Sözümüz ve kolalı gömleklerimiz

PAYLAŞ

kendisi de çok merak ediyormuş cumhurbaşkanının kim olacağını. Milletin vekilinden geçtik, başbakanın yardımcısından bile saklanıyormuş besbelli bu mühim bilgi…


Bülent Arınç biliyor mudur acaba? Daha iki gün önce cumhurbaşkanı adaylığının kendisi için ikinci planda kaldığını söylüyordu. Bir yerlerden kendisinin aday olamayacağına dair bir sinyal mi aldı, neden öyle söyledi acaba?


Ve fakat siyasetin normalleştiğini, herkesin kendisini yeni Türkiye’ye ayarlaması gerektiğini terennüm ediyordu Sayın Arınç.


Yeni Türkiye mi?! Yoo, kalsın! Eskisine bile henüz bünyemiz alışmamışken, daha muhafazakarına mı? Allah saklasın!


İlanen duyurulur ki, biz alışmayacağız yeni Türkiye’ye, alışmamak için elimizden geleni yapacağız Sayın Arınç!


BAŞKALAŞAN SÖZ


Son birkaç haftadır STK’larından emekli generallerine, Genelkurmay Başkanı’ndan cumhurbaşkanına, üniversitelerine kadar bu ülkenin İslam referanslı bir ülke olmamasını isteyen, imam benizli insanların devletin en üst kademelerine gelip memleketi İslam’la ılıtmalarına karşı olan tüm seçkinler ip üstünde hassasiyetlerini sayfa sayfa dillendiriyorlar ortalık yere. Laiklik, demokrasi, cumhuriyet, Atatürk sözcükleri bol bol geçiyor bu konuşmalarda, kurulan hassasiyet cümlelerinde.


İp üstündeki bu hassasiyetlerin adresi belli, o adresin gözüne gözüne sokuyorlar bu hassasiyetleri. Oysa cumhurbaşkanını seçecek ve o adresin ta kendisi olan iktidar ve yandaşları eğip bükmeye çalışıyor söylenenleri.


Söylenmiş bir sözü değersizleştirmenin, onu parçalayarak etki gücünü yok etmenin en geçerli yollarından biri de, o sözü eline alıp istediğin kıvama getirene kadar evire çevire oynamaktır herhalde. Israrla yapılırsa, sözün sahibine dahi ne söylediğini unutturup, başkalaşan sözüne onu da dahil edebilir kolayca. Söz sahibi bakar ki sonunda, ilk söylediğinden eser kalmamış ortada.


Nitekim bugünlerde fena halde oynanıyor bu oyun. Kim çıkıp da cumhurbaşkanının çerçevesini çizse, rejimin girdiği tehlikeye dikkat çekse, yorumlamak bir yana, gürültüde kayboluyor öz. Sözün başı, bir sigaranın ömrü kadar sürede, yitiyor. Zira herkes biçilmiş elbiseyi Erdoğan’ın üstüne tutup mutlaka görmek istiyor.


Oysa basit, hadise çok açık. Bu elbise bu adama olmuyor!


BİZ İSTESEK…


Sözümüze sahip çıkmak için bize düşen susmak mıdır bu durumda? Sözümüzü esirgemek midir memleketin karmaşasında?


Bu ülkeden çıplak bedene tutulan tazyikli suyla arındı galiba sol. İşkencenin izleri kaybolurken bedende, sol da kurumuş bir yara gibi düştü etten. Düşerken bedende tohum mu bırakmadı, yoksa kalan tohumlar bir yol bulup da örgütlenemedi mi yeniden?
Sol, darbelerden sonra yetimliğini eksiltmek için aranırken, memleketin sözde sol partileri gömlek yakalarının ütüsüyle ilgileniyor, sağ ise limitsiz hovardalığıyla devire devire ilerliyordu.


Filmden sonra ne oldu?


Gömlek yakalarımız kemik gibi şimdi bizim; kolalı, dimdik, bembeyaz. Burnumuz düşse eğilmedik yere, zerre toz yok üstümüzde, bin kere maşallah. Bir göz etsek bir milyon kişiyi de toplar mıyız başkentin elverişli bir meydanına? Toplarız evelallah!


Yahu, daha ne isteriz. Biz kolalı yakalarımız ve dimdik omurgamızla istersek Erdoğan’a Çankaya’yı bile kapatırız!


Kapatırız, kapatırız!


emredasar@gmail.com


 

CEVAP VER