İNGİLTERE… Tencere dibin kara!

İNGİLTERE… Tencere dibin kara!

0
PAYLAŞ
Almanya-Türkiye
Almanya-Türkiye
Temmuz 2016’dan beri giderek kötüleşen Türkiye-Almanya ilişkileri, artık dibe vurmak üzere.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen ay, Almanya’daki Türk asıllı toplumu, 24 Eylül’deki federal seçimlerde ‘Türkiye’ye düşman’ diye nitelediği partilere oy vermemeye çağırdı. Sözünü ettiği partiler, Başbakan Angela Merkel’in lideri olduğu Hristiyan Demokratlar, Martin Schulz’un lideri olduğu Sosyal Demokratlar ve Cem Özdemir’in eş başkanlığını yürüttüğü Yeşiller.

Bir milyonun üstünde Türkiye bağlantılı Alman vatandaşının oy kullanabildiği ülkede, seçim kampanyasında Türkiye’nin gündeme gelmemesi düşünülemezdi.

Ancak, iki büyük siyasi rakip, Merkel ve Schulz arasında Pazar günü gerçekleşen televizyondaki seçim tartışma programında Türkiye’nin ağırlıkla tartışılan konu olması pek çok kişiyi şaşırttı.

Çıtayı ilk yükselten Sosyal Demokrat lider Martin Schulz oldu. Türkiye’nin bütün kırmızı çizgileri geçtiğini söyleyen Schulz, “Ben başbakan olursam Türkiye ile Avrupa Birliği üyelik müzakerelerini sona erdiririm” dedi.

Dördüncü kez başbakanlığa aday Angela Merkel, deneyimli bir politikacı olarak başta itidalli davranmasına rağmen, Schulz tarafından köşeye sıkıştırılınca, kendisinin de Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olabileceğine inanmadığını, üyelik müzakerelerinin sona erdirilmesi konusunu Birliğin gündemine getireceğini açıkladı.

Türkiye’nin tepkisi, beklenebileceği gibi sert oldu. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, ‘ufku daralan’ Avrupa’da, Almanya’nın liderlerini ayrımcılığı ve ırkçılığı körüklemekle suçladı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise, Almanya’da siyasetçilerin ‘çiğ bir popülizme teslim olduklarını’savundu.

Otoriter popülizmin dünyada önde gelen örnekleri arasında gösterilen Türkiye’nin, Almanya’yı ‘çiğ bir popülizm’le suçlaması, doğal olarak epey ilgi uyandırdı.

Son on yıl içinde, dünyada popülizmin yükselişe geçtiği açık. 2008 ekonomik krizi ardından ve hala gündemde olan mülteci akını yüzünden Avrupa’da da popülist eğilimler giderek artmakta.

İngiltere’de Avrupa Birliği’nden çıkmak için kampanya yürüten popülist siyasetçiler, daha iyi sağlık sistemi, daha karlı uluslararası ticaret ve daha az göçmen vaadederken, milyonlarca Türk vatandaşını da Manş Denizinden öteye geçirmeme sözü verdiler. Referandumda sağlanan başarı ardından, popülist dalganın süreceğini varsayan başbakan Theresa May, ülkeyi erken seçime götürdü. Sonuç, hiç de beklediği gibi olmadı, Muhafazakar Parti, Parlamentoda  çoğunluğunu kaybetti. Seçim kampanyasında etkili araç, gerçeklerle yüzleşince pırıltısını yitiriverdi.

Fransa ve Hollanda’da popülist söylemlerle yürütülen kampanyaları izleyen seçimler aşırı sağcı hareketlerin hezimetiyle sonuçlandı.

Almanya’da da, popülist partilere destekte şimdilik yükseliş görülmekte. Milliyetçi, göçmen karşıtı Almanya için Alternatif Partisi’nin, federal seçimlerde kayda değer oy toplayabileceği düşünülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’daki önde gelen siyasetçilere yönelik olarak sarfettiği sözlerin, Nazi artığı benzetmelerinin, marjinal ve yabancı düşmanı hareketlere ne kadar yaradığı ise bir başka tartışma konusu.

Ancak şurası açık ki, 12 vatandaşı Türkiye’de hapis yatan ve her geçen gün daha sert eleştirilere hedef olan başbakan Merkel üzerinde, Türkiye’ye karşı yeterince kararlı ve sert tavır takınmadığını düşünenlerin yarattığı baskı gözle görülür ölçüde artıyor. Nitekim Martin Schulz, ‘artık hiç bir Alman, güven içinde Türkiye’ye gidemez’ diyerek Merkel’i eleştirdi.

Ülkenin yönetimine gelecek olan siyasetçinin, seçim sonrasında bu baskıdan kurtulacağını düşünmek ise, gerçekten saflık olur.

Bu yıl Bertelsmann Foundation tarafından Alman seçmenler arasında yapılan bir kamuoyu araştırması, yoklamaya katılanların yüzde 30’unun popülist eğilimler taşıdığını ortaya koydu.

Ancak popülist olduklarını gizlemeyen Alman seçmenlerin ezici çoğunluğu, siyasi sistem olarak demokrasiyi benimsediklerini ve Almanya’nın Avrupa Birliği üyeliğinden yana olduklarını bildirdiler.

Popülizmin iyisi olmaz tabii, ama Avrupa’nın yerleşik demokrasilerinde, kurumların güçlü, yargının bağımsız, medyanın özgür olduğu ülkelerde, popülist baskılara karşı koyabilme şansı çok daha yüksek.

Keşke aynı şeyi, Türkiye için de söyleyebilsek.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

BİR CEVAP BIRAK