Tersine dünya…

İçerisinde yaşadığımız ve adına ‘dünya’ dediğimiz gezegende; o kadar çok şey büyük bir hızla değişime uğramakta, değişmekte ve değiştirilmeye çalışılmaktaki insan; ne, neden, niçin, nasıl, niye ve kim(ler) (e)? diye sormadan ve herhalde “binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete” diye de düşünmeden edemiyor.   


Gerek bütün dünya ülkelerinde gerekse kendi ülkemizde; sosyal, kültürel, ekonomik, politik, teknolojik ve psikolojik alanlardaki olumlu ya da olumsuz anlamlara da gelebilecek köklü ya da yüzeysel değişimler; Nasrettin Hocanın eşeğine  ters binip de; kendisini doğru yöne doğru gidiyor zannetmesi misalinde olduğu gibi; bizlerinde içerisinde yaşadığımız dünya için;  doğru yöne doğru döndüğünü sandığımız ama aslında ters yöne doğru dönen bir dünya da mı yaşıyoruz? diye düşünmemize de neden olabilmektedir.


Bütün bunlar ilk anda herkes için bir ikilem (dilemba), paradoks gibi görünse de; aslında böyle düşünmemizi gerektirecek o kadar çok neden var ki;


Bundan yıllar önce başrollerini Demet Akbağ, Olgun Şimşek, Rasim Öztekin, Berhan Şimşek, Lale Mansur, Cem Davran… gibi oyuncuların paylaştığı ve Demet Akbağ’ın bu filmdeki rolüyle (1993) Antalya Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ‘Altın Portakal’ ödülünü de aldığı ve konusuyla da son derece ilginç olan bu film, oynadığı sinema salonlarında ‘Tersine Dünya’ adıyla gösterime girmişti.


Orhan Kemal’in ustalıkla yazdığı ‘Tersine Dünya’ romanını, aynı adla gösterime giren bu film için Ersin Pertan senaryolaştırmıştı.


Filmin konusu toplumsal bir paradoks olan ilişkiler ve çelişkilerdir.  Aynı mahallede oturan Bitirim Leyla, Sarı Leman ve Hasibe’nin öyküsü; kadın ve erkeklerin yer değiştirdiği bir dünyada tüm olaylar tersine gelişerek bir anlamda kadınların ezilmesi, sömürülmesi, şiddete uğraması ve cinsel tacize maruz kalması filmde; kadın- erkek rollerinin yer değiştirmesiyle birlikte yaşanılan her türlü paradoksal ilişkiler ve traji-komik durumlar ironik (alaycı) bir yaklaşımla  anlatılmaya çalışılmaktadır.


Film, toplumda sosyal değerleri ve ilişkileri, uğruna kavgaların yapıldığı ve yücelttiği aynı zamanda bir eziklik ve şiddet öğesi olarak ta anlamsızlaştırdığı kadını, farklı bir dille anlatıyor.


Fakat anlatımda roller değiştirmiş. Olay ve olgular yaşamın içinden kurgulanmış. Paradoksal bir ilişki içinde tükenmişlik, başarılı bir anlatımla düşünmeyi de kışkırtıyor.


Aynı zamanda insanı farklı pencerelerden sorgulamaya iterken, sorunların çözümü içinde bakış ve yaklaşımların oluşmasına katkı sunan, sanatsal ve düşünsel boyutuyla da ağır basan güzel ve güzel olduğu kadar da ilginç bir film.


Bireyin ve toplumun kendi ölçülerindeki iddialarının ve davranışlarının bir anda ters yüz edildiğinde çürümüşlüğün yıldırıcı kokusunu belleklere emdiriyor. Birden o kokunun bütün ilişkilere sinmiş olduğunu fark ediyor insan.


Bu kokuşan ilişkiler bireyi, toplumları ve devletleri sığ davranışlar içinde tökezletiyor. Bu tökezlemelerde hep paranoyalarla karşılanmaya çalışılıyor. Bu sığlığı en fazla yaşayan coğrafya ise bugünlerde Türkiye’dir. 


8- Mart ‘Dünya Kadınlar Günü’ yaklaşırken; tıpkı ‘Tersine Dünya’ filminde olduğu gibi ve adeta  bu filme gönderme yaparcasına; hem toplumsal, hem bireysel anlamda alışılmış olunan  kadın – erkek davranışlarında da çok büyük değişimlerin yaşandığını ya da bazı insanlara göre de tersine giden bir şeyler olduğunu gerek medyadan takip edebildiğimiz kadarıyla, gerekse yaşamın içinde birebir gördüğümüz kadarıyla rahatlıkla söyleyebilmekteyiz. 


Son aylardaki gazete manşetlerine, televizyon, radyo gibi iletişim araçlarına, kısaca medya haberlerine baktığımızda; bugüne kadar alışılmış olunanın dışında bizlere ve genel anlamda topluma ilk anda ters gelebilecek çok ilginç haberlerle karşı karşıya kaldığımızı görürüz.


