Tabular ve komplolar

tartışılmaz tabular olarak tapındığımız düşüncelerin kocaman buz dağları gibi yıkılıp gittiğini hepimize göstermiştir. Gelin tabular konusunda bir düşünce gezintisi yapalım.


Dünyayı iki kutuplu bir biçimde parçalayan ve düşüncelerimizi de buna göre şekillendirerek sahte gündemler yaratan küresel güçler, ne düşüneceğimizi ve nasıl düşüneceğimizi de binlerce kilometre öteden belirleyerek bir kaç kuşağın boş hayaller uğruna ölesiye kamplaşması ve çarpışmalarına zemin hazırlamıştır. Sonuçta insanlık, bunca çeşitliliğine ve anlam basitliğine karşın, en sıradan olaylar konusunda bile birbirini anlayamayan ve enerjilerini birbirlerini yok etmek amacıyla tüketen insan yığınlarına dönüştürülmüş, en acı olanı da küresel güçlerin çizdiği sınırlarda yaşayan sürülere dönüştürülmüştür.


Dünyada son 10 yılda yaşanan açıklanması ve anlaşılması zor gelişmeler, ideolojik sınırlara hapsedilmiş küresel teoriler ve söylemler ile dünyayı açıklamaya alışmış (en azından kendine karşı dürüst) bir çok aydının sandalyesine çakılı kalmasına ve bir süre düşünce dünyasından uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu süreçte topluma ve kendine karşı dürüst olmayan bir tür bilgiç kesim ise ağzının laf yapmasından yararlanarak insanlığı dar grupların küresel çıkarları için yönetmeye çalışan “küresel güçlerin” tetikçiliğini üstlenerek bireysel kurtuluş yolunu seçmişlerdir.


Bu sandalyelere çakılıp kalma sürecinde asıl tuhaf olan, üzerinde yıllar boyu sayısız tartışmalar yapılan antagonistik çelişkilerin çok basit açıklamalarının bulunduğunun ortaya çıkması ve tartışılmaz doğrular olarak benimsediğimiz gerçekliklerin ise çok müphem olduklarının anlaşılmasıdır.


Bu süreç öncesinde birbirine çok zıt gibi görünen bireyler ve düşüncelerinin, bugün için aşağı yukarı aynı çerçeve içinde benzeşmeye başlamaları ise bu çelişkinin bir diğer traji-komik yanıdır.


Dünün ütopyalarının bugünün gerçekliklerine dönüşmesi ve bugünün gerçekliklerinin komplo teorileri ötesinde kurgulanmış bilinçli müdahaleler olduklarının anlaşılması, “tabular yıkılırken komplolar gerçek mi oluyor ?” sorusunu aklımıza düşürüyor.


Türkiye’de Dimitrov’un faşizm tanımını benimsedikleri ve bu doğrultuda faşizme karşı savaşırken yitip gittikleri ya da çok acı çektikleri bilinen bir çok Marksist, bugün yaşananları görse idi, yaşadıklarına inanabilir miydi acaba ?


CIA uçaklarının vızır vızır tepemizde gezdiğinin anlaşılması, ABD’nin kalbinin Amerikanın yetiştirdiği teröristlerce vurulması, dünyanın en süper gücünün uluslararası terörizme teslim olma aşamasına gelmesi, ABD ve İngiltere’nin Irak’ta kazandıkları bir savaşı aslında kaybetmek üzere olduklarının ortaya çıkması, Türkiye’nin terör örgütü liderini yakaladığı halde ona gözü gibi bakmak durumunda kalması ve bu terör örgütünün hala tutuklu liderince yönetilmesi, Atatürk Türkiyesinin Başbakanı, Meclis Başkanı ve Bakanlarının eşlerinin başının örtülü olmasına karşın bir çok Arap ülkesinde kadınların siyasal olarak etkili mücadelelere girişmesi ve özellikle Kuveyt ve Sudi Arabistan’da kadınlara oy hakkı verilmesi konusunda ileri adımlar atılması, Fransa’da devletin kontrol edemediği isyan hareketleri sonucu olağanüstü hal ilan edilmesi, eski Doğu Avrupa ülkelerinin NATO üyesi olması ve AB’ye girmesine karşın, yıllardır Batı müttefiki olan Türkiye’nin AB kapısında bekletilmesi gibi açıklanması zor olaylar ve gelişmelerin yaşandığı bir dönemde yaşıyoruz. Elbette ki, bütün bunların bir açıklaması var, ancak bu açıklamaların, daha10 yıl önce, akla aykırı olarak niteleneceğini unutmamamız gerekir.


Bütün bu süreçte, hala açıklanamayan olaylar ve gelişmeler olduğu da kesin.


CIA uçakları niçin Amerika’ya doğrudan inemiyor da ülke ülke geziniyor ? MİT eski üyesi Mahir Kaynak, SKY Türk televizyonundaki bir şöyleşisinde, bunun nedenini çok ilginç biçimde açıklıyor. Kaynak’ın açıklamalarını dinleyince, ABD’de bir soğuk iç savaş yaşandığına inanıyorsunuz. Kaynak’a göre, aslında El Kaide gibi bir örgüt yok, bu örgütü ve eylemlerini yaratan, ABD kaynaklı küresel sermaye. 11 Eylül’de küresel çıkarlarına ulaşmak amacıyla ikiz kuleleri vuran da ABD orijinli küresel sermayenin kendisinden başkası değil. ABD’de ulusal ve küresel sermaye çatışma halinde. ABD, küresel projelerini kendi ülkesinde gerçekleştiremediği için CIA uçakları aracılığıyla başka ülkelerde planlıyor ve gerçekleştiriyor. ABD ulusal sermayesi, silah sanayi, petrol sanayi ve imalat sanayi olarak ABD ve dünya ölçüsünde çok güçlü. Ancak parasal nitelikteki küresel sermaye, ulusal sermaye ile farklı çıkarları nedeniyle ABD küresel planlarını gerçekleştirirken ulusal sermaye ile çelişiyor. Bu durumda, Kaynak’ın açıklamalarından, mali sermayenin küresel sermaye olduğunu söylemek olası. Sonuçta, küresel terör, küresel ya da mali sermayenin ürünü sonucuna varıyorsunuz. Bunu başta söyleseydik, komplo teorisi yarattığımız için bu yazıyı okumayabilirdiniz. Ancak, bunu söyleyen, MİT eski çalışanı Mahir Kaynak. Mali sermaye ile başlayan tanımlara inanmış ve mali sermayenin küresel bir güç olarak faşizmi yaratan bir güç olduğunu savunmuş eski Marksisler, Mahir Kaynak’ı dinleselerdi, küçük dillerini yutabilirlerdi. Ancak, son 10 yıldaki değişim, dünyayı olduğu kadar, kafalarımızın düşünüşünü ve gözlerimizin toplumsal olayları görüşünü oldukça değiştirmişe benziyor.


Toplumlardaki ve bireylerin kafalarındaki tartışılmaz doğrular ya da tabular yıkılırken, komplo teorileri gerçek olmaya başladı. Ne diyelim ? Haydi hayırlısı. 


birolertan1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.