters bir laf eder, yazarsın; sonra çıkar, öyle demedim,der..”

Gerçekten de, o gün ,Özal, ters bir laf etmekle kalmadı, sonradan övünerek, “ 2010 yılına kadarki saadet zincirini bozdum” dediği, askeri hiyerarşinin taşlarını yerinde oynatan bir karara da imza attı.

O yılki 30 Ağustos’ta, teamüllere  göre Genel Kurmay İkinci Başkanı Necdet Öztorun’un Genel Kurmay Başkanı olması gerekiyordu. Turgut Özal, o basın toplantısında, Askeri Şura kararlarına aylar öncesinden ipotek koyarak “Ben, Necdet Öztorun’un Genel Kurmay Başkanı olmasını istemiyorum. Başbakan olarak tercihimi bu yönde kullanıyorum.Atama kararnamesi önüme gelirse imzalamayacağım” dedi. Sonra da, askeri “takmadığını” gösterircesine, kısa donla asker denetledi. Dediğini yaptı, o yılkı  30 Ağustos’ta, Necdet Öztorun emekli edildi. NecipTorumtay  genel kurmay başkanı oldu.Özal, o yıl, bazı atama kararlarıyla  “irticai faaliyetleri “ nedeniyle silahlı kuvvetlerle ilişkileri kesilen subay ve  astsubaylarla ilgili kararnameleri de imzalamak yerine Bodrum’da tekne turuna çıktı. Yüksek rütbeli iki subay, askeri botla tekneye yanaştı.

Kararnameleri Özal’a elden imzalattılar.

0 yılki 30 Ağustos’ta genel kurmay başkanı olan Necip Torumtay’ın da Özal’la yıldızı barışmadı.Türkiye’yi, Baba Bush’un çıkardığı  birinci Irak savaşına sokmamak için genel kurmay başkanlığından istifa etti.

Şimdi, küçük kardeş Korkut Özal, “Ben Başbakan olsam, Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün görev süresini bir yıl daha uzatırdım” derken, muhtemelen kafasında ağabeyi Turgut Özal’ınkine benzer bir formül  vardı…

30 Ağustos’ta Genel Kurmay Başkanlığı’na yapılacak atama, gelecek seçimlerle birlikte Cumhurbaşkanlığı seçimini de yakından etkileyecek..

Yaşar Büyükanıt’ın genel kurmay başkanı olup olmaması, Tayyip Erdoğan için çok önemli, hatta “hayati” bir konu.Herkesin açıktan ifade etmekten kaçındığı şeyi ben söyleyeyim: Yaşar  Büyükanıt, 28 Şubat sürecinin  mimarlarındandı. O sırada,Harp Akademileri Komutanıydı. Genel Kurmay’da , yargı organlarının temsilcilerine, YÖK üyelerine ve diğer bir çok sivil toplum kuruluşlarına  verilen 28 Şubat brifinglerinin altında onun imzası vardı. Erdoğan, Büyükanıt’ın genel kurmay başkanı olmasını bunun için istemiyor. O’nu, 28 Şubat’ın izlerini taşıyan bir  “anıt” olarak görüyor. Büyükanıt genel kurmay başkanı olursa, kendisinin Cumhurbaşkanlığı hayallerinin suya düşebileceğinden korkuyor.

Erdoğan’ın askeri konulardaki  “ulema”sı  Korkut Özal olsa gerek.Turgut Özal’ı, Haldun Simavi’nin  öldürttüğünü söyleyecek kadar “derin” fikirlere sahip Korkut Özal, 30 Ağustos’taki  atamaları yönlendirebilmek için şimdiden kolları sıvamışa benziyor. Şimdi,bu konuda   Erdoğan’a bir manevra alanı açmaya çalışıyor.Beklentiye göre, Korkut Özal’ın bu açıklamasından sonra bir tartışma ortamı başlayacak. Nabızlar yoklanacak.Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök, görev süresinin uzatılması konusunda sessiz kalırsa planın ikinci aşaması  sahneye konacaktı. Baktılar ki işler yolunda, Erdoğan ,bir yurt dışı gezisinde, uçakta baklayı ağzından çıkaracaktı: ” Ben,Yaşar Büyükanıt’ın genel kurmay başkanı olmasını istemiyorum!” diyecekti. Gerekçe de hazır…Turgut Özal da bir zamanlar öyle yapmamış mıydı?… 28 Şubat süreci.. Avrupa Birliği… demokratikleşmenin gereği  vs… vs…

Genel Kurmay Başkanı Özkök, doğru bir zamanlamasıyla böyle bir gelişmenin önüne set çekti. Bir anlamda da  ”Kozlarınızı bensiz paylaşın” diyerek aradan  çekildi..

