TBMM Başkanı’na açık mektup…

Sayın Bülent Arınç,
TBMM Başkanı


Size küçük bir “demokrasi dersi” vermek istiyorum. Bu niyetim, oldukça iyi niyetli ve bir o kadar da ciddi bir çabadır. Toplumda her bireyin ders almaya, bilgiyi öğrenmeye ve yanlış bilgilerini düzeltmeye gereksinimi var düşüncesindeyim. Bu nedenle, yüce Meclisin Başkanı olan sizi aydınlatmayı görev biliyorum.


Sayın Arınç,


Demokrasi, hemen hemen her bireyin yaşamının değişik kesimlerinde bir çok kez kullandığı, ancak yaşamının birçok aşamasında anlamı konusunda farklı hisler taşıdığı bir kavramdır. Bu nedenle, her bireyin demokrasi kavramı konusunda eğitilmesine gereksinimimiz bulunduğu düşüncesindeyim. Bu nedenle, bu işe, ulusal egemenliğin kurumsal temsilcisi olan TBMM’nin Başkanı’ndan başlamak gerektiğine inanıyorum.


Sayın Arınç,


Demokrasi, kökleri eski Yunan uygarlığına uzanan önemli kavramlardan birisidir. Demokrasi ile politika kavramları, bugün sıkça kullandığımız kavramlar arasında kökleri en eski olanlardır.


Politika (siyaset) kavramı, eski Yunan’da “polis” kavramından türetilmiştir. Polis ise bugün bildiğimiz kolluk ya da güvenlik güçleri anlamına gelmemektedir. Polis, eski Yunan’daki “kent devletleri” ya da “site devletleri”ne verilen isimdi. Bu nedenle, politika kavramının da eski Yunan’da ortaya çıktığı söylenebilir.


Demokrasi kavramının, eski Yunan’daki iki kavramın birleşmesinden oluştuğu görülmektedir. Bu kavramlar, “Demos” ve “Kratos” kavramlarıdır. Demos, eski Yunan’da “halk” anlamına gelmekte iken, Kratos kavramı da “yönetim” anlamında kullanılmaktaydı (Bakınız ; R. Hague ve M. Harrop, Comparative Government and Politics, 6th edition, Palgrave, New York, 2004, s. 36). Başka kaynaklarda da demokrasinin türediği kavramlar olan Kratos kavramı yerine Kratein ya da kratia gibi kavramların kullanıldığı görülmektedir (Bakınız ; M. Roskin, R.L. Cord, J.A. Medeiros, W.S. Jones, Political Science, Printice Hall, New Jersey, 2003, s. 73). Bu doğrultuda demokrasi kavramı, halkın kendi kendisini yönettiği yönetim biçimi olarak anlaşılmalıdır.


Halkın kendi kendisini yönetmesi olarak demokrasi, elbette, doğrudan yönetim biçimiyle söz konusu olabilirdi. Bu nedenle, eski Yunan’da, yetişkin erkeklerin tamamının katıldığı bir doğrudan demokrasi modeli görülmekteydi. Ancak bu sistem, köleler ve kadınlar ile yabancıları dışarıda bırakan eşitsizliğe dayalı bir sistemdi.


Bugün sözünü ettiğimiz demokrasi ise doğrudan demokrasi olamazdı. Çünkü, milyonlarca insanın her an her kararın alınmasına katılması olanağı bulunmamaktadır. Bu yöntem, bugünün toplumları açısından hem çok masraflı, hem işlevsel olmayan ve hem de olanaklı olmayan bir sistemdir. Bu nedenle, bugünkü demokrasi, temsili demokrasi biçimidir.


