İSVEÇ’TEN… Varoşların intikamı

Ertuğrul Özkök, bir Ağustos sıcağında yazdığı “Bir dolunay gecesi daha bitti” başlıklı yazısında, ayrımına varmadan  adeta bu günleri muştuluyordu:

“…1980’li yılların ortalarına doğru bir kitabım yayınlandı.

Adı, ‘Elveda Başkaldırı’ydı.

Yanılmıyorsam şöyle bitiyordu:

‘Elveda başkaldırı, bir başka randevuda buluşmak üzere.’

* * *

Şimdi yine düşünüyorum.

Acaba 20 yıl sonra yine bu randevuya mı gidiyoruz?

Yeni bir başkaldırı ruhu mu doğuyor?…”
 
Özkök, o satırları yazarken elbette ki, Fransa’da başlayan ve Avrupa kentlerine dalga dalga yayılan varoşlardaki bu yangından söz etmiyordu.
Yakarak,yıkarak,yok ederek hiçbir yere varması mümkün olmayan bu bireysel tepkiyi  onaylamak elbette mümkün değil. Ancak, nedenleri üzerinde derin derin düşünmek mümkün…

Yanıt aramaya çalışırken  yine Ertuğrul Özkök’ün  o yazısından  bir alıntıyla başlayalım:
 
 “ …   Şimdi yine düşünüyorum.

Acaba 20 yıl sonra yine bu randevuya mı gidiyoruz?

Yeni bir başkaldırı ruhu mu doğuyor?

Vietnam Savaşı 1968’i yaratmıştı.

Irak Savaşı ve 11 Eylül bizi yeni bir milada mı hazırlıyor?

Yanlış anlamayın, alelade bir savaş karşıtlığından söz etmiyorum.

O, doğmakta olan yeni ruhun yanında çok basit bir ayrıntı olarak kalır.

Ben daha derinden gelen bir dip dalgasından söz ediyorum.

Bir tsunami düşünün ki, aysberg gibi. Asıl gövdesi ruh hizamızın altında.”

Özkök’ün sözünü ettiği bu tepki, o tepkinin başlangıcı  mı?
Sanmıyorum.

Bir çağı başlatan Fransız Devrimi’ni, Paris Komünü’nü  hazırlayan Paris caddelerinde bu başıbozuk, kendiliğindenci şiddetin anlamı ne?

Küreselleşmenin efendilerine anlayacakları dilden onlara verilmiş bir yanıt mı?
Topunuz var, tüfeğiniz var, lazer güdümlü bombalarınız var. Zorbalığınıza  güvenerek, ne yasaların, ne vicdanların kabul edeceği, tarihe kara bir leke olarak geçecek bir savaşı başlatıyorsunuz…”Ben yaptım oldu!”  diyorsunuz…İnsanları öldürerek, bombalayarak susturmaya, sindirmeye çalışıyorsunuz.

İnsanların karşı koyacak güçlü  silahları, lazer güdümlü bombaları yok. Ama size karşı bir nefret duyguları var, dalga dalga yükselen bir isyan ruhları var. Her biri canlı bir bomba olmuş, her gün Irak’ta patlıyor. Ölüyor, öldürüyor. Sonuç da almaya başlıyor. Çinlilerin “kağıttan kaplan” dedikleri şimdilerin  küresel beylerini ,bir timsahın yarasına üşüşmüş karıncalar gibi  kemiriyor, güçsüz bırakıyor.

Bu bireysel kavgada akıl yok, mantık yok, kural  yok. Bu akılsız, mantıksız ve kuralsız  kavgayı önce siz başlattınız…

Sosyalizmi yıkmakla hiç  iyi etmediniz. Dünyanın ekolojik dengesini bozdunuz. Belli kanallara akabilecek, kontrol edilebilecek  tepkileri başıboş bıraktınız.

Yarattığınız tek bacaklı, tek kutuplu küresel dünya iştahlarınızı kabarttı. Nasıl olsa  artık karşı çıkacak kimse de yok, daha çok sömürebilirsiniz, sandınız…

İnsanları varoşlara hapsettiniz. Aç bıraktınız, işsiz bıraktınız, konutsuz bıraktınız. Onların yaşadığı acılara gözünüzü yumduğunuzda rahat edeceğinizi sandınız. Onlar varoşlarında, siz malikanelerinizde, birbirinizi görmeden gül gibi yaşayıp gidersiniz,sandınız.

Ama, kör yangın bir kez başladı mı, nerede biteceği belli olmuyor. Bakın, kentin merkezlerine dek geldiler. Yarın, bir gün malikanelerinizin kapılarını da zorlayacaklar.

“Kaçın!” diyeceğim ama, kaçacağınız bir yer de yok.Onlar dünyanın her yanında varlar. Bu  korku canavarını siz yarattınız…

Varoşların intikamıdır bu…

Ertuğrul Özkök, o  sevdiğim yazısı benim duygularımı da ifade ediyordu; onunla bitireyim:

 “…Bir dolunay gecesi daha bitti.

Böyle geceler, kurt adamlığımızın mı yoksa içimizdeki gerçek insanlığın mı doğuşudur?

Bilmiyorum.

Ama böyle gecelerde her insan kendi küçük miladını doğuruyor.

Kendi kendinin ebesi haline dönüşüyor.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.