Teslimiyet ve aymazlık

Teslimiyet ve aymazlık

0
PAYLAŞ

Sayın Öztürk, her zaman ki bilinen üslûbu ile ülkenin kritik genel durumu hakkında,  izleyenlere uyarıcı ve bilgilendirici açıklamalarda bulundu. Hoca’nın program sürecinde söylediklerinin tamamının doğruluğuna katılmamak olanaklı değil! Son derece önemli konulara değindi ve izleyenlere yani bu toplumun bireylerine haykırırcasına ülkenin geleceği konusunda ciddi uyarı ve hatırlatmalarda bulundu…


Yaşar Nuri Hoca’nın katıldığı televizyon programlarda, yazılarında ve kitaplarında gündeme getirmiş olduğu kimi iddia ve söylemlerinden bir bölümünü; 2007 baskılı “Halkın Yükselişi Hareketi” adlı kitabından alıntılar yaparak sizlerle paylaşmak istiyoruz.


Ne yazık ki Hocanın dile getirdiklerinin büyük bölümü; çeşitli zamanlarda ve değişik yayın organlarında, vatansever kalemler ve televizyon program yapımcıları tarafından sürekli dile getiriliyor olsa da;  “durum” ve “gidişat” toplumumuzda henüz beklenen ve gereken biçimde algılanmış değil.
“Biz büyük devletiz bize bir şey olmaz” söylemine dayalı büyük bir aymazlık içerisinde, sanki bile bile ülkenin kara geleceğine hep birlikte ortam hazırlıyoruz!


Bakın Sayın Öztürk neler söylüyor:


“Türkiye, adı konmamış bir işgalin, telaffuz edilemeyen bir parçalanmamın eşiğindedir. Derin dip dalgalarının yaratacağı bir halk seferberliğiyle teşkilatlanıp siyaset yapacak bir yükseliş hareket ve hamlesinden başka çaremiz kalmamıştır.”(S.15)
“Siyasal İslamcılar insanımızı yıllardır, Allah ile aldatıyor. Bu aldatmanın ne anlama geldiğini bu millet artık görmüş olmalıdır. (…) Nüfusunun yaklaşık % 40’ı yoksulluk ve açlık sınırı arasında dolaşan Türkiye’de “İslami hassasiyetleri” köküne kadar istismar ederek oy alan bir partinin genel başkanının millet önünde yaptığı nikah ve düğün törenlerine bakmak bile bu iktidarın halka saygı ve dinsel hassasiyet bakımından nasıl bir tutarsızlık ve aldatmaca sergilediğini göstermeye yeter”(S: 40)
“Türkiye’nin en büyük sıkıntısı, haram lokmadan kaynaklanan sıkıntıdır… Yatırıma ayrılan her 3 liranın 1 lirası rüşvete gitmektedir. Kamu İhalesi Kanunu, bir yandaş kollama ve haramı teşvik kanunu gibi çalışmaktadır… Haram lokma zulmünün açtığı yara, insanımızın seçkinliklerinden biri olan  “hak duygusu ve hakka saygı ruhunu” öldürmüştür. Türkiye’nin en tehlikeli tehditlerinden biri de insanımızda ki hak duygusunun zayıflaması ve neredeyse yok olma noktasına gelmesidir…(S: 62)
“Din iman diye bağırarak yıllarca salya akıtmış adamlar bugün ‘vicdansızlık ve imansızlık rahatlığı’ içerisinde Brüksel’in şefaatine sığınmaktan söz edebiliyorlar. İslam tarihinde bu alçaklığın benzeri kaç tane vardır? Peki nasıl oluyor da, Süleymaniye camii’nin minaresine Haç takmak üzere işgal gemilerini Haliç’e demirleyen Haçlıları oralardan kovup Ezan’ın devamını sağlayan adama (Atatürk’e) karşı Haçlı kodamanlarla birlik olabiliyorlar.
İşgal edilmiş Osmanlı topraklarında Şeyhulislam lakabıyla faaliyet gösteren ve sözde dini-imanı temsil eden Dürrizade adlı sözde din büyüğü adam, ismine ve unvanına tamamen ters bir dürzülük yaparak Kuvayi Milliye erlerinin katline fetva veriyor ve (bu noktaya dikkat), bu fetvasını halk okusun diye Yunan Uçaklarıyla memleketin orasına-burasına attırıyordu. Yani Haçlı işgalcilere karşı çıkanlar aleyhine verilmiş o fetva, Müslüman halkı ifsat için Haçlı işgalcilerin uçaklarıyla dağıtılıyordu. Bugün değişen ne?
Sadece kostümler, isimler ve resimler… Hıyanet ve satılmışlığın esası, özü aynı. Bunlar olup dururken, gelin dinin mümini adamların ne yaptıklarına bakalım:
O zaman ki Ankara müftüsü (daha sonra Cumhuriyet’in ilk Diyanet Reisi) Börekçizade Rifat Hoca (makamı cennet olsun) toplayıp çıkınladığı parayı (bin lirayı) Atatürk’e teslim edip ‘Bunun en iyi harcanacağı iş, şu senin yaptığın istiklâl mücadelesidir; al ve harca!’ diyerek Kurtuluş Savaşı’nın ön saflarında yer alıyordu.
İşte, din adına halkın önüne çıkan iki oluk: Birinden nur akıyor, ötekinden kir…(s:168)
“Ey Müslüman, camiye hapsolmayı bırak da neyle karşı karşıya olduğuna bak! Bak da gör, neler oluyor!” (S.273)


Sevgili okurlar:
“Biz büyük devletiz, bize bir şey yapamazlar, bizi bölüp parçalayamazlar” diye düşünüp yaklaşmakta olan tehlikeyi görmekten yoksun kalırsak, emin olun ülkenin felâketini, bu vurdumduymaz ve eylemsiz halimizle bizler hazırlamış olacağız!


Bu satırların yazarı, normal insan ömrünün yarısını çoktan aşmış, göreceği kadar görmüş, yaşayacağı kadar yaşamış vatanını, bayrağını, milletini ve Ata’sını canı gibi seven bir Türk vatandaşıdır. Çırpınışı, endişesi, kaygısı; yaşamının taze baharında ki Türk gençleri, evlatları, vatanının bütünlüğü ve varlığının devamı içindir!..


Dedelerimizin atalarımızın  Çanakkale’de, Sakarya ve Büyük Taarruz’da, ülkenin her yöresinde, gözlerini kırpmadan canlarını vererek bizlere miras bıraktığı bu güzel vatan toprakları üzerinde eğer gün gelir de Haçlı Emperyalistlerin bayrakları dikilir, Mustafa Kemal Atatürk’ün resimleri indirilir, heykelleri kaldırılır ve camilerinde ezanlar okunmaz olursa!…


Devam edemeyeceğim sevgili okurlar, sanki yüreğim sökülmeye başladı!.. Sanki düşman askerlerinin postal seslerini (Allah korusun) İstanbul kaldırımlarında duyar gibi oluyorum!..
Devam edemeyeceğim!…


Yüce Allah’ım!
Ey Büyük Yaradan! O günleri sakın bize, bu asil millette gösterme!
Sakın gösterme!…
“Gaflet ve dalalet” içerisinde olsak da!
 Gösterme Güzel Allah’ım! Gösterme!


Son söz:


VATANSIZ VATANSEVER OLUNMAZ!



burhanozbey21@hotmail.com
burhanaozbey@yahoo.com


 

BİR CEVAP BIRAK