“Sözde Manifesto”…

Anayasa Yüksek Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın, adeta kendi “yaş günü”ndeymiş gibi yaptığı, ülkeyi sarsan ve yeni gerginliğe yol açan konuşmasının tartışması ilelebet sürecek gibi.

Batı demokrasilerinde yüksek yargıçların “siyasi” konuşma yaptıklarına pek tanık olunmuyor.
Avrupa ve ABD’de böyle bir örnek yok.
Peki, gelişmiş demokrasilerde yüksek yargı başkanları ne yapar?
Belki “karından” konuşurlar, yani sesleri çıkmaz.
Esas konuşmalarını “karar”ları üzerinden yaparlar.

Bu kararları doğru, ya da yanlış olabilir. Yanlış kararları ise siyasiler, yani seçilmişler tarafından eleştirilebilir.
Biri seçilmiş, diğeri atanmış olduğu için değil.
Yargının ağırlığı önemlidir.
Verdiği karar her zaman olmasa bile genellikle siyasidir.
Neticede, seçilmişlerin yaptıkları yasaların yanlışlığını ortaya koymak için karar verirler.
Kararları siyasi sonuçlar doğurabilir.
Ama siyasi görüş belirtmezler.
Siyasi konuşma yapmazlar, yapamazlar.

Bizde 52 yıldır yüksek mahkeme başkanları, eksik olmasınlar hep konuşurlar.
Siyasi alana girerler.
Zaten herhangi biri, yıldönümü veya yargı yılının açılış töreninde eğer siyasi konuşma yapmamışsa “ Aaaa… Başkan galiba hasta” diye yorumlanır.
Alışılmadığı için böyle denilir.
Çünkü ondan siyasi görüş beklenir.
“Bak şimdi iktidara nasıl kafa atacak” denir.
Başbakana “kafa tutmalı, onu sarsmalı” denir.

Haşim Kılıç’ın yargıya ilişkin sözleri, görüşleri ne kadar doğru bu ayrı bir tartışma konusu.
Diyelim ki, yüzde 99 oranında bu konuşma yerinde.
Yani görüşleri doğru.
Herkes bunda hemfikir.
Ancak bence, yüzde birlik bölümü daha önemli ve daha ağır basar.
Daha önemlidir.
Çünkü, bir yüksek mahkeme başkanının yüzde bir oranında “siyaset” alanına girmesi demek, bir atanmış olarak sorumluluğu belli, sınırları hukukla çizilmiş sahası içinde değil, trübünlere oynadığı anlamı taşır.
Bu birinci mahzurlu ve yanlış yönüdür işin.
İkincisi ise daha ağır bir yanlışı işaret eder.
Eğer yüksek mahkeme başkanı iktidara yüklenmişse, yarın öbürgün o iktidarın aldığı ve yanlış olduğu iddiasıyla önüne gelen “Anayasaya aykırı” iddiası taşıyan dosyaya bakarken etki altında kalmak kaçınılmaz olur.
Çünkü iktidara yüklendiği eleştirel görüşlerin anlamı açıktır.
Yüksek Mahkeme Başkanı Kılıç, “ihsası rey”de bulunmuştur.
Yani daha önce, yaptığı eleştirel sözler ile önüne gelen dosyaya vereceği oyun rengini belli etmiş demektir.
Bu ise rejim açısından son derece nahzurlu bir davranış biçimidir.

Bir başka yönü daha var bu “sözde manifesto”nun.
Haşim Kılıç eğer bu konuşmayı tek başına hazırlamış ve kamuyoyuyla paylaşma ihtiyacı duymuşsa, tutumu sadece kendisini bağlar.
Yok, eğer yüksek mahkeme üyelerinin çoğunluğunun desteğini alarak böyle bir “Sözde manifesto”yu kaleme almışsa, rejim için son derece yanlış yapmıştır.
Ben ve benim gibi düşünen hiç bir kimse böyle bir olasılığı aklımıza dahi getirmek istemeyiz.

Aklımıza getirmek zorunda olduğumuz bir diğer önemli nokta ise ana muhalefet ve muhalefet partileri sorumlularının, bu konuşmayı sonuna kadar alkışlamalarıdır.
Hayretler içinde kalmamak mümkün değil.
Kılıç, konuşmanın hemen hemen her paragrafında, siyasi iktidarı eleştirirken aynı zamanda kendisinin şu andaki varlığına neden olan parlementoyu, yani yasama erkini ağır bir töhmet altında bırakmıştır.
Siyaset yapan Kılıç, bir başka kılıç darbesiyle bilerek, ya da bilmeyerek parlementoyu “es” geçmiş durumdadır.
Hukukun üstünlüğünü hepimiz anlarız da, demokrasilerdeki güçler ayrımında en üstte Anayasa Mahkemesi’nin olduğunu var sayamayız.
Herkes yerli yerinde kalmalı.
Herkes nerede durmasını bilmeli.
Muhalefet de içinde bulunduğu TBMM’nin “bypass” edilmesini hiç bir zaman ve hangi nedene bağlı olursa olsun alkışlamamalı.
Ya da Kılıç’ın, siyasete ve meclise yönelik sözlerini, görüş ve eleştirilerini haklı sanarak alkışlamanın ne kadar yanlış olduğunun farkına varmalı.
Yoksa birileri çıkar muhalefete “Bu ne gaflet” diyebilir.
Haklı da olur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

15 + ten =