Birkaç örnek vermek gerekirse; “Karısının kendisini dövdüğünü söyleyen koca, savcılığa şikayetini yaptıktan sonra, boşanmak için mahkemeye baş vurdu”…


“ Çiçekleri sulamak için yazlık evlerine gelen kadın, kocasını sevgilisiyle yakalayınca, kocasının üzerine kurşun yağdırarak delik deşik etti! Eğer silahımdaki kurşunlar bitmeseydi o fahişeyi de öldürecektim” dedi. Daha sonra emniyet güçlerine teslim olan kadın; “NAMUSUMU TEMİZLEDİM” dedi.


“Liseli kızlar, erkek arkadaşları için, bıçaklı, sopalı ve yumruk yumruğa, kıyasıya birbirleriyle kavga ettiler”…


“ İnternette chat (konuşma)  yaptığı kız arkadaşlarının kendisine küfür ederek hakaret ettiklerini söyleyen kız, onları konuşmak için randevu vererek çağırdığı yerde bıçaklayarak yaraladı”…


“ 12 yaşındaki bir kız çocuğu, köpeğini izinsiz sevdi diye, kendi yaşındaki kız arkadaşını bıçakla yaraladı”…


“ Sadece kadınların giderek kendi aralarında oyun oynadıkları kahvehane, cafe ve oyun salonu gibi yerlerin sayısında gözle görülür bir artış olduğu saptandı”…


“ Günümüzde başını Seda Sayan, Zerrin Özer, Ceyda Düvenci gibi ünlülerin çektiği kendilerinden çok küçük yaştaki erkeklerle sevgili olma ya da evlenme durumu yerli-yabancı ünlüler haricinde; ünlü, ünsüz dünyadaki diğer kadınlar arasında da yaygınlaşmaya başladı”…


“ Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de ‘erkek fahişe’ kavramının yerleştiği ve sayılarının da hızla artmakta olduğu söylendi”…


“ Artık erkeklerin kendilerine kadın ‘metres’ tuttukları gibi, kadınların da; kendilerine erkek ‘metres’ tuttukları söylentileri ortalıkta dolaşıyor”…


“ Batı toplumlarında son yıllarda sıkça rastlanmakta olunan ‘EV ERKEĞİ’ kavramı artık yavaş yavaş ülkemizde de görülmeye ve yerleşmeye başladı.


“Özellikle Kastamonu’nun bazı ilçe ve köylerinde yaşayan bazı erkeklerin çok iyi ‘köçeklik’ yaptıkları, bazılarının da elişi, örgü işi gibi işleri kadınlardan çok daha iyi yaptıklarını öğrenmiş bulunuyoruz”…


Nasıl ki, çalışmayan kadınlara mesleğiniz nedir ? diye sorulduğunda; “Ev hanımı, ev kadını” diyorlarsa, artık erkeklere de sorulduğu zaman rahatlıkla “Ev erkeğiyim” diyebilecekler. Hatta Batı toplumlarında görüldüğü ve olduğu gibi, bizde de kadın işe gidip, çalışırken; erkekler evde oturup ev işlerini yapıp, çocuklarına bakabilecekler…


Hani mesleği olmayan kızlar, kadınlar için söylenen bir söz vardı ve bu söz de genellikle kız bakmaya, kız istemeye gelenlere karşı; “kızımız çalışmıyor ama çok iyi ev kızıdır, hamarattır, elinden her iş gelir,  çok marifetli olduğu için kendisinden harika bir ev hanımı olur” diye, aileler tarafından övünülerek  söylenirdi.


Peki, bugüne kadar alışılmış olanlar neydi? Bütün bunların tam tersi değil miydi? Yani erkekler cinayet işler ve “namusumu temizledim” derlerdi. Erkekler kız arkadaşları için birbirleriyle kıyasıya kavga ederlerdi.


Ancak er(kek)ler, kendilerinden çok küçük kızların, kadınların sevgilisi olur, metres tutar, ya da onlarla evlenirlerdi.


Genellikle kadın evde oturur, ev işlerini yapar, çocuklarına bakar, erkek para kazanmak ve evini geçindirebilmek için; iş, güç,meslek sahibi olmak zorunda olurdu.


Kahvehaneler, kumarhaneler, kerhaneler, bilumum haneler hep erkeklerin tekelinde değil miydi?


Üstelik ülkeyi idare edenler tarafından her ne kadar, her anlamda pembe tablolar çizilse de;bu gidişle bunca yoksulluğun, yoksunluğun ve yolsuzluğun diz boyu olduğu bir ortamda da her geçen gün işsizlerin, aşsızların ve aşksızların sayısının artacağı ve hızla artmaya devam edeceği gibi; “Ev Er(kek(ğ)i “ kavramı içerisine  girecek olan er(kek)lerin sayısında da büyük bir artış yaşanacağı gerçeği bütün çıplaklığı ile ortada durmakta.


