Teoman’a “İyi ki bırakmışım” dedirtmemeli

Teoman’a “İyi ki bırakmışım” dedirtmemeli

0
PAYLAŞ

Bu amaca ne kadar yaklaşabileceğimiz elbette birikimimiz veya deneyimimizle doğru orantılı olup yetersiz kalmamız da söz konusu olabilecekse de baştan hedef belirtmekte yarar gördük. Bu kaygıyla; her geçen gün biraz daha yüzeyselleştirilmeye çalışılan ortak yeryüzü bilgi kirliliği içerisinde, benzer bir sığlıkla yargı üretmemeye, yazılan, yazılacak olan her konu üzerinde kafa yormaya gayret ettik.

Teoman’ın müziği bırakma kararını yazılı bir şekilde duyurmasından sonra, konunun esasına veya sonuçlarının neler olabileceğine dair yeterli bir şeyler yazılmazken, magazinel sataşma ve kara çalmalarla olayı hafifletici, bulandırıcı bir çok yoruma rastlayabildik. Halbuki; “bir çok arkadaşımdaki hayal kırıklığı bende de var.” beyanındaki sorunu duymak, görmek, araştırmak ve mümkünse çözmek durumunda olmalıyız.

Öncü

“Peki, bu sorun cidden umursamamız gerekecek boyutta mı? Yoksa Teoman ve birkaç arkadaşını mı ilgilendirmeli?” diye soranımız olabilir.
Evet cidden umursamamız gereken boyutta. Çünkü seksenli yılların sonlarında kendisini yenileyemeyen, birbirinin aynısı, bayat ve vasıfsız şarkılarındaki memleketi kirleten sözleriyle yokoluş sürecine sürüklenen müzik endüstrisine, doksanlı yıllarda taze nefes taşıyan, kalıpları yıkan, dinamik bir ekibin ilk öncülerindendir Teoman.

Kendisi gibi güç ve zorlu koşullarda yetişip benzer bir inatla kendi çizgisini yaratan Şebnem Ferah’ın çalışmaları gibi Teoman’ın çalışmaları da kendilerinden önceki kuşağın öncü temsilcileri Cem Karaca ve Bülent Ortaçgil gibi kimlik sahibi, kendinden sonra gelen kuşağı yönlendiren, biçimlendiren, iz bırakıcı nitelikte oldu. Bu izin peşinden giden, onları imrenen veya taklit eden yeni bir müzisyen kuşak doğdu, büyüyor, daha da büyüyecek…

Bu rüzgarın (ekibin dersek daha doğru olur) etkisiyle bir çok gelişmiş ülkeyi bile kıskandırabilecek ölçüde rock festivallari düzenlenmeye başlamış, kaydedilen albümler gıpta ile takip edilen dünya çapındaki toplulukların seviyesine ulaşmış, arabeskcisinden popcusuna bir çok solisti kendi kulvarına çekmiş, sonuncu sıralarda tamamlamaya alıştığımız Eurovision Şarkı Yarışması’nda bizi birinciliğe taşıyan ruhun oluşumuna ortam yaratmıştır.

Sen Yoksan Yoksuluz

Teoman kendisinden önceki kuşağın takip ettiği, çalışmalarını ülke çapında yaygınlığa ulaştıran Barış Manço, Sezen Aksu ve Mazhar Alanson gibi ortalama algı seviyesini hedefleyerek, toplumun genel çoğunluğunun diline dolanan atasözü ve benzeri sokak deyimlerini şarkısözlerinin arasına sıkıştırma gereği duymadan, hissettiği şeyleri korkusuzca ve ısrarla albümlerine taşıdı.Yani bu yol, işin kolayına kaçarak, fırsat kollayarak da çizilmedi ama yine de “seçkin” bir kesimin müziği, sözü, deklerasyonu sanılan şeyi ülkenin büyük bir bölümüne sevdiren, dinleten biri oldu. Tanınan, sayılan, sevilen, izlenen biri oldu…

Yazdığı şarkısözleri “pazarın talebi” sanılarak üretilmiş, sanat eserinden çok “endüstriyel mamül”e dönüşmüş, dönüştürülmüş şeylere benzemiyordu. Aksine, edebiyatımızda derin izler bırakmış şairlerin şiirlerini andırıyor, yaşadığı yüzyılın gerçeğini, cesaretini ve kural tanımazlığını da yansıtıyordu. Artık “Teoman” denilince kişisel bakış açısını olgun bir edebi ifadeye dönüştürüp şarkılar yazan, doyurucu rock kıvamıyla besteler yapan bir şarkısözü yazarıbesteci\solist ve yapımcı akla geliyor. Ülkelerin yeryüzü tarihinde kapsadıkları alan, topraksal büyüklükleri ya da ekonomik zenginliğiyle değil, yetiştirebildikleri sanatçı, aydın ve bilim insanlarıyla doğru orantılıdır. Teoman’ın müziksel alandaki yokluğu ülkemizdeki müziğin biraz daha yoksullaşmasına sebebiyet verecek.

