Tamamen duygusal bir yazı!

Kadınlar ölüyor bir yerlerde…
Askere gönderilen delikanlılar…
Ekonomik krizi konuşuyor akil adamlar!
Ülkelerin bu yüzden battığını yazıyor eli kalem tutanlar…
Gaz bulunmuş yanı başımızda, tepişiyor birileri.
Anlaşmalar yapılıyor, anlaşmalar bozuluyor…
Ama;
Bizim umurumuzda değil!
İlgilendirmiyor bizi dünyada olanlar.
Bırakın dünyada olup bitenden vazife çıkarmayı, Türkiye’de olanlar bile yer bulmuyor gazetelerimizde.
Hocalı Katliamını yazıyor birileri, altında yorum: Kendi işimiz bitti de onlara mı kaldık!
Veya dünyadaki krizi yazan usta bir kaleme gelen yorum: “Sen kendi ülkene bak!”
Hani, diyorum acaba ada ülkesi oluşumuzdan mı bu vurdumduymazlık…
Onun için mi duyarsızız bu kadar, onun için mi bizi ilgilendiren sadece alacağımız maaş?
Onun için mi derdimiz sadece makam koltuk,
Onun için mi iç siyasetten başka bir şey ilgilendirmiyor bizi?
***
Sebepler muhtelif ama zannımca -krizin acı meyvesinden bizde bir nebze nasiplensek te- dışarıyla kıyasladığımızda “Allaha bin şükür” demek zorunda kalmaktan, elimizdekilerden daha fazlasını istemenin ayıp olacağını düşünmekten korkuyoruz galiba.
Bir nevi vicdan hadisesi yani…
O yüzden iç siyasetle enformasyon bombardımanına tutuyoruz insanları.
Televizyonlarımızda sabahtan gece yarısına kadar felaket senaryoları üzerinde konuşup, sistemi yerden yere vurarak, “en haklı benim” in sağlamasını yapacak süslü sözlerle “bu böyle gitmez” derken, tencerede pişirelim kapağında yiyelim istiyoruz… Ne kimse gelsin, ne kimse gitsin…
Ve hükümet-matbuat dengesi yıllardır olduğu gibi ‘al takke, ver külah’ kıvamında sürüp gitsin…
Nede olsa birileri bir tarafından bal küpüne yapışmış!
Psikolojik savaşın her rengini yaşasak, siyasetin er meydanı kayganlığında tökezlesek bile bu çetrefilli oyunun sonunda bu bal küpünden payımıza düşeni alacağımızdan eminiz.
Bizde biliyoruz bu adanın dışında neler yaşandığını ama nedense bu orta oyununa figüran olmayı tercih ediyoruz.
“Saf olmayı seviyorum” derdi bir arkadaşım müstehzi gülümsemesiyle. Sanırım saf olmayı seviyoruz.
Genlerimize zerk edilen bir tılsımdan ötürü olduğunu düşündüğüm bu konservatif hal politik angajmanlarla ve pastadan pay kapma telaşıyla birleşince ortaya bu paradoks çıkıyor…
Bir yandan dünyadan izoleyiz yakınması, bir yandan azıcık aşım ağrısız başım felsefesi.
Örnek mi; Her gün sistemi eleştiren sosyalist arkadaş, en ufak sosyal düzenlemede ayağa fırlayıp sonsuz bir itaat içinde sermayenin felahı için dua ediyor,
Kapitalizmin kitabını yazacak kadar bilge işadamlarımızda istiyor sistemin bekasını. Onlarda uzun yıllardır oluşturdukları sistemin yıkılmasından, yıllardır alıştıkları kar marjının düşmesinden tırsıyor.
Yani, beyt-ül maldan nemalanan herkes kendi oyun alanı içinde yarattığı cennetini korumak adına -gardını alıp- dünyada olan bitene karşı üç maymunu oynuyor.
Dünyada olanları anlatan yazarlarımıza tepkileri o yüzden…
Tamamen duygusal yani…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.