16. ve 17. yüzyıllarda burjuvazi ya da tüccar sınıfın feodal topluma karşı mutlak iktidara sahip kralları desteklemesinin nedeni, serbest ve güvenli bir pazar ilişkileri istemiydi. Bu savaşı kazanan kralların mutlak otoriteleri içinde güçlenen burjuvazi, krala karşı parlamentonun mücadelesini başlatmış ve temsili demokrasinin vazgeçilmez kurumu olan parlamentonun zaferiyle sonuçlanan bu savaşı da kazanmıştır. Bu noktadan sonra, parlamentolarda temsil yoluyla yeni bir demokrasi modelini yaratan burjuvazi, B. Moore’un da belirttiği gibi, bugünkü demokrasi modelinin yaratıcısı olarak tarihteki yerini almıştır.


Sayın Arınç,


Temsili demokrasi, bir siyasal sistem biçimi olarak bugünkü demokratik yönetim biçimlerinin modelidir. Bugünkü temsili demokrasi, temel olarak 3 ilkeye dayalı olarak yaşama geçmektedir. Bu ilkeler, “temsil”, “sınırlandırma” ve “güçler ayrılığı” ilkeleridir.


“Temsil” ilkesi, halkın kendi temsilcilerini eşit ve adil seçim koşullarında seçmesini ve bu seçilenlerin belirli bir dönem sonunda yenilenmesini anlatmaktadır. Bu dönemin, genellikle 5 yıl olduğu görülmektedir. Bu sistemde seçimler, siyasal partiler, örgütlenme olanakları, seçme ve seçilme hakkı, ifade özgürlüğü gibi çok önemli haklar ve uygulamaların bulunduğunu görmekteyiz.


Temsili demokrasinin ikinci bileşeni, “sınırlandırma” ilkesidir. Bu ilke, ister doğrudan seçilsin, isterse de dolaylı olarak seçilmiş temsilcilerce belirlensin yürütme organının ya da Hükümetin yetkilerinin sınırsız olmadığını anlatmaktadır. Bu doğrultuda, Hükümetin yetkileri, Anayasa, yasa ve diğer hukuksal düzenlemelerle sınırlandırılmıştır. Ayrıca, Hükümetin yönetme erkinin zaman sınırlaması da bulunmaktadır. Bu noktada önemli olan, temel hak ve hürriyetlerin korunması bakımından Hükümetin Anayasa ile yetkilerinin sınırlandırılmasıdır. Bu sınırların aşıldığı noktada ise Hükümet etkinliklerinin yargı organlarınca durdurulması söz konusudur. Bu noktada, yasama organınca çıkarılan yasaların da Anayasaya uygun olması gerekmektedir. Bu uygunluğu denetlemek için demokratik ülkelerin çok büyük kısmında, değişik isimlerle de olsa, Anayasa Mahkemeleri kurulmuştur. Diğer mahkemeler ise Hükümet uygulamaları ile bireylerin etkinliklerinin yasalara uygun biçimde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediklerini denetlemektedir.


Sayın Arınç,


Sınırlandırma ilkesinin önemli bir bileşeni de azınlıkların korunmasıdır. Demokrasi, eşit ve adil koşullarda gerçekleştirilen seçimlerde halkın temsilcilerini seçmesi ve bu temsilcilerin yönetim erkini oluşturmasıdır. Bu seçimlerde çoğunluk oyunu alanlar, ülkeyi belirli bir süre için yönetme erkini ele geçirmektedirler. Seçimlerde çoğunluk oyunu alamayan partiler ve adaylar ise azınlıkta kalmakta ve bir dahaki seçimlerde çoğunluk olmak için muhalefet işlevlerini sürdürmektedirler. Demokrasi, azınlıkların çoğunluğun tahakkümüne karşı korunması ilkesine dayanır. Bu ilke, azınlıkların bir sonraki seçimlere katılabilmesi ve bu seçimlerde çoğunluk olma olanaklarının bulunması anlamına gelmektedir. Bazı durumlarda bu ilke, çoğunluğun diktatörlüğünün engellenmesi biçiminde dile getirilmektedir. Seçimler sonucu ortaya çıkan çoğunluğun azınlığı tahakküm altına aldığı rejimlerin demokrasi diye isimlendirilmesinin sakıncalarına dikkati çeken kimi bilim adamları, bu sisteme “yalnızca seçime dayanan demokrasi” ismini vermişler ve bu sistemin yarı demokratik olduğunu iddia etmişlerdir (J.N. Danziger, Understanding The Political World, Sixth Edition, Addison Wesley Longman, New York, 2003, s. 158).    