“Mutsuzluğun Uzmanı”

Sevgilisiyle öpüşürken dudaklarını hangi ustalık veya acemilikte kullandığını bilmiyoruz, bilmemiz de gerekmiyor. Ama biliyoruz ki, 25 sene evvel, henüz tanınmamışken bile taviz vermeyen, inadı inat, kendisine benzeyen biriydi. Yaptığı işi daha iyi yapabilmek için, mutfakta da çalıştı, serviste de. Soğuk bakışıyla, bir yıldız gibi ulaşılamayacak mesafedeymiş gibi görünse de, samimi tebessümüyle aslen çocuğumuza mızıka çalmayı öğretecek kadar yakınımızdaydı.
Yalnız sayılmazdı. Öbür dünyaya göçecek kadar gecikmeden şarkılarını ülkemizin önde gelen solistleri yorumladılar. Kıvançlıydı… Kimbilir? Belki de; en büyük kahramanlarından biri olan Bülent Ortaçgil ile aynı sahnede, birbirlerinin şarkılarını söylediler. Gururluydu… İlgiyle takip ettiği (U2) Bono’dan daha güzel, daha kalıcı şarkılar üretti. Verimliydi…

Stüdyoda birlikte kayıtlar yaptığı ya da konserlerinde aynı sahneyi paylaştığı müzisyenler Türkiye’nin yakın müzikal tarihinin zirvedeki özeti gibidir. İşte ilk aşamada akla gelenler: Şebnem Ferah, Sunay Özgür, Tarkan Gözübüyük, Rıza Erekli, Özlem Tekin, Volkan Başaran, Sezen Aksu, Yalın, Candan Erçetin, Yaşar, Nil Karaibrahimgil, Emre Aydın, İzel, Mirkelam , İrem Candar, Yavuz Bingöl, Kreş, Harun Tekin, Rashit, Hayko Cepkin, Pamela, Metro, Sarah Nile Cameron, Göksel, Zakkum, Atiye, Hande Yener, Nilüfer, Ömür Gedik, Ankaralı müzisyen kardeşler Alper ve Barlas Erinç.

“Mutsuzluğun Uzmanı” olmak istercesine yazdı, besteledi, oynadı ve yönetti ama terazinin öteki kefesine bakacak olsa, (hepsi alın teriyle elde edilmiş) onu mutlu edecek bir çok şeyi de bulabilecekti.

Ayıp Bir Kayıp Olmamalı

Varlığı arsızlığa dayalı değildi. Yani bir gecede şöhrete kavuşmadı. Yola koyulduğunda arkasında herhangi bir medya grubu, siyasi bir oluşum, sanatsal destek topluluğu veya iştahı kabarmış bir ticari kurumun yatırımı yoktu. Yok olup gitmek, var olmaktan çok daha kolaydı. Zor atlatılmıştı. Kolay olan belki de bundan sonrasıydı ama çalışmakla, yaratmakla, paylaşmakla ve biriktirmekle dolu çeyrek asırlık bir deneyim, muhtemelen en olgun eserlerini verebilecekken gözden ırak olmayı yeğledi. Halbuki, solo çalışmalardan ülkenin önde gelen solistleriyle düetlere, film müziklerinden canlı performansa uzanan 20 albümlük, binlerce konserlik, yol açıp iz bırakan bir var oluş hikayesi sona ermemeli, hatta kesintiye uğramamalı.

Uyduruk gazetecinin uydurma haberi, fırsatçı fotografçının zaaf bulma azmi, müzik yapımcısının ortama ayak uydurma telaşını anlayışla karşılama çabamız, televizyondaki sunucunun izlenme oranını göz önünde bulundurma şaşkınlığını hoş görme genişliğimiz derken bu ayıba hepimiz bir şekilde ortak oluyoruz…

Teoman da, bu ortaklığa zaman zaman iştirak etmek zorunda kaldı. Bazen yumruklarıyla savundu kendisini. Yumrukladığı aslında kendisiydi. Bjork’un havaalanında saldırdığı gazeteci örneğinde olduğu gibi, her yumruk anlık rahatlama getirdiyse de, uzun erimde daralma duygusu ağırlığını hissetirecekti…

Peki, Neden?

Son otuz yılda hem ülkemizde, hem dünyada çok büyük savaşlar, toplumsal çatışmalar ve çalkantılar yaşandı. Yoksulluğu sona erdirmeyi planlayan kuramın Kuzey Doğu Avrupa uygulaması, uluslararası sermayenin kuşatmasına dayanamadı. Duvarlar yıkıldı. Davarlar bostana yayıldı. Söz geçirmesi kolay olsun diye, 3 gün önce adı bilinmez deneyimsizler devlet başkanı yapıldı, yaptırıldı, seçildi, seçtirildi… “Küreselleşme” adıyla uluslararası sermayenin hükmü artırıldı, yerel yönetimlerin gücü azaltıldı. Yani, “kararlar merkezden, zararları herkesten” alınmaya başlandı…Bosna’da “etnik temizlik” adında bu yüzyılın en büyük “pislik”lerinden biri yaşandı. Irak, yerle bir oldu, pek umursayan olmadı. “Birleşmiş Milletler”, söz sahibi bir kaç zengin devletin vahşi kararlarıyla “Kirlenmiş Milletler”e dönüştü… Kutsal kitaplardaki mahşer kabusu, bu dünyada yaşananların yanında hafif kalmaya başladı…

