Tarafsız olmak

Çok yerde olduğu gibi geçen hafta sonu ziyaret ettiğim gazetemiz HABER’in İdare ve Yayın Merkezinde sevgili Kemal Erdemol ve Özcan Yörük ile tartıştığım bir konu esnasında yine ‘Her hususta bitaraf birisiyim’ mahiyetinde bir açıklama yapma ihtiyacını duydum. Eminim Kemal Erdemol ya da aziz dostum Özcan Yörük ‘Tarafsızlık taraftır’ gibisinden bir iddiayı koyabilirlerdi önüme ama ihtimal ki takıldığımız konunun şen atmosferi dikkatlerini o yöne değiştirmemiştir.  Onlar sessiz kaldı ama, eve döndükten sonra, kalbimin sesi mi desem yoksa vicdani sesim mi desem, düşünce çarklarımı harekete geçirerek şu ‘Tarafsız’lık ilkesinin de ‘Taraf’ olduğunu anlatmaya çalıştı bana. Galiba o ses galip gelerek şimdiye kadar yıkılması imkansız saydığım kavram çatım dinamitlendi bir çırpıda…!


“Vay be ne güzel de ‘Tarafsız’ bir hayatım vardı” diye kaybettiğim ‘Tarafsız’lığıma acı duydum.


‘Takım tutar mısın?’ diye soran çok kişiye ‘Tarafsız’ olduğumu açıklıyordum şimdiye kadar halbuki… Ve ‘Tarafsız’ bir gözle her şeyi hatta ‘Futbol’un kalitesini de daha çok zevk alarak seyretme iddiam vardı. Bazı fanatikler gibi kalbime sızılar davet eden taşkınlıklardan uzak tutuyordu beni ‘Tarafsızlık’ inancım. Derken ‘Hakiki Tarafsızlık’ oluşmuş mu bende diye derinden düşünmeye zorlandım.
‘Din’ tarafsızlığım yoktur…
‘Milli’ tarafsızlığım yoktur…
‘Haklı’dan yana taraf olurum…
‘Adalet’ten yana taraf olurum…
‘Ezilenlerden’ yana taraf olurum…


E, ben nasıl ‘Tarafsız’mışım şimdiye kadar?
Doğru, şimdiye kadar ne Türkiye’nin ne de Kıbrıs’ın hiçbir partisine partizan olmadım. Çünkü Futbol’da olduğu gibi siyasi particilikte de ‘Taraf’ olununca kötü oyun oynayan takımınızın başarısızlığına yanlış hakem kararlarını sebep gösterdiğiniz gibi ülkenin kötü veya hukuksuz yönetimine de başka unsurların müdahalesini sebep sayarsınız.


Çok vatansever gibi bana da uzunca zaman uyumsuz koalisyonlarla yönetilen Türkiye’nin veya Kıbrıs’ın amaçlanan demokratik huzur ve başarılara ulaşamamasına bıkkınlık getirmişti. ‘Tek Parti’ yönetiminin Türkiye’ye olduğu kadar Kıbrıs Türk’üne de büyük faydasının olacağını düşünmekteydim… Ve AKP’nin tek başına hükümet olmasına sonsuz sevinmiştim. ‘Ne güzel, ülke yönetimi Parti çıkarları doğrultusunda değil ülke çıkarları doğrultusunda yönetilme olasılığına kavuşmuştur’ diye düşünenlerdenim. Erdoğan’ın genç ve iyi bir hatip olması etkilemişti beni de. Geçmiş hükümetler devrinde moda olan ‘Banka Hortumu’nun ve diğer yolsuzlukların sorumlularını Adalete teslim etme gayretleri dürüst bir idareyi müjdelemekteydi!


Sonra gördük ki kendi bakanlarından Unakıtan’ın inşaat yolsuzlukları çıktı ortaya ve bu kişiyi kulağından tutup koymadı kapının önüne çok güvendiğimiz Sayın Erdoğan. Başka başka yolsuzluklar işlendi parti ve Hükümet kurumlarında. Erdoğan yine sessiz kaldı. En son gördüğümüz bir ‘Deniz Feneri’ olayında Sayın Başbakan Erdoğan hırsızlık olayına adeta bulaşır bir girişimle Türkiye’deki suçluların himayesine soyundu. Olayı sayfalarına taşıyacak gazeteleri tehdit altına alarak Partililere bu gazeteleri satın almamalarını tavsiye etti. Sayın Erdoğan dini ve vicdani tezahüratın bir sonucu olarak toplanan paraların ‘çalınması’ olayına ‘Taraf’ olma hatasını yaptı, yapmaya da devam ediyor! Ülke yönetimine geldiği günlerdeki temiz düşüncelerin kirlenmesine göz yumdukça yumuyor…!


Geri kalmış ülkelerin cahil halkları her türlü istismar ve sömürüye açıktır. Bunu takdir eden pişkinler Devlet Yönetimine de sızma becerisini göstermişlerse, iktidardaki herhangi bir partiyi de (Dini veya Milli) çürümeye zorlarlar. Çürüme eylemine girmiş bir Partinin başı da  kurumunu savunma eylemi ile hataları örtbas etmeğe çalışırsa yolsuzlukların ‘Taraf’ı olmaktan kendini kurtaramaz. İnanalım ki Sayın Erdoğan’ın kendisi şu son ‘Deniz Feneri’ hırsızlığının suç ortağı değildir. Değilse eğer onları Adalete teslim etmeme gayretlerini nereye yoralım ki?


Bir anlasa…!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.