Tecrite karşı sempozyum

Türkiye’de F Tipi hapishanlerine geçişi sağlamak amaçlı binlerce asker eşliğinde 19-22 Aralık 2010 tarihlerinde yapılan fakat kanlı bir şekilde sonuçlanan “Hayata Dönüş” operasyonu, yirmisekiz siyasi tutuklu ve daha sonra kanıtlanan asker kurşunuyla iki askerin ölümüyle sonuçlanmıştı.

Siyasi tutuklular F Tiplerinin kapatılması için Ölüm Orucunda olmasına rağmen insanlar hunharca öldürülmüş, şimdiye kadar hiç kullanılmamış ve uluslararası arenada kullanımı yasaklanan bombalar ile diri diri yakılmışlardı. Bu vahşetten sonra kurulan UTMP her yıl farklı ülkelerde bu sempozyomu gerçekleştiriyor ve dünya genelinde siyasi tutuklular ile ilgili faaliyet yürüten kurumların temsilcileri katılıyor.

Bu yıl yapılan sempozyumun konuları ve katılımcıları şöyleydi;

“Tutsağız- hem kendi toprağımızda hem de duvarların arkasında. Tecrit sadece tutsaklara yönelik değil- boşuna Gazze en büyük hapishane olarak adlandırılmamış”. Bu panele Türkiye’den TAYAD Başkanı Av. Behiç Aşçı, Filistin’den Dr. Mariam Abu Daqa, Iraklı Av. Sahar Mahdi, İrlanda’dan (Republican Sinn Fein) ve Avusturya Mumia Abu Jamal’la Dayanışma Komitesi temsilcileri konuşmacı olarak katıldı.

2009 yılında, UTMP çalışanlarının çabası sonucunda yaklaşık on yıldan sonra Gazze’den çıkabilen ve ilk defa sempozyuma katılan Dr. Abu Daqa yeniden katılabildiğinden çok memnun olduğunu ve önümüzdeki yıl sempozyumun Filsitinde yapılmasının, İsrail ablukasına çok güzel bir cevap olacağını belirtti. Avukat Behiç Aşçı, 19 Aralık katliamı ile ilgili başlatılan dava hakkında ve bu katliamda kullanılan yasadışı bombalar hakkında bilgi verdi.

Aşçı emperyalizmin halka dayattığı “bana karşıysan düşmanımsın” açıklamasına karşılık dırenmekten başka çaremizin olmadığını ve direnmeyenin çürümeye mahkum olduğunu belirtti. Bu katliam döneminde direnmeyen devrimci örgütlerin bundan nasibini aldığını söyledi. Avukat Mahdi’de Irakta kayıtlarda gözükmeyen binlerce tutsağın olduğu ve çok ağır işkencelere maruz kaldıklarını anlattı. RSF temsilciside bu yıl içerisinde kendi tutsaklarının cezaevlerinde siyasal statülerinin tanınması için yaptıkları eylemlere değindi. Mumia Abu Jamal’ın infazının otuz yıldan beri gerçekleştirilmemesinin nedeninin uluslararası baskıdan dolayı olduğunu, bu baskının devam etmesi takdirinde bu süreçte bu infazın gerçekleşmesi istemine karşı açılan davanında, ancak eğer bu baskılar devam ederse ve Mumia ile dayanışma dünyanın her tarafına yayılırsa mümkün olabileceği konuşuldu.

“Sendikal Mücadele ve Deneyimlerin Paylaşılması” paneline Türkiyeden KESK’e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) temsilcisi Meryem Özsöğüt, Paşabahçe Devlet Hastanesinde sendikal faaliyet yürüttüğü için işinden atılan fakat bunun haksızlık olduğunu savunan ve yüzonsekiz gün açlık grevide dahil olmak üzere direnen ve büyük kamuoyu yaratan Türkan Albayrak, Yunanistan’dan ADEDY (Memurlar Konfederasyonu) ve Filipinler’den Sağlık Çalışanları Sendikası temsilcisi katıldı. Türkiyedeki sendikaların sınıf sendikacılığından uzak olduğunu ve bunun değiştirilmediği takdirde işçilerin her zaman kaybedenler olacağını belirten Özsöğüt, sendikacılar üzerindeki baskılardan ve bazı yandaş sendikaların işçiler üzerinden politikalar üretip iktidar partisinin bekçiliğini yaptığını söyledi. ADEDY temsilcisi kemer sıkma politikalarından etkilenlerin işçiler olduğuna söyledi. Bu krizin sorumlusu olan kapitalizmin faturası maaşlardaki kesintilerle işçi sınıfına kesildiğini belirtirken bin üçyüz Euro maaş alan birisi şimdi bin Euro alıyor dedi. Marx’ın tespitlerinin doğrulandığı günümüzde onun hayaletini heryerde görmeye başlıyorum dedi. Önümüzdeki dönemde daha çok grevlerle karşılaşacak olan Yunanistan’da kamuya ait herşeyin satılmaya başlandığını açıkladı. Filipinli temsilci ise bir dönem önce tutuklanan kırküç sendika aktivistinin güvenlik güçleri tarafından yanlış ve gerçek dışı suçlamalarla tutuklandığını ve bu kişilerin serbest bırakılması için uluslararası dayanışmaya ihtiyaçları olduğunu belirtti.