Sayın Arınç,


Meclislerin, çoğunluk tarafından hoş karşılanmayan etkinliklerde bulunan kurumları ortadan kaldırabileceğini söyleyerek onları tehdit etmek, demokrasinin “sınırlandırma” ilkesinin çiğnenmesi anlamına gelmektedir. Bu anlamda, yapılan, çoğunluğun azınlığı yok etmesinin savunulması olup çoğunluğun diktatörlüğünü savunmaktır. Bu duruş, demokrasinin ikinci ilkesinin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.


Demokratik siyasal sistemin diğer bir ilkesi de güçler ayrılığı ilkesidir (G.A. Almond, G.B. Powell, K. Strom, R.J. Dalton, Comparative Politics Today, Eight Edition, Pearson Longman, New York, 2004, s. 104). Güçler ayrılığı ilkesi, demokrasi savunucusu olmayan Montesquieu tarafından dile getirilmiştir. Daha sonra demokrasinin temeli olarak kullanılan bu ilke, devlet erkinin 3 ayrı etkinliğinin, 3 farklı organ tarafından kullanılmasını ifade etmektedir. Toplumdaki yönetim etkinliğinde uyulması gereken kuralları ifade eden yasaları yapan güç, Yasama erki; ülkeyi bu yasalara göre yöneten güç ise Yürütme erki olacaktır. Yürütme organının faaliyetlerini Anayasa ve yasalara göre denetleyecek olan da bağımsız bir Yargı erki de bulunacaktır. Yargı erki, yasaların ve diğer düzenlemelerin Anayasaya uygunluğunu denetleyecek Anayasa Mahkemesi ve her türlü uygulamanın yasalar ve diğer hukuk kurallarına uygunluğunu denetleyecek diğer mahkemelerden oluşmaktadır. Böylece, kuralı koyan, kuralı uygulayan ve bu kurala uyulup uyulmadığını denetleyen organlar farklı olacaktır. Güçler ayrılığı ilkesinin tam uygulandığı sistemler başkanlık sistemleri olmasına karşın, parlamenter sistemlerde de yasama ve yürütme organları arasında ayrılık bulunmakta, fakat yürütme organının meclis içinden çıkması nedeniyle aralarında yakın bir ilişki olduğu da görülmektedir.


Sayın Arınç,


TBMM’nin ulusal egemenliği temsil ettiği ve dolayısıyla her istediğini yapabileceğini iddia etmek, demokrasinin iki ilkesi ile çatışmaktadır. Demokrasinin “sınırlandırma” ilkesi ve “güçler ayrılığı” ilkesine göre, bağımsız yargı, yürütme organının faaliyetlerini kontrol etmek sorumluluğu ile donatılmıştır. TBMM, yasa yapma, halkı temsil etmek ve yürütme organını Anayasada yazan ilke, kural ve araçlar (meclis soruşturması, meclis araştırması, gensoru vd.) ile kontrol etmek sorumluluğu ile donatılmıştır. Çoğunluğun diktatörlüğünü savunmak ya da yalnızca seçime dayanan demokrasiyi savunmak anlamına gelen ifadeler, demokrasinin kendisini ortadan kaldıracak söylemlerdir. Bu tür konuşmalar yaparken dikkatli davranmakta yarar bulunmaktadır.


Sayın Arınç,


Dersimiz burada bitmiştir. Bir sonraki derste buluşmak üzere saygılarımla.


Birol Ertan
Siyaset Bilimcisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here