İSVEÇ’TEN… Yeme, içme üzerine..

İSVEÇ’TEN… Yeme, içme üzerine..

0
PAYLAŞ

Şimdi ben size, “biz halk olarak rüşvetçiyi, yiyiciyi severiz; yeter ki işimiz yürüsün!” desem, belki kızarsınız…

Fazla uzağa  gitmeye gerek yok, kendimden başlayayım.

Çevre Bakanlığı Basın Danışmanlığı görevinden ayrıldıktan  sonra köye gittiğimde, annem ince ince sorguladı:

“Oğlum, neyin var, neyin yok!”

Anlamazlıktan geldim:

“Bir şeyim yok ana, iyiyim!”

Kızdı:

“Oynadanlık yapıp benimle kafa bulma; maldan, mülkten neyin  var?”

Annem, “devlet malı deniz, yemeyen domuz!” sözünü bilmez mi?

Bakanlıkta, görevde bulunduğum  süre içinde neyi, ne kadar “götürmüşüm”, onu  merak ediyor…

Baktı ki mahçup bir halde kızarıp bozarıyorum, başladı eteğindeki taşları dökmeye:

“Bak Ellez’in torununa, senin gibi şehir mekteplerinde de okumadı. Liseyi zar, zor bitirmişti. Askerden geldi, polis oldu. Aradan daha bir yıl geçmeden şehirden daire aldı, araba aldı, köyde babasına sulu tarla aldı. Anlaşılan, bu kafayla sen de baban gibi  eşeği  boş süreceksin..”

***

Osmanlı, ele  geçirdiği topraklardaki savaş ganimetlerini askerlerine kelepir olarak  dağıtırmış.

“Bal tutan parmağını yalar” sözü  belki de o günden kalmadır.

“Komşuda pişer, bize de düşer”,

“İstemem, yan cebime koy!”,

“Çeşme akıyorken  testini doldur” sözleri de…

Bu sözler, halkımızın yiyiciliğe  verdiği değerin birer  göstergesidir.

Kadıköy – Sirkeci  vupuruyla giderken  gazetede  hortum haberini okuyan yurttaş, “ Vay namussuz, hırsız, milletin  parasını çalmış!” demez,

“Adam iyi götürmüş, helal olsun!” der.

Bizim kuşak, Süleyman Demirel’in siyasete atıldığı günden bu yana kardeşi Hacı Ali Demirel’in yolsuzluk haberleriyle büyüdü. Çocuklarımız, torunlarımız da  yeğenler Yahya ve Murat Demirel’in  soygunlarına  tanık oldular.

Ancak, Süleyman Demirel, her devrin “Baba”sıydı.Bizim kıçı donsuz köylülerimiz sıkıştıkça, “Kurtar bizi baba!” diye bağırdılar.

Kadın Başbakanımız Tansu Çiller’in  kocası da kendi bankasını boşalttı, ama biz, Tansu hanımı “Bacımız” diyerek  baştacı yaptık.

Garibim Bülent Ecevit’in boğazından bir bardak haram su geçmezdi.Gel gör ki, Başbakanlığı döneminde koalisyon ortakları onu da ayakta uyutarak vurgun yapmayı  başardılar..

Necmettin Erbakan, dini bütün bir Müslümandı.

O  da  partinin trilyonları nı  götürdü, ceza aldı..

Bazı  partili arkadaşları, o davadan yargılanmaktan  yasama dokunulumazlıkları nedeniyle kurtuldular.

Çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı adayımız Abdullah Gül bunlardan biriydi.

***

Gelelim Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan’a.

Onun da Belediye Başkanığı dönemine  ait yolsuzluk dosyaları yasama dokunulmazlığı  nerdeniyle bekletiliyor.

Halkımız,  AKP’yi, seçerken “yemesinler “ şeklinde bir  koşul önesürmedi.

“Yesinler ama iş de yapsınlar” dedi.

Niye kızıyorsunuz?

Niye kıskanıyorsunuz?

Herkese şapur şupur da,

Onlara yarabbi şükür mü?

Onların da ağzı yokk mu?

Şimdi sıra onlarda..

Bakın bazı belediyelerin haline..

Sözüm samimi Müslümanlara değil.

Ama, bunlar deveyi hamuduyla götürenlerden..

Yemeği çatalla bıçakla değil, elleriyle aç kurtlar gibi yerler.

Hem de yağını  kollarından süzdüre süzdüre,

Ağızlarını şapırdata şapırtada,

Lokmaları çiğnemeden yutarlar..

Ustelik,

Müslümanın malı  ortak değil mi?

Onlar da yiyecekler elbette…

***

Tanrımıza hamd olsun,

Milletimiz var olsun,

Afiyet olsun!..

BİR CEVAP BIRAK