“Küba’ya karşı Ambargo ve İlerici Latin Amerika için Tehlikeler” başlıklı panele Avusturya Küba ve Venezüella Büyükelçilerinin sekreterleri, bazı Latin Amerika dostluk derneklerinin temsilcileri ve Venezüella’dan Bolivarcı Kıtalar Koordinasyonu temsilcisi katıldı. Küba üzerindeki ambargonun etkileri, ABD’de tutuklu bulunan Kübalı 5’lerin ailelerine tutukluları ziyaret için verilmeyen vizeleri ile ilgili gelişmeler konuşuldu. ABD tarafından kurulan ALCA’ya (Amerikalılar Arasında Serbest Ticaret) alternatif olarak Venezüella öncülüğünde başlatılan ALBA’nın (Amerika Halkının Bolivarcı Ortaklığı) çalışmaları ve on üye ülkenin durumu hakkında yapılan konuşmalar gerçekleştirildi. Diğer Latin Amerika ülkeleri üzerinde oynanan ABD destekli oyunlar ve bu oyunların boşa çıkartılması için yapılması gerekenler üzerine görüşler belirtildi.

“Avrupa’daki Yabancı Yasaları Kime Hizmet Ediyor? Sürgünler-Sınırdışılar-Kriminalize” isimli panele Almanya Anadolu Federasyonu (AAF) Başkanı Latife Adıgüzel, Viyana Romanlar Kültür Derneği Başkanı Profesör Rudolf Sarközi, İlticacı Yardım Merkezi temsilcisi Michael Genner, Yeşiller Eyalet Meclisi Yeşiller Milletvekili Şenol Akkılıç katıldı. Türkiye’deki Faşizme ve Almanya’daki göçmenlere yönelik ırkçı yasalara karşı mücadele ettikleri için tutuklanan eski başkanları Nurhan Erdem, çalışanları Cengiz Oban ve Ahmet İstanbullu’nun davalarının devam ettiğini belirten Adıgüzel bu kişilerin sahiplenilmesi gerektiğini açıkladı.

129a ve 129b yasasına değinen Adıgüzel, bu yasanın düşünce özgürlüğüne vurulan en büyük darbe olduğunu, ileriki süreçte 129c’yi çıkarttıklarında sorunlarımızı tartışmak için bir araya gelmenin bile suç olarak görüleceğini, bundan dolayı ırkçı ve Hitler döneminden kalan yasalara karşı ortak çalışma çağrısında bulundu. Akkılıç otuz yıldır Avrupa’da yaşayan mültecilerin bu ülkeleri inşa edip cefasını çektiklerini ve bundan sonrada artık sefasını çekebilmeleri için kendilerini artık yabancı hissetmemeleri gerektiği belirtti.

Herkesin bir dönem mülteci olduğunu unutmaması gerektiğini, mültecilere karşı çıkartılan yasalara karşı herkesin sokaklara çıkmasını istedi. Romanlar temsilcisi ailesinin yüzde doksanının nazi toplama kamplarında öldürüldüğünü ve kendisininde bu kamplarda doğduğunu açıkladı. Bu kampların olduğu yerlerden birisinde ortaklaşa düzenlenen anma törenlerinde Öcalan için slogan atmanın çok yanlış olduğunu söyledi. Zor durumda olan tüm mültecilere kapılarının açık olduğunu belirten Prof. Sarközi mültecilere yönelik yapılan her türlü saldırıya karşı ortaklaşa mücadele etme çağrısında bulundu.

Avusturya’da ikamet eden Kongo kökenli Topoke isimli hip-hop’çu ve Roma kökenli sanatçı Harri Stojka sempozyumla dayanışma amaçlı konser verdi. Siyasi tutukluların durumları ve yasal süreçleri ile ilgili konuşmaların ve çalışmaların yapıldığı panellerin dışında “Siyasi Tutsaklık ve İadeler Siyasi Faaliyetlerin Kriminalize Edilmesi” konulu tartışma toplantısı gerçekleştirdi. Almanca İngilizce İspanyolca ve Türkçe çevirilerin yapıldığı UTMP’nin düzenlediği sempozyum’a yüzyetmiş kişi katıldı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.