Telefon

Telefon

0
PAYLAŞ

-Oldu o zaman, görüşürüz, kendine iyi bak, hadi öptüm bye bye!
Yolda trende vapurda okulda en çok işittiğimiz söz budur. Bu kalıpsöz yetersizliğin vurdumduymazlığa doğru açılımının bereketli ürünüdür. Bu sözü insanlarımız özellikle cep telefonunda konuşmalarını bitirirken nokta yerine kullanıyorlar. Eli kulağında yaşayanlar toplumunda bu bitiş sözleri değişmiyor. Anladık zihin tembelisin kardeş, ne kitapta ne defterde gözün var, gene de kendine ve bize bir iyilik yap, biraz değişik bir şey söyle ve bizi bir sıkıntıdan kurtar. Telefon küçülüp cebimize girince yaşamımızı büyük boyutlarda ele geçirdi ve görgüsüzlük de kirli çamaşırlar gibi sokağa düşüverdi. Yıllardır otomobil seçiminde ve kullanımında billurlaşan kendini bilmezlik daha ucuz ve daha kolay bir aletle akıl almaz bir yaygınlık kazandı. O ufacık şey boyundan büyük işler yapıyor, fotoğraf bile çekiyor. Böylece bizim insanımız da uygarlıktan payını bir güzel almış oluyor.
Cep telefonu yararlıdır, hele İstanbul gibi bir yerde, başını Tekirdağ’a yaslayıp ayaklarını İzmit’e uzatmış olan şu garip kentte. Sokak telefonu sinir ederdi adamı. Jetonu yüzsüzce yutup sırıtmaya başlar, bir tane daha at demek ister. Basarsın yumruğu böğrüne jetonu versin diye. Kılını kıpırdatmaz. Bir jeton daha atarsın. Onu da yutar. Dayağın yararı olur bazen, en azından jetonun birini geri verir. Ama sen telefon edemediğinle kalırsın. Ailece Ankara’daki hısım akrabayı mı arayacaksınız? Sakın gündüz bu işe kakışmayın çok beklersiniz. Hem akşam tarifesi daha ucuzdur. “Kardeşim, gece yarısı oldu, Ankara’yla görüşmek istedik, bağlanmayacak mı?” Karşıdaki biraz öfkeli biraz saygılıdır: “Efendim hatlar dolu, daha önceden bekleyenler var, ne yapabilirim, az sabırlı olun.” Birden telefonunuz çalar. Tamam, aman ne güzel, bağladılar şimdi. Ankara’dakinin sesi öbür dünyadan geliyor gibidir. “Bağır Şecaattin bağırsana oğlum, duyamıyorum.” Telefoncu girer araya. “Bu hattan konuşamayacaksınız, biraz bekleyin sizi başka bir hatta bağlayayım.”
İstanbul’un o güzelim lodoslu günlerinde okuldan kaçıp Büyükada’ya gitmişiz. Gençlik işte! Gençlikte her yaptığın anlamsız işi önemli sayıyorsun. Vapur bizi bata çıka götürmüş götürmeye ama akşama doğru seferleri durdurmuşlar. Evdekiler ölür meraktan. O zaman sokakta telefon olsa da her evde yok. Telefon bağlatabilmek bir serüven… Bizim ev dağın başında. Çare yok, dayımı arayacağım. Ona durumu anlatırım, o da ablama haber verir. Dayım barut gibi bir adam. Patlamak için ateş arıyor. Nasıl dersin okuldan kaçtık diye? “Dayıcığım, öğretmenlerimiz bizi tarihi zenginliklerini yakından görelim diye Büyükada’ya götürdü. Lodos yüzünden az önce seferleri durdurdular, kaldık dönemiyoruz. Bizimkilere haber verirseniz…” Dayım Büyükada’nın tarihi zenginliklerini görmeye gittiğimize inanmamıştır ama elinde bunun böyle olmadığını gösterecek kanıt yoktur. Neyse geç vakit vapur seferleri yeniden başladı da bu tarihi geziden eve geç de olsa dönebildik.
Şimdi akla zarar bir telefon kolaylığı var. Kiminin cebinden iki üç tane çıkıyor. Demek ki bunun da çoğu yararlı. Çocukların elinde oyuncak… Genç kızlarımız bir ellerinde sıkı sıkı bir şey tutuyorlar. Nedir o? Telefon. Cebine koysa ya? Neden koysun, birazdan ya biri onu arayacak ya da o duramayıp birini arayacak. Adının cep telefonu olduğuna bakmayın, uyku zamanlarında bile cebe girmiyor. Konuşmalar kulağımıza çalındığı kadarıyla büyük ölçüde palavra. “Şekerim, beş dakikaya kadar ordayım canım!” Cep telefonu yalnız boş konuşmalar için icat edilmiş değil elbette. Onun yardımıyla iş bağlayabilirsiniz, ilişki kurabilirsiniz, gönül alabilirisiniz, gönül çelebilirsiniz, daha neler neler.
Onu birilerini tehdit etmekte de kullanabilirsiniz. Bundan birkaç yıl önceydi. Sıcak mı sıcak bir günde Mahmutpaşa yokuşundan dalgın iniyordum. Birden bir çığlıkla sıçradım. Yanımdan geçen adam cep telefonuna olanca gücüyle bağırıyordu. Benzerlerini İstanbul sokaklarında son yıllarda görmeye alışık olduğumuz takım elbiseli bıçkın tipi herhangi bir İsmail’in soyunda sopunda cinsel ilişkiye girmedik tek kişi bırakmadı. “Bana bak İsmail, ben var ya ben, senin…” Yüzlerce kişinin gözü adamın üstündeydi ama o hiç oralı değildi. Utanmanın bittiği yerde korkunç bir rahatlık başlar. O da o rahatlığa gömülmüş hem konuşuyor hem gidiyordu. Uygarlığın yarattığı aletlerden birini en olmadık biçimde de olsa bütün olanaklarıyla kullanmakta kararlıydı gün görmemiş adam. Sonra defoldu nereye gittiyse gitti, kalabalıkta hiçleşti. Zaten hiç gibi biriydi. Gene de siz beni dinleyin, cep telefonu dünyanın en kullanışlı aletlerindendir. Gönül rahatlığıyla kullanalım. Hadi öptüm bye bye!

BİR CEVAP BIRAK