Tepelerin tapeleri…

Bizim adımıza tepki göstermeleri gereken en üst düzey yetkililer, gözlerine mil, tepelerine yorgan çekmiş durumda ama, ayakları ayakçı olmuş ve kıçları açıkta, çıplak tepelerimiz gibi.

Altınova’dan İznik’e giden canımız ciğerimiz doğa harikası mavi-yeşil! yolun tepelerinde o kaka rengi kelliğin bütün tonları sergilenmeye başlandı. Yalova- Bursa çıkışında, o yemyeşil Güneyköy’ün her tarafı usul usul tepelenmekte. Daha nicesi usulsuz kemirilmekte.

Bir köprü uğruna ya rab ne ağaçlar gidiyor, bir rant uğruna ey halk gelecekler bitiyor, farkında mısın? Tependekiler tepene binip senin de saçlarını kazıttıkları gün görürsün kendi doğal güzelliğini. 40 küsur taşeron şirkete, maden arama ruhsatı adı altında, taşocağı işletme yolu açıp, bağrımıza taş bastırıp, ocağımıza incir ağacı diktirme hakkı verildi. Şimdi de kullanım alanları misli misli arttırılıyor… Tepe benim, kullanım hakkı tepemizdekilerin… Taşeronlardan yana başımıza gelen işlerin ortak paydası, talan, yalan, dolan. Geriye kalan tepelerde çıplak alan. Taşeron kelimesi bana her daim nedense kaşalot kelimesini çağrıştırmıştır. Bir de temel taşeronun taşeronları var…

Neyimiz kaldı ki nefesimizden başka? Ki ona da göz diktiler, doğamızın ciğerlerini söktüler, havamızı tozuttular, suyumuzu zehirlediler, toprağımızı ateşe attılar, başka yaşam elementi kaldı mı? Onlar bildiler ki ve yıllarca önceden kahin gibi gördüler ki!, buralar yolsuzlara yol, pulsuzlara pul vaadeder, yol ve pul kapan kul yürür gider. Kapanlar kurdular o ormanlarda geçinip giden börtü böceklere, sincaplara, yavrucaklara. Yağmur yağmaz oldu bu kadim bereketli topraklara… Gelmişimize geçmişimize, geleceğimize ve dahi geçimimize geçirip gittiler köprü ayaklarına…

Körfez köprüsünün koca koca taşları, kel etmiş tepedeki saçları, açılmış başları. Gelip geçmeye köprüler yaptıracağız diye, çocuklarımızı geleceğe bağlayan köprüleri yıkıp geçtiler, üstelik, çevre yolları ile dolanmaktalar çevresinde tabiatın, akbabalar gibi.

İstanbul-İzmir 3.5 saat olacakmış. 3.5 atıyor kızılçamlar, sedirler, karaağaçlar, 3 kuruş rantları yüzünden buçuk adamların. Gizli güçleri olan bu canilere, “o ormanların içinde rant var“ desek, “orda hazine gömülü“ desek, “taşocağı taşeronluğundan kat kat karlı altın dolu o ormanlarda…“ desek ki, gitsinler o ormanlarda doğal ayılıklar yapsınlar… Ve tam o sırada işlese çalıp çırpan, yakıp yıkan dozerler. Sincaplar gibi kaçabilirler mi acaba? Kafalarını gömebilirler mi toprağa? Öttürebilirler mi hançerelerini Saka’lar gibi? Utanmazlar mı karıncalardan?

Tepelerimizi biz mi deştik? Barajlarımız su tuttu da biz mi içtik? Sahi mecliste taşeron bir vekilimiz varmıydı bizim, Yalova’dan? Temelimiz çökecek, coşkun sellerle şer inecek tepelerimizden…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.