Tüm kapıların ona açıldığı küçük sığınak

Tüm kapıların ona açıldığı küçük sığınak

0
PAYLAŞ

Soluklandığın, yutkunduğun, korktuğun, bekleyişlerle ömür tükettiğin kapı arkası: Antre…


Sokağı evden, odaları birbirinden ayıran, hep geçtiğin durduğun, asla düşünecek kadar zaman geçirmediğin ama aslında hayatının anlamını tek kelimelerle özetleyiverdiğin  ilk  durak.


Karlı kış akşamlarının dönüşünde seni evinin sıcağına katan ilk geçit . Tek hamlelik hareketlerin, gelişlerin, gidişlerin, selamlamaların, uğurlamaların, yegane sığınağı.


Mutfağı salondan, banyoyu yatak odasından  ayıran 2 m2’lik alandır O hücre . Seni bekleyen, uğurlayan ve evini ev yapandır. Öfkelerinin, sevinçlerinin, keder ve kayıp sandığın günlerinin tek tanığıdır , yatak odasından bile önce. Aklına düşen ilk şey doğrudur, seni karşilayan ilk kapı gibi antre de…


Büyük salon penceresinden ışığını gördüğünüz bir evin misafiri olursunuz bir gece. Kapıyı çalmadan girersiniz, içeride sizi bekleyen evsahibinin antresine. Tutup çeker omuzlarınızdan ince hırkanızı. Belki aylardan Nisan dır, günlerden cuma. Yorgunsunuzdur, ilk titrek ışığı o zaman görürsünüz, sizi  bekleyen gözlerin antresinde.  Öyle olmasa belki de basamazsınız çıplak ayaklarınızla taş zemine. Kısa bir selamlaşma anının büyüsünü hiç tanımadığınız bir eve ilk girişte ne açıklayabilir ki size?


Bir bekleyen varsa  sizi herhangi bir evin antresinde, sıcaktır o ev ne kadar çıplak da olsa ayaklarınız. İsterse boş olsun odalar yataksız,  duvarlar rengini yitirmiş olsun tablosuz, 2 mum koyar siyah sehpaya  ısınırsınız. Geceler uzundur büyük salonların terkedilmişliğinde, ama antreler de muhakkak takılır gelenler gidenlerin peşine. Ayağınızı ilk sürüdüğünüz yerde bırakırsınız birşeyleri. Sevinçlerle yahut kederlerle yıkanan bir köprüdür antre.


Antresi olmasaydı evinizin, odalar birbirine açilsaydı, misal kapıyı ilk açtığınızda salona girseydiniz oradan mutfağa, mutfaktan çıkıp yatak odasına , eğer alışmış olsaydınız böyle bir düzene, antrenin yokluğuna da belki aldırmayacaktınız. Oysa bir gereklilik antre hayatınızda, tıpkı dur demeyi bildiğiniz önyargılarınız gibi. Mutfağınıza konuk etmek istediğiniz birini yatak odanıza almak istemeyeceğiniz gibi. Şüphesiz türkçedeki adıyla daha anlamlı antre=eşik. Herkesin bir dayanma, katlanma, korunma eşiği yok mudur hayatında?


Yalnızlığınıza benzer antre. Asla konaklamadığınız ama varlığından hiç şüphe etmediğiniz, zaman zaman kalabalık  zaman zamansa bomboş yalnızlığınıza benzer. Kiminin ayak sürüdüğü, kiminin peşine düştüğü, ama  çoğunlukla iki laflamanın sonunda kendinize döndüğünüz yerdir orası. Kaçacak bir mutfağınız, çalışma odanız ve salonunuz vardır daima….


Aşkınıza benzer antre. Bir çok odaya açılan kapılar gibidir ruhunuz. O odalarda hayat bulur,  bir solukla çıkıp gidersiniz .  Askı dolabı dolar, boşalır… Tek bir ceketin yokluğu acıtır içinizi. Sesiniz yankılanır  O’nun ismini seslenirken. Ve dudaklarınızı yakan iki kelimenin aksi savrulur karanlıkta… Aşk, eşyasız perdesiz çırılçıplak bir ruhtur antre de.


Bir durup düşünelim neler yaşadık antrelerimizde? Kimleri buyur edip kimleri kovaladık ?  Sırları mı, korkuyu mu, müjdeyi mi?  Neler geçti hayatımızın antresinden, farkında olarak yahut olmayarak?


Her kapı zili bir haberdir başka bir hayattan, biz kimleri konuk ettik, kimleri uğurladık?


SİBEL BENGÜ’NÜN DİĞER YAZILARI


Bir İstanbul hatırası


Kadın dediğin


– ‘Adam gibi adam’ dedikleri…


– Mantığım intihar, ruhum serseri…

BİR CEVAP BIRAK

seventeen + 13 =