Bu duruma göre de; sanırım artık, kız isteme kavramı yerine, er(kek) isteme kavramı yerleşecek ve istemeye gelen ailelere karşı da; “oğlumuz ev erkeğidir, mesleği, işi yoktur ama, çok iyi ev işlerinden anlar, evvel – Allah elinden her iş gelir, alan rahat eder, kendisi çok marifetlidir” denilecek!…


İnanın bütün bu olan bitenler, gazetelere, televizyonlara, yerel ve ulusal medyamıza manşet olan konular benim biraz kafamı karıştırdı. Bilmem sizlerin de bu durum karşısında kafanız karışıp da; atılan manşetlere bakarak ve çerçeveli ilanları, duyuruları okuyarak, biraz müstehcen kaçacağı için tamamını yazmaktan kaçındığım bir fıkrayı da anımsayarak “Gördüm! Gördüm de böylesine (çerçevelisini) hiç görmedim!” dediğiniz oldu mu?


Evet dostlar, içinde yaşadığımız ve adına ‘Dünya’ dediğimiz bu gezegendeki canlı-cansız her şey! Büyük bir hızla kirlenirken, türler yok olurken, doğa-çevre tükenirken, insanlar, hayvanlar katledilirken, ve ekolojik denge bozulurken ve hele düşünce kirliliği almış başını giderken; tersine giden bir şeylerin olduğunu görmemek için  sanırım kör olmak gerekir, hem de ‘BAKAR KÖR’…


Ülkemizi idare eden ya da idare ettiklerini sanan etkili ve yetkili kişilerin, ilgili ve bilgili geçinenlerin; tıpkı Nasrettin Hoca misalinde olduğu gibi; ters bindikleri ve aslında bütün benlikleriyle Doğuya doğru gitmesini istedikleri bir trende Batıya doğru gidiyormuş gibi görünmek için; otururken yüzlerini Batıya doğru çevirmekle ülkem insanlarını kandıracaklarını zannederek; “Sizi ancak AB’ ye de biz sokarız” havasıyla hareket etmelerine, her türlü söylenen yalana, dolana, talana seyirci kalmak ve bunu gücünün yettiğince haykırmamak, ya da bütün bu olan bitene göz yummak!…


Ancak! Olsa olsa; her şeyin, her işin ‘Arap Saçı’na ve tersine döndüğü “Tersine Dünya” da sahte cennetler yaratarak, yalan rüzgarları arasında yaşamak isteyen, kimliğini, kişiliğini yitirmiş, çıkarları peşinde koşan ya da koşacak olan, gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde bulunan insanlar ya da insancıklar  arasında olur, diye de düşünmeden yapamıyorum.


Ve ben bunun adına da “NANKÖRLÜK!” diyorum.


Belki zaman içinde ‘bakar kör’ olmanın çaresi bulunabilir. Ama sanırım en kötüsü ‘NANKÖR’ olmak olsa gerek! Çünkü nankörlüğün çaresi ve herhangi bir ilacı da  maalesef yoktur!


Değerli dostlar, gelecek yazılarımda buluşmak üzere, sağlıkla, dostlukla ve sevgiyle kalın! Her şey gönlünüzce olsun!


Tüm dünya kadınlarının:


“ 8 – Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu olsun!”…



“ Anneme tersine gittiğimi söylemeyin! O benim mersine gittiğimi sanıyor!”



Mete Karakaş – araştırmacı/yazar


e-mail: karakasmete@hotmail.com


METE KARAKAŞ’IN DİĞER YAZILARI


– Aşk eski bir yalan…
– Aşklar, şiirler ve şarkılar 
– Gittim, gezdim, gördüm
– …bağlı kadınlara selam olsun! (1) 
– Destan’dan destana yol gider (II) 
– Bunu biliyor muydu Bay Bush? (III) 
– ‘Amazon’ kadınlarından ‘Amansız’lara (IV) 
– Panik Odası mı? Nanik Odası mı? (V.) 
– Meryem ve Meryem (VI) 
– İki farklı Recep öyküsü… (VII) 
– Teflon insanlar (VIII) 
– Hippiler (Hippie) ve bonomolar (IX) 
– Hindi ve papağan (X) 
– Şiir üstüne ne varsa… (XI)
– Sanat (zanaat) ve sanatın başlangıcı (XII)
– Erkek Olmanın Dayanılmaz Hafifliği (XIII) 
– Düşünce yazıları…(XIV)
– Sigara – Nargile – Pipo (XV) 
– Acele karar vermeyiniz… (XVI) 
– Kararlı ol ve seçimini doğru yap! (XVII) 
– Öğrenmenin yaşı yoktur (XVIII) 
– Bitmeyen Senfoni (XIX) 
– Nazım Hikmet Kültür Merkezi…(XX) 
– Hayatın aynasıdır tiyatro! (XXI) 
– Mağdurlar ve mağrurlar (XXII) 
– Şu Çılgın Türkler (XXIII) 
– Benim sinemalarım… (XXIV) 
– Muhteşem gece! (XXV) 
– Pamuk eller cebe! (XXVI) 
– Yurttan Tipler Korosu! (XXVII) 
– Anıların izinde radyo günleri! (XXVIII) 
– Yaşamak ve sevmek üstüne! (XXIX) 
– Suçlular aramızda… (XXX) 
– Sen neymişsin be abi! (XXXI)
– Durdurun dünyayı inecek var! (XXXII) 
– Bir demet maydanoz…(XXXIII)


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.