Bu arada, Yaşar Büyükanıt da boş durmadı. Şemdinli olayını kendi yönünden çok iyi değerlendirdi. Şemdinli’deki olaylardan sonra yakalanan ve aranan askerleri savunucu sözleriyle, “silah arkadaşlarına sahip çıkan bir asker olduğunu” gösterdi. Doğu’da çok güç koşullarda görev yapan askerler, polisler,çoktandır böyle bir ses bekliyorlardı.

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar bile bir süredir,bölgede görev yapan asker ve polislerin sahipsiz bırakıldığından yakınıyordu.Bir çoklarının, hukuk devleti ve demokratik  etik adına karşı çıktıkları  Büyükanıt’ın o sözleri, çok derin düşünülmüş, silahlı kuvvetlere yönelik  bir mesaj niteliğindeydi. Mesaj, beklediği yankıyı buldu ve Özkök, görev süresinin uzatılması beklentisi içinde olmadığını açıkladı..

30 Ağustos’a yönelik hesapların  ilk raundunu Yaşar Büyükanıt kazanmış görünüyor. Ancak, mücadele henüz bitmiş sayılmaz.Bu pilav, daha çok su kaldırır.Siyasette bazen 24 saat bile çok uzun bir zamandır. 30 Ağustos’a dek çok şey değişebilir…

Bu değerlendirmeleri yaparken bir de  unutulmaması gereken Amerika  etkeni var..Uzunca bir  süreden beri Hükümetle ABD arasında belirgin  bir güven bunalımı yaşanıyor.

ABD, AKP’ye başka bir seçeneği olmadığı için  “kerhen” destek veriyor.Yine uzun bir süreden ilişkilerde asker unsuru devrede. Amerika, Hükümetle yetinmiyor, asker üzerinden de siyaset yapıyor.Yakın geçmişte İncirlik ve İskenderun Limanının Amerikanın askeri kullanımına açılması, askerlerle sürdürülen bu ilişkinin başarısıdır.Amerika, Tayyip Erdoğan’ı silahlı kuvvetlerin içinde de güçlendirerek kendi elini zayıflatmak ister mi? Bunu zaman gösterecek. “Çuval” olayının yaralarını çabuk saran Amerika, yüksek rütbeli subaylarla ilişkilerine özen gösteriyor. Bir Amerikan sözcüsünün, “Yüksek rütbeli subaylarla ilişkileri düzelttik, şimdi sıra alt kademelerde” şeklindeki sözleri bir gerçeği ifade ediyor.

Bir de Fetullah Gülen konusu var. Gülen’in, gelişmeleri yönlendirmede bağımsız bir tavır sergilemesi mümkün değil.Gülen, Amerika’ya bağlıdır;Amerika’nın siyasetlerini uygulamak zorundadır.

Amerika ‘nın 30 Ağustos’tan beklentisi uyumlu çalışabileceği  bir genel kurmay başkanının  seçilmesidir. 28 Şubat, “post modern  darbe”  lafları fazla umurunda değildir.Esas olan ilişkilerde gösterilecek performanstır…

30 Ağustos’ta yapılacak atamalar, Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte  RecepTayyip Erdoğan’ın geleceğini de yakından etkileyecektir. 30 Ağustos’tan sonra belki de hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır…

Ben merak ediyorum; acaba, tarikat şeyhi Mehmet Zeki Kotku, düşlerine girdiği kişilere, Erdoğan’ın siyasi geleceğine ilişkin kehanetlerde  de bulunuyor mu? Eğer bu konuda bir evrak kaydı varsa, onu da zaman geçirmeden Cumhurbaşkanlığı’na veya Genel Kurmay Başkanlığı’na havale etsinler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three + four =