Bu büyük alt üst oluş esnasında, “ayaklar baş, başlar ayak oldu”. Müzik endüstrisi de hem ülkemizde, hem de batıda bu bulanıklıktan oldukça mutluymuş gibi bir görüntü sergiledi. Son yirmi yılda tanık olduğumuz “pop patlaması”nın ardından müzik sektörü kontrolsüz bir büyüme yaşadı. Bir çok ilgisiz ve deneyimsiz kimse “yatırımcı” adıyla pay kapabilmek için bu sektöre “balıklama” dalmış oldu. Bu kimseler sorumluluk ve denetimden uzak, “keyifli” çalışmalarla “keyifli” kazançlar peşindeydiler… Birkaç ay ya da yıl içinde ülkenin en zengin yapımcı firma yöneticisine dönüşüp, benzer hızla yoksullaşarak, hastane köşelerinde yalnızlık içinde yaşam kavgası verenler oldu.

İnternet aracılığla müzik dinleme ve indirme olanakları yaygınlaşmadan, korsan ürünler asıllarının önüne henüz geçmemişken müzik sektöründeki satış rakamlarına yansıyan büyümenin büyüsü ile bir çok baştan savma çalışma “albüm” adıyla raflara konuldu, kendi kendisine “sanatçı” diyen bir çok vasıfsız insan piyasaya sürülmüş oldu. İkibinli yıllara geldiğimizde hatırlayamayacak kadar çok albüm, solist veya toplulukla karşılaştık. Ama bunca çalışmadan sonra dünyaya kendilerine has farklı bir pencereden bakabilen, kendi şiirsel dilini yaratabilmiş besteci yeterince yetiştiremedik. Üstelik parçaların bir çoğu hem sözleriyle, hem de müziğiyle aynı elden çıkmışcasına benzerlikler, akrabalıklar sergilediler.

Bu görüntü ve ses bombardımanının içinde yapımcısından, organizetörüne, müzikdinlerinden basına hak edenin hakkını teslim edebilmek adına doğru bir değerlendirme yapılamadı Çoğu zaman iyi ile kötü hiç bir elemeye gerek duyulmadan aynı potadaymış gibi gösterilmeye çalışıldı.

Yaratıcı ve kalıcı eserler üretebilmek için duygusal, sezgisel, sevgisel ve içtenliğe dayalı düzeyli ortamlara, gönül, niyet ve kalp temizliğiyle yürüyen dürüst iletişim bağlarına gereksinim duyulur. Bizde ise; iş ve kıymet bilmez kimselerin söz sahibi olmaları, verimliliği düşüren bir etken olmaya başladı.

Şuur Kaybı!

Derken, bir gecede “superstar” gibi tanıtılanlar bir yana , adı geçtiğinde “efsane,”, “büyük sanatçı”, “şarkı sözü yazarı”, “besteci”, “gezgin” “TV programı yapımcısı”, “Türkiye’de rock müziğin öncülerinden”, “Anadolu Rock türünün kurucu üyelerinden” diye sıfatlarla anılmasına karşın cenaze töreni sebebiyle hatırlanmanın dışında hiçbir şarkısı yıllarca radyo ve televizyonlarda yayınlanmayan kimselerin varlığına tanıklık ettik. Yani at izi, it izine karışmıştı. Tam bir şuur kaybı yaşıyoruz. Bu ortamda işinin ehli bir çok müzik ustası ve onların çok değerli eserleri yok sayıldı. Şimdi çoğu ekmek parası kaygısıyla vasıfsız çalışmalara eşlik ederek yaşamlarını idame ettiriyorlar.

Takdir, kıymet, hatır, şan, ünvan satış rakamlarına, yani ticarete bağlandı. Ticaret ise ahlaki olup olmadığı sorgulanmayan, sansasyonel çıkışlara, skandalımsı varoluşlara dayandı.

Teoman’ın sözünü ettiği “birçok arkadaşımdaki hayal kırıklığı”nın sebebi büyük ölçüde bunlar olmalı…. Burada bahsi geçen bütün konular neredeyse hepimizin bildiği şeyler. Bu şuur kaybının daha fazla besteci, şarkısözü yazarı, solist, müzisyen, aranjör ve hatta diğer tüm sanat dallarındaki yaratıcılarımızın yok olmasına izin vermemesi için bir şeyler yapmalıyız. Bundan sonra yazılan, çizilen her bir şeyin “iyi ki bırakmışım” dedirtmemesi dileklerimizle…

BİR CEVAP BIRAK

17 